RİSALE’Yİ ANLAMAK YAHUD “METİN” TAHLİLİ…

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

Geçende bir Nur grubunun “mütelaalı ders” namı verilen sohbetinde bulundum. Umumi hatlarıyla faydalı gördüğüm çalışma, metin tahlili ve “Usul’id-Din” kaideleri çerçevesinde, bütün mahallerde yaygınlaştırılmalı. Mâlum: Eğer Risale-i Nur “usul” dairesinde anlaşılmazsa yanlış yaşanılır, hizmetin “tarz-ı telakkisi” tam kavranılmadığından da kimi ekstrem hiziplere yol açabilir.

Metin tahlilinin anahtar kelimesi “bütünlük”, yani külliyattır. “Külliyat” mefhumunu, kırmızı kapakların üzerindeki “külliyat” namı ile karıştırmamak gerekir ama. Ele alınan, anlaşılmaya çalışılan, izahına yeltenilen risalenin bütünlüğünden bahsediyoruz. Eğer bir ifâde veya cümle (vecize), içinde bulunduğu metnin bütününden koparılarak izaha kalkılırsa, tam yanlış bir mâna çıkar demiyorum ama çok eksik bir mânaya varılmış olur!

İşin bir de şu handikabı var. Eğer bir ifâde risale bütünlüğünden koparılırsa, o paragrafı izah eden kişi indî fikirleriyle – farz-ı muhal- kendisini dinleyen grubu yönlendirmek istediği düşünceye iteleyebilmek için Üstad Bediüzzaman’ı “istimal” etme gibi bir vebalin altına da girer. Belki de bilmeden, şuuruna bile varmadan…

Üstad’ımızın tasnifiyle bu asırdaki Usuliddin şu sıralama ile ele alınmalı:

1- Kur’an

2- Sünnet

3- Risale-i Nur (Şualar)

Sünnet âlimlerinin daha umumi tasnifi ise mâlum:

“1-Kur’an

2- Sünnet

3- İcma’-ı Ümmet

4- Kıyas-ı Fukaha” (Ehl-i Sünnet İtikadı, Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi)

Demek ki Risale-i Nur, bu asırda hem İcma’ı Ümmet’e dayanılarak telif edilmiş, hem de kıyas-ı fukaha rolünü üstlenmiş bir “eser”. Anlaşılması için, 25. Söz’de Kur’an-ı Kerim Âyâtı’nın idrâki için lüzumlu hususların Risale-i Nur için geçerli olmadığını ya açıkça ya da zımnen savunmak -söylemeyim, arif olan anlar- oldukça veballi bir hâl olur!

Kur’an-ı Kerim’i tefsir için hangi soruları sormak gerekiyordu?

“1- Kim söylemiş?

2-Kime söylemiş?

3- Hangi makamda söylenmiş?

4- Ne maksatla söylenmiş.”

Bunların bir kısmına “lisan-ı Şeriat’ta” nüzul-ü sebeb dendiğini biliyoruz. Şu itikad esasını atlamamak lazım ama; “Bir ayetin nüzul sebebinin hususi olması, hükmünün umumi olmasına mani değildir.” Dikkat edelim ki “ayet” deniyor, “tefsir” değil…

Dikkat edilmesi gereken bir husus da şu olmalı. Üstad Hazretleri Risale altlarına yapılan lügat çalışmasına:

“Risale-i Nur okuyan biri lügat karıştırmasını da bilmeli, sa’yetmeli…”

Buyurarak mâni olduğu gibi, imlâyı düzeltiyorum diye yapılan noktalama değişikliğiyle, herhangi bir noktalamanın kaldırılmasına da izin vermiyor. O hâlde bir cümlede kullandığı bir kelimenin atlanması veya ehemmiyet verilmemesi, o risale “metninin” tam anlaşılmamasını, hatta bazen tam ters bir mâna neticesine varılmasına yol açabiliyor!

Demek ki risale, telif edildiği şart ve sebepler düşünülmeden anlaşılamaz, hele “Usulid-Din” den tecrit edilerek anlaşılırsa, sünnet itikadından apayrı neticelere varılır ki o zaman ilim ehli “dindar kuvvetler”le el ele vererek, “Bolşeviklik” ve “bir nevi Bolşevizm” olan zihniyetlerle mücadele mümkün olmaz. Tefekküri bahisler müstesna elbet!


Etiketler: , ,
Kategoriler: Mehmet Nuri Bingöl Yazarlarımız

Yorumlar (1 Yorum)

  • Abdulmecit

    Yazar tarafından “Kur’an-ı Kerim’i tefsir için hangi soruları sormak gerekiyordu …” derken 25.sözden şu kısım da ilave edilebilirdi:

    Eğer desen: Geçmiş misallerdeki bütün manaları nasıl bileceğiz ki Kur’an onları irade etmiş ve işaret ediyor?

    Elcevap: Madem Kur’an bir hutbe-i ezeliyedir. Hem muhtelif, tabaka tabaka olarak asırlar üzerinde ve arkasında oturup dizilmiş bütün benî-Âdem’e hitap ediyor, ders veriyor. Elbette o muhtelif efhâma göre müteaddid manaları dercedip irade edecektir ve iradesine emareleri vaz’edecektir. Evet, İşaratü’l-İ’caz’da şuradaki manalar misillü kelimat-ı Kur’aniyenin müteaddid manalarını ilm-i sarf ve nahvin kaideleriyle ve ilm-i beyan ve fenn-i maânînin düsturlarıyla, fenn-i belâgatın kanunlarıyla ispat edilmiştir.

    Bununla beraber ulûm-u Arabiyece sahih ve usûl-ü diniyece hak olmak şartıyla ve fenn-i maânîce makbul ve ilm-i beyanca münasip ve belâgatça müstahsen olan bütün vücuh ve maânî, ehl-i içtihad ve ehl-i tefsir ve ehl-i usûlü’d-din ve ehl-i usûlü’l-fıkhın icmaıyla ve ihtilaflarının şehadetiyle Kur’an’ın manalarındandırlar. O manalara, derecelerine göre birer emare vaz’etmiştir. Ya lafziyedir ya maneviyedir. O maneviye ise ya siyak veya sibak-ı kelâmdan veya başka âyetten birer emare o manaya işaret eder. Bir kısmı yirmi ve otuz ve kırk ve altmış, hattâ seksen cilt olarak muhakkikler tarafından yazılan yüz binler tefsirler, Kur’an’ın câmiiyet ve hârikıyet-i lafziyesine kat’î bir bürhan-ı bâhirdir.
    25. Söz, 1. Şule, 1. Şua, 2. Suret, 5. Nokta,

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?