RAHMET HAKİKATI ÜZERİNE

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

“Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.” (Sözler, 6-Birinci Söz)

“Rahmet”

Kainata nazar edildiği vakit görünüyor ki, güneş kadar zahir bir rahmet hakikatı hükmediyor. Kainat bütün envaıyla mahlukatın imdadına koşturuluyor. Kainat insana müteveccihtir ve ona hizmet ediyor. (Sözler, 11)

Rahmet, dört hakikatı tazammun eder, içinde dört hakikat vardır: Hikmet, inayet, ilim ve kudret. (Sözler,10)

Bu kainat; hikmetle ve bilerek mahlukatın ve insanın yardımına koşturuluyor ki, rahmet hakikatı budur.

Evet, rahmetin içinde bu dört hakikat bulunur ve dört hakikatın tahakkuku ile rahmet ortaya çıkar:

Birincisi; hikmettir. Yani; ihtiyaçlar, fayda ve maslahatlar gözetilerek bu inayetler yapılıyor. İnayet, tam ihtiyaca muvafık olmazsa hikmetsiz olur. Hikmet olmadığı takdirde ise, rahmet hakiki manada tahakkuk etmemiş olur.

Bir mahlukun ihtiyacına muavenet edilmekle birlikte hikmet gözetilmezse, o muavenet manasız kalır.

Yardım edilmekle birlikte bu muavenet ihtiyaca da münasip olmalıdır. Pek çok yardımlar yapılmış olur fakat zayıfların ve yavruların ihtiyacı gözetilmemiş olursa, tam ihtiyaca göre ve hikmetli olmadığı için, o yardım hakiki manasını yitirebilir. Hatta ihtiyaçtan fazla olması dahi hikmetsiz olur. Enkaza, süprüntülere, ufûnetli maddelerin terakümüne yol açar.

Mesela; devlet, ihtiyaç sahiblerine veya musibete uğrayanlara yardım etmekle birlikte bu yardım tam ihtiyaca muvafık olmazsa veya ihtiyaç miktarından çok fazla yardım yapılmış olursa hikmetsiz hareket edilmiş olur. İnayet var fakat hikmet olmamış olur.

İkincisi; inayettir. Rahmetin içinde inayet vardır. Yani kainatın bütün eczası birbirinin imdadına koşuyor. Kainattaki nizam, kainattaki herşeyin birbirinin yardımına koşması ile cereyan ediyor:

Bu âyetin, Sâni’in vücud u vahdetine işaret eden delillerinden biri de, “inayet delili”dir. Bu delil; kâinatı ve kâinatın eczasını ve enva’ını ihtilâlden, ihtilaftan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususatını intizam altına almakla kâinata hayat veren nizamdan ibarettir.” (İşarat-ül İ’caz, 86)

Toprak hava ve su zerreleri nebatatın imdadına, nebatat hayvanatın, gıda zerreleri hücrelerin imdadına koşuyor. (Lemalar, 117)

Üçüncüsü; ilimdir. Rahmeti rahmet yapan ilimdir. Kainat insanın muavenetine koşturuluyor fakat bu muavenet tesadüf eseri değildir. Bilen bir Zat; kainatı, insanın ve mahlukatın imdadına koşturuyor.

Mesela; bir padişah raiyyetinden birine, bir hediye gönderdiğini farzedelim. Hediyeyi getiren, o hediyeyi hata ile başka bir şahsa vermiş olsa, o şahıs için hediyeyi almak, padişahın lütfuna mazhar olmak manası taşımayacaktır. Çünkü padişah o şahsı kastederek ve ihtiyacını görerek göndermemiştir.

Yani rahmetin rahmet olması, hikmetli bir inayetle birlikte, inayet eden zatın ilminin olmasına, inayetin bilerek yapılmasına bağlıdır. Bizi biliyor ve rahmetiyle bildiğini bildiriyor. (Sözler, 10)

Rahmetin rahmet olması için, inayete mazhar olan kimsede; yapılan inayetin tesadüfi olduğu vehmi olmamalıdır. Bilerek kendisine iltifat olarak gönderilmeli ve nimete tekrar ihtiyacı olduğu takdirde, nimetin devamının geleceğinden ümidi olmalıdır.

İhtiyacını bilen, onu tanıyan, seven, merhamet eden bir zat gönderdi. Onu biliyor ve inayeti ile şefkat, merhamet ve muhabbetini gösterdi. İhtiyaç tekerrür ederse yine gönderebilir. Bu takdirde, inayette, tam bir rahmet manası olur.

Dördüncüsü; kudret olması lazımdır. Rahmet, kudreti tazammun eder. Rahmet; kudret sahibi olmaya mütevakkıftır. Kainatta rahmet hakikatının tam tahakkuku için, hikmet, inayet ve ilimle birlikte, herşeye kadîr nihayetsiz bir kudret lazımdır.

İnsanın kalbinin bütün ihtiyacatını bilmeli ve her arzusunu yerine getirecek bir kudret sahibi olmalıdır.

“…Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, herşeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder.” (Sözler, 318)

Hülasa; rahmet hakikatı; hikmet, inayet, ilim ve kudret olmak üzere dört hakikatın mezcinden ortaya çıkan bir hakikat-ı mahbubedir. (Sözler, 10)

Mahlukatın her ihtiyacına “inayet” olmalı, bu inayet “hikmetli” olmalı, “ilim” ile yani bilerek yapılmalı, inayet eden zatın “kudreti” olmalıdır.


Etiketler: Kategori:

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?