Ümmet Birbirine Hasret

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

“Aramızdaki sınırlar bizi ayıramaz, ümmet olarak bir ve beraberiz, sınırlar kafalarda ve haritalar üzerindedir.”

Tutkuyla seyrettikleri Türk yapımı dizileri hayranlıkla takip ediyorlardı. Dizilerdeki hayat tarzını Türkiye özlemiyle, imrenerek izliyorlardı. İstanbul’u görmeyi adeta bir aşk derecesinde istiyorlardı. Seyrettikleri filmlerdeki köşkleri, camileri, yalıları yerinde görmek için büyük bir arzu duyuyorlardı. Özellikle de harika görünen Türk yemekleri yok mu, onların kokusu burunlarında tütüyordu! Bu yemekleri Türkiye’de tatmak istiyorlardı…

Yasin ve eşi Samar, beş yaşındaki oğulları Yüsr ile birlikte Türkiye’yi görmek için bir seyahat planlaması yaptı. Ağustos ayının ortalarında uçakla İstanbul’a geldiler. Atatürk Havalimanından kalacakları otele varmak için taksiyle Sultanahmet’e ulaştılar. Otellerine varmak için kalan kısa mesafeyi yürümeye başladılar. O sırada oğulları Yüsr acıkmıştı. Bir döner büfesinin önünden geçerken çocuklarına ekmek arası bir döner aldılar. Otellerine vardılar ve eşyalarını yerleştirdiler. Tam biraz dinlenmeye hazırlandıkları sırada Yüsr karın ağrısıyla ağlamaya, ardından da kusmaya başladı. Hemen bir taksi çağırdılar. Taksi onları hastaneye götürmek için biraz uzun bir yolu tercih etmiş olacak ki epey yüklü miktarda bir ücret ödediler. Hastaneye vardıklarında gece yarısı olmuştu. Hastane veznesi ücreti Türk lirası olarak istedi. Fakat üzerlerinde yalnızca Eure vardı. Panik halinde ne yapacaklarını şaşırdılar. Para ödeyemedikleri için çocuğun tedavisi bir türlü başlamıyordu. Yasin üzerinde bulunan bir miktar dövizi bozdurmak istedi. Yanına gelen Iraklı bir vatandaşın yardımcı olma teklifine inanarak dövizi bozdurup getirsin diye verdi. Fakat giden adam bir türlü geri gelmedi. Saat gece yarısını geçmişti. Yasin bu sefer üzerinde bulunan son parasıyla bir döviz büfesi aramaya çıktı. Eşi Samar ateşler içindeki oğlunun başında gözyaşı döküyordu. Bu sırada üzüntüyle Cezayir’deki annesini aradı. Annesine hemen Cezayir’e geri dönmek istediklerini ve başlarına gelenleri anlattı. Annesi “her zorluktan sonra kolaylık gelir, sabredin” dedi. Yasin geri geldi ve tedavi ücretini ödedi. Tedavi geç te olsa başladı. Teşhis “gıda zehirlenmesi” olarak konuldu ve tedavi sabaha kadar sürdü. Otellerine vardıklarında sabahın yedisi olmuştu. Canları çok sıkılmıştı ve Cezayir’e geri dönmeyi kafalarına koydular. Hemen bilet acentalarını aramalarına rağmen ertesi gün için uçak bileti bulamadılar. İstanbul’da bir gün daha kalmışken Adalar turuna çıkalım dediler. Nasıl olsa bir gün sonra Cezayir’e geri döneceğiz diye düşündüler…

Barış Manço isimli Adalar vapurunun açık olan güvertesinde etrafı seyrederek oturuyorlardı. Yüsr yine acıkmıştı ve yanlarında kendi çocuklarına yiyecek ikram eden bir Türk kadınının elindeki pohçaya bakıyordu. Şefkatli Türk kadını Yüsr’e de “buyur evladım” diyerek bir pohça uzattı. Çocuk Türkçe bilmediği için denileni anlamadı ve yiyeceği almak istemedi. Türk kadının eşi ve ailenin lideri olan meraklı yolcu İngilizce konuşarak çocuğun annesi Samar’ı pohçayı almaya ve hijyenik olduğuna ikna etti. Yüsr pohçayı aldı ve afiyetle yemeye başladı. Meraklı yolcunun kızı aileyle İngilizce olarak konuşmaya devam etti. Meraklı yolcu Samar’a Risale-i Nur Külliyatın’dan “short words” isimli bir kitap hediye etti. Samar eşi Yasin’i çağırdı. İki aile Cezayir ve Türkiye hakkında konuşmaya başladılar. Ayrılacakları sırada meraklı yolcu Cezayirli aileyi Pazartesi günü yani bir gün sonra Beyazıt Sinanpaşa medresesinde yemeğe davet etti. Hem böylece sohbete kaldığımız yerden devam ederiz diyerek ayrıldılar. Cezayirli aile bu teklifi kabul etti. İki aile Adalar turunun geri kalan kısmını ayrı ayrı devam ettiler…

