HASRETİNİ ÇEKTİĞİMİZ UHUVVET VE MUHABBET

nurdanhaber | Haber Merkezi | |
   Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi’nin her bir talebesine geçmiş, her birine sirayet etmiş ayrı bir hasleti, ayrı bir hassası, ayrı bir yüksek seciyesi vardır. Geçtiğimiz yarım asra yakın bir zamanda yakından tanıdığım bu mübarek ağabeylerde bunun varlığını müşahade ettim.
İsimleri Risale-i Nurlara girecek kadar yüksek seviye ve seciyeye sahip bu ağabeylerden en sonuncusu olan ve halen –Allah hayırlı uzun ömür versin- yaşayan Hüsnü Bayramoğlu’nun, cemaatin uhuvvet, ihlas, Nurlara sadakatı ve ittihadı noktasındaki gayreti ve cehdi, az bir zaman yanında bulunanların dikkatinden kaçmamaktadır.
Hüsnü ağabeyin yaklaşık iki senedir her ayın –önceleri ilk perşembesi- ilk Pazar günü Esenyurtta yaptığı uhuvvet ve ihlas dersi, şimdi maşallah uhuvvet, ihlas ve ittihad dersine dönüşmüştür.
Önceleri yalnız İstanbul içinden birkaç yüz kişi ile yapılan ders, son birkaç ayda binlerle ifade edilmeye başlanmıştır.
Dün 5 kasım 2017 Pazar günü, yaklaşık iki senedir yapılan derste idim. Türkiye’nin hemen her noktasından gelen vakıf kardeşlerin hasretle kucaklaşmaları, muhabbetleri bizim yıllardır hasretini çektiğimiz uhuvvet ve ittihadın emarelerini gösteriyordu. Her biri ayrı bir hizmet biriminde olan bu kardeşlerimiz aralarındaki sohbetle adeta yaptıkları hizmetleri biiribirlerine tadat ediyorlardı. Zaten bu kardeşlerimiz de her biri ayrı bir konuda ihtisas yapmış tek bir nur cemaatinin ayrı kollarında yada birimlerinde değiller mi?
Dersin başlamasından itibaren belki 3-5 dakika gecikme ile salona girdim ama bütün katlar dolu ve artık yürümenin değil, oturmanın bile zorlaştığı anlar yaşanmaya başlanmıştı. Zira 2 kere herkes ayağa kaldırılmış ilerlemesi istenmiş ve tekrar oturulmuştu.
Saat 10.30 da başlayan ders sadece 10 dakika ara ile uhuvvet ve ihlas risalelerinin okunması ile saat 12.45 e kadar devam etti ihlas risalesi de bitince Hüsnü abi şuaları açtı ve Bismihi subhanehu… diyerek kendine has latif ve yürekten gelen sesiyle derse başladı. (En hayret verici olan tarafıda herkes bilir, Hüsnü ağabey biraz hızlı konuştuğu için zor anlaşılıyor. Fakat dün derste tek tek ve fasih bir tonla okuyordu.)
  Aziz, sıddık kardeşlerim!
Sizin sebat ve metanetiniz, masonların ve münafıkların bütün plânlarını akîm bırakıyor.
    Evet kardeşlerim, saklamağa lüzum yok. O zındıklar, Risale-i Nur’u ve şakirdlerini tarîkata ve bilhâssa Nakşî Tarîkatına kıyas edip, o ehl-i tarîkatı mağlub ettikleri plânlar ile bizleri çürütmek ve dağıtmak fikriyle bu hücumu yaptılar.
     Evvelâ: Ürkütmek ve korkutmak ve o mesleğin sû’-i istimalatını göstermek.
    Ve sâniyen: O mesleğin erkânlarının ve müntesibîninin kusuratlarını teşhir etmek.
    Ve sâlisen: Maddiyyun felsefesinin ve medeniyetinin cazibedar sefahet ve uyutucu lezzetli zehirleriyle ifsad etmek ile mabeynlerinde tesanüdü kırmak ve üstadlarını ihanetlerle çürütmek ve mesleklerini fennin, felsefenin bazı düsturlarıyla nazarlarından sukut ettirmektir ki; Nakşîlere ve ehl-i tarîkata karşı istimal ettikleri aynı silâh ile bizlere hücum ettiler, fakat aldandılar. Çünki Risale-i Nur’un meslek-i esası; ihlas-ı tam ve terk-i enaniyet ve zahmetlerde rahmeti ve elemlerde bâki lezzetleri hissedip aramak ve fâni ayn-ı lezzet-i sefihanede elîm elemleri göstermek ve imanın bu dünyada dahi hadsiz lezzetlere medar olmasını ve hiçbir felsefenin eli yetişmediği noktaları ve hakikatları ders vermek olduğundan, onların plânlarını inşâallah tam akîm bırakacak ve meslek-i Risale-i Nur ise tarîkatlara kıyas edilmez diye onları susturacak.
    Bir Latife: Bu sabah, yanımdaki jandarma koğuşundan biri beni çağırdı, pencereye çıktım. Dedi: “Bizim kapımız kendi kendine kapandı, ne yapıyoruz açılmıyor.” Ben de dedim: “Size işarettir ki; nöbetdar olduğunuz ve üstlerinden kapı kapattığınız adamlar içinde sizin gibi masumlar var. Hattâ on seneden beri görmediğim bir kardeşimle bir dakika görüşmek bahanesiyle bana ihanet ve başka bahane ile dış kapımızın ikincisini dahi kapadılar. Onun cezası olarak, sizin kapınız dahi kapandı.”
Said Nursî                                                                                                                             Şualar ( 302 – 303 )
 
Hüsnü ağabey, üstadımızın bu mektubunu okuduktan sonra, öğle namazı için derse ara verildi. Namazdan sonra tekrar derse oturduk. Bu sefer hüsnü ağabey söylüyor yanında kardeşler açıyor okuyor. Üstadımızın sebat ve sadakata dair mektupları okunmaya başlandı. Bu fakir 42 senedir bu hizmetin içinde kah okuyor kah dinliyorum. Ama bütün samimiyetimle söylüyorum; bu derslerden aldığım lezzeti 2005 yılında Rahmetli Sungur ağabeyin yanına gittiğim zamanlarda ancak bulmuştum. Onlarca defa okuduğum veya dinlediğim bir meseleyi ancak yeni anlıyorum gibi haletleri yaşıyorum.
Mesela;
Risale-i Nur, hakaik-i İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır. Evet onbeş sene yerine, onbeş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, iman-ı hakikîye îsal eder. Bu fakir kardeşiniz yirmi seneden evvel, kesret-i mütalaa ile bazan bir günde bir cild kitabı anlayarak mütalaa ederken; yirmi seneye yakındır ki, Kur’an ve Kur’an’dan gelen Resail-in Nur bana kâfi geliyorlardı. Bir tek kitaba muhtaç olmadım, başka kitabları yanımda bulundurmadım. Risale-i Nur çok mütenevvi hakaika dair olduğu halde, te’lifi zamanında, yirmi seneden beri ben muhtaç olmadım. Elbette siz, yirmi derece daha