Kategori: Ekrem Kılıç

Ebediyyet Arzûsu

Dünyâmızı sâbit gibi gördük, kandık. Eyvâh bize, eyvâh! Ne kadar aldandık! Bir anda söner ömrümüzün şu’lesi, ya; Hiç sönmeyecek tâ be-kıyâmet sandık… İnsanoğlunun dünyâya gönderilişinden bugüne kadar geçen süre içinde geçirdiği safhaların büyük bir bölümü bilinmezlik perdesi altındadır. Son asırda gelişen teknik imkânlardan istifâde ile bulunan fosillerin, insan kemiklerinin, âdemoğlunun elinden çıkmış eserlerin yaşı hakkında […]

Yazının Devamı

Sesler Âlemi

Dinledim dün gece rast faslını kâm-rân oldum. Rûha kim sesleniyor? Keşf ile şâd-mân oldum. Mûsıkî âlemi ummân gibi sonsuz ve derin; Halk eden Kudreti takdîs ile hayrân oldum. İlk nağmeyi kim, hangi te’sîr altında terennüm etmiştir? Bütün semâvî dînlerde, kudsî metinlerin bir çeşit nağme ile okunuşu, bu tarzın İlâhî bir ilhamla meydana geldiğini akla getiriyor. […]

Yazının Devamı

Mükemmellik

Cennetdeki bahçelerde yalnız, Eksik bulamaz ararsa insan. Her türlü kemâlde bir kusûr var; Hakk, âlem-i kevni kıldı noksan… Cenâb-ı Hâlik dünyâyı böyle yaratmış: “nekàisten müberrâ olmak, cinân-ı Cennetin mahsûsâtından ve her kemâle bir noksanı karıştırmak, şu âlem-i kevn ve fesâdın mukteziyâtından olmakla”[RNK – Tulûât] burada her şeyin mükemmelini aramak abestir. Allâhu Teâlâ’nın zât, sıfât ve […]

Yazının Devamı

Rûh ve San’at

İnsanda bu âzâ ve bu âlât ne için? Rûhen, bedenen bir sürü hâlât ne için? Pek çok kişi idrâk edemez; ah, ne yazık! Hilkatdeki san’at ve kemâlât ne için? San’atı, mânevî bir varlığın madde âlemindeki tezâhürü diye târif etmek uygun olur mu, bilmiyorum? Mevzûumuz felsefe olmadığı için, rûhun varlığı ve te’sîrleri ile ilgili görüşlerimizin semâvî […]

Yazının Devamı

Füsunkâr Akşamlar

Şehirlerin sunî ışıkları, akşamların hülyalı vasıflarını perdeliyor. Dağlarda, kırlarda, meskûn mahallerden uzak mekânlarda akşamlar daha bir başka görünür; hissedilir. Güneş guruba meyleder; gölgeler kuytularda iyice koyulaşırken, düzde istila etmedik bir yer bırakmazlar. Görülen manzara az sonra çökecek karanlığın provasıdır. Kim bilir nasıl ve hangi hislerin ördüğü bir kement, gelir insanın bedenini yakalar. Bir hüzün, ıslak […]

Yazının Devamı

Emel

Emel Kalbim ne büyük, tatlı emeller yeridir! Tutsam diye koşdum senelerden beridir. Akşam uzayan gölge, benim gàyelerim; Ömrüm, şu tükenmiş güneşin benzeridir… Cenâb-ı Hakk, insana emel denilen duyguyu vermese idi, bugün görünen pek çok kalıcı eser meydana gelmezdi. İleriye âit isteklerin, arzûların, ümitlerin, hırsların, hayâllerin karışıp tasavvur hâlinde akılda ve diğer mânevî cihazlarda yer tutması […]

Yazının Devamı