İki aile Pazartesi günü Sinanpaşa medresesinde buluştu. Öğleden ikindi vaktine kadar Tevafuklu Kur’an’ı Kerim mucizesini incelediler ve Risale-i Nur ile Kur’an ve Sünnet’in ihyası hizmeti ve ümmet kardeşliği üzerine konuştular. Cezayir’deki Risale-i Nur talebelerinin iletişim adreslerini paylaştılar. Suriye’li Halil mükemmel Arapçasıyla Cezayirli aileye İman hizmetini ve Kur’an tefsirlerini çok güzel bir şekilde tanıttı ve bir İşaret-ül İ’caz tefsiri hediye etti. Yemek yediler, hediyeleştiler, fotoğraf çekindiler, Sinanpaşa Medresesindeki Hattat’a güzel bir hatıra yazısı yazdırdılar ve etrafı gezdiler. Tam ayrılacakları sırada meraklı yolcu ve ailesi Cezayirli aileyi ertesi gün evlerine yemeğe davet etti. Daveti kabul ettiler ve ertesi gün buluşmak üzere ayrıldılar…

Meraklı yolcu ertesi gün misafirlerini alıp eve getirmek için özel aracıyla yola çıktı. Misafirlerini Karaköy’de kaldıkları otelden aldı ve İstanbul’un güzelliklerini çocuklarıyla birlikte anlatarak misafirleri evine getirdi. Eşi harika Türk yemekleri yapmıştı. Öğle vaktinden gece yarısına kadar birlikte Türk yemeklerinden yediler, hediyeleştiler ve ülkelerinin güzelliklerini anlattılar. Burada Cezayir’li ailenin ilginç bir anısına şahit oldular. Samar dedi ki; “biz adalar turundan sonra Cezayir’e geri dönecektik. İlk gün yaşadığımız zorluklar bizi canımızdan bezdirmişti. Fakat Adalar turunda size Sinanpaşa Medresesinde buluşmaya söz verdiğimiz için “Müslüman sözünden dönmez” diye uçak bileti almaktan vazgeçtik ve burada kaldık. Şimdi anladık ki bizim yaşadığımız bu zorlukların hediyesi olarak Allah sizi bizim karşımıza çıkarmış. Meraklı yolcu da “asıl gerçek hediyenin Kur’an hakikatleriyle tanışmaları” olduğunu söyledi…

Cezayirli aile tam bir Recep Tayyip Erdoğan hayranıydı. O’nu İslam âleminin lideri olarak kabul ediyorlardı. Meraklı yolcu misafirlerini otellerine bırakırken bir sürpriz planladı. Onları bir mimari harikası olan ve II. Abdülhamid hanın projesi ve Recep Tayyip Erdoğan’ın eseri Avrasya Tünelinden geçirirdi. Misafirler çok heyecanlandılar ve tünelden geçiş anlarını kameraya aldılar. Ardından gece yarısı Çamlıca tepesinden doyumsuz İstanbul manzarası seyrettiler. Misafirlerini otellerine bıraktığında gece saat 01.00’ı gösteriyordu. Ertesi gün meraklı yolcunun çocukları misafirlerini tekrar gezdirmek için sözleştikten sonra ayrıldılar…

Misafirler ertesi gün Emirgan’ı ve Boğaz’ı gezmek istedi. Bu gezide onlara meraklı yolcunun kızı ve oğlu rehberlik yaptı. Pazar günü gece yarısında memleketlerine dönecek olan misafirler için emekli bir imam olan İsmail hocamızın villasında güzel bir mangal ziyafeti planlandı.

Samar ve Yasin, annelerinin “evladım her zorluğun ardından bir ferahlık gelir, sabredin” sözünü hatırlayarak tebessüm etti.

