Kategori: Mehmet Nuri Bingöl

Asıl Risaleleriniz Anlatacak Sizi

“Kardaşım, vücudum ve hayatımın devamı, bu millet için lâzımdır. Hayatıma kasdetmek isteyenlere karşı, bu can emanetini ‘Emanet Sahibi’nin emri gelmeden teslim edemem. Bu yüzden, yemek yapmak için lüzumlu malzemeyi en çok itimad ettiğin kişilerden almalısın. Biliyorsun, beni on dokuz defa zehirlediler.” diye bir “hâdim”inize derken, istikballer namına endişe volkanları patlıyordu içinizde belki de… Sizin fıtratınız, zillet […]

Yazının Devamı

“İstişare” ama nasıl

İçtimai mücadele ya da tesanüd içerisinde insanların birbirleriyle müşaveresi ve ortak hareketleri daima olması gereken bir hâl, daha doğrusu insanın “içtimai bir mahluk” olmasıyla  alâkalı. Demek ki şûra veya müşavere sadece İslâmî bir mefhum değil, sosyal mevzularda bütün taraflarca daima müracaat edilen bir usûl. Eğer, “Bizim bütün müslümanları bağlayıcı karar selahiyetimiz yoktur; çünkü ne ehl-i […]

Yazının Devamı

HAKİKİ MEDENİYET

Bazı mefhumlar o kadar zahir ve bahir ki izaha lüzum olmadığı halde, “hakiki vukuatı kaydeden tarih”le “ hâl-i hazır”a “ahvel” veya “şâş” bakıldığından tekrarına, kendi nefsimin ıslahı için ihtiyaç duyuyorum. Bunlardan bir Sahib-i Dehr Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin –ra- şu ifadeleri: “Bütün kemâlâtın üstadı ve üç yüz yetmiş milyon nefisleri bir tek nefis hükmüne getirebilen […]

Yazının Devamı

Siyaset mefhumu ve “hakikat-perestlik sıddıkıyeti”…

  Emir, nehiy ve terbiye mânâlarına gelen siyaset ( Lügat mânası ise atı yönlendirmek)  kelimesi Arapçâ ve sase fiilinden masdar. İbn-i Abidin “siyaseti” şu şekilde târif etmekte: “Siyaset, halkı dünya ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salâh ve manfaatlerine çalışmaktır.”(1) Bu târifin devamında bütün İslâmî hükümlerin “iman” ve “siyaset” çevresinde döndüğünü beyan etmektedir.( Anlattıkları […]

Yazının Devamı

AKASYALAR AÇARKEN…

 Akdeniz’e bakan yalıyarların birinin üzerinde kimbilir hangi tarihte kurulmuş yerleşim biriminde, ağaçlardan kopup gelen sesleri dinledikten sonra: “Akasyaları bilirsiniz. Baştan ayağa bembeyaz ‘zannedilen’ o ağaç var ya hani; en büyük meyvesi sürur veren serin gölgeleri olan…” diye sessizce hitap ettim içimdeki dosta. Kimi insanların da öyle olduğunu, kimi an ve anlayışların çoklarına o intibáı verdiğini […]

Yazının Devamı

“YALEL” SEDALARI

Önce etraf sarardı, sonra da gün. Ufuk gül goncasına kayınca, ardından koyu bir renk halitasını da tadınca, ortalığı seçilir kılan alaca karanlığı sertçe uzaklara itti. Nihai kuşluk zamanı kapanınca da cıvıltılar solup silikleşti. Sessiz naralar… Onlarındı elbet sükun içre besteler; narin kanatlarıyla, yeni başlayan süzülüşleriyle göl üstündeki göğü biçip terzilik maharetini gösteren yarasalara aitti. Birkaç […]

Yazının Devamı