Yeni dostluklar edindikleri için çok mutlu oldular. Memleketlerine döner dönmez Risale-i Nur okuyan arkadaşlarını bulacaklarına söz verdiler. Her gün bu kitaplardan okuyacaklarını ifade ettiler. Yaşadıkların zorluklar ne olursa olsun tevafuklu Kur’an’ı ve Risale-i Nur eserleri tanımanın ve Türk milletinin misafirperverliğini yaşayarak görmenin her şeye bedel olduğunu söylediler.

Meraklı yolcu bu aileye bir Türk bayrağı ve Kütahya çinisinden yapılmış orijinal bir tabak hediye etti. Yasin bayrağı “başım gözüm üstüne” diyerek kabul etti. Çini tabağa baktıkça Osmanlı eserlerini hatırlayacağını söyledi.

Cezayirli misafir kardeşlerimizin memleketlerine döneceği son gün bir gezi programı planlandı demiştik ya. Bu gezide meşhur bir medrese âlimi olan İsmail hocamızın evine ziyarete gidildi. Hocamız aynı zamanda bir kurra hafızdı. İsmail hocamızın ilmi ve kur’an tilaveti, misafirlerimizi hayran bıraktı. Türkler arasında Arapça ve İslami ilimlerdeki bilgisi Araplardan bile fazla olan bir hoca ile karşılaşmaları onları ziyadesiyle memnun etti. İzzet-i ikram ve tatlı sohbetlerin ardından yeni dostlar kazanarak misafirlikten ayrılırken; Cezayir’e döndüğümüzde Türkiye ve Cezayir arasında bir barış elçisi olacağız diyerek vedalaştılar.

Yasin ve Samar, “aramızdaki sınırlar bizi ayıramaz ümmet olarak bir ve beraberiz, sınırlar kafalarda ve haritalar üzerinde”dediler. İki ülke arasında neredeyse ülke ve insan isimleri dışında bütün kültürel özelliklerinin benzer olduğunu gördüklerinde hayret ettiler. Köklerimizi keşfettik diye sevindiler.

Ayrılırken gözyaşlarıyla beraber ümmetin birbirine ne kadar hasret olduğunu gösterdiler.

“Gelecek yıl sizi ailece Cezayir’e bekliyoruz, eğer gelmezseniz biz de bir daha Türkiye’ye gelmeyiz” dediler. Cezayir’e döndüklerinde oğulları Yüsr’ün odasına Türkiye’de kendilerine hediye edilen Türk bayrağını Cezayir bayrağının yanına astıklarını gösteren fotoğrafı meraklı yolcu ile paylaştılar. Türkiye, Cezayir’de gönüllü bir elçi kazanmıştı.

Gerçekten ümmet birbirine hasret, Allah bizlere versin feraset.

Dr. Nadir Çomak


Etiketler: , , ,
Kategoriler: Dr. Nadir Çomak Yazarlarımız

Yorumlar (2 Yorum)

  • Şükran Taner

    Amin inşallah. Allah gönüllü elçilerin sayılarını artırsın.

  • zeydanoğlu

    ümmet biribirine hasret de aralarındaki açılmış mesafeyi nasıl daraltacağız,zira bilerek açtıkça açıyoruz;evet arakana filistine trakyaya belki bizatihi elimiz yetişemez ama aynı mahallede aynı ilde aynı vatanda yaşayanlar bir birleriyle musafaha yapıp kucaklaşabilirler.ancak bunun da bu gün için mümkün olmadığını hissediyorum(ümitsiz değilim Ama) Zira müslümanım diyen hatta kendini müslümanın hassı kabul eden cemaatlere(mesela nurculara )bakıyorum da aralarında değil hasret adavet husumet zirve yapmış kanlı bıçaklılar.siyasi düşüncesini paylaşmadığı için mahbuplarının hatalarını söylediği için kafirlikle haininlikle itham etmeler bu hasrete ne kadar katkı sağlar.geçmişini unutmak veya yok saymak bu hasreti ortadan kaldırır mı nadir bey.Beraber köşe yazarlığı yaptığınız bazı nurdan haber yazarlarının bölücülük kokan adavet üfleyen hasedi katmerleştiren yazılarına baksanıza.hasret kalkar mı ortadan.ittihad hasıl olur mu zannedersiniz.heyhat ki heyhat.Bediüzzaman mevlidini haber yapmayan yasaklamasına lal kesilen hatta sevinen insanlarla hasret giderilir mi?Kendi kendimizi kandırmayalım.biz nurculuk yapmıyoruz.biz siyaset yapıyoruz,makama mevkiye dünyevi caha hizmet ediyoruz.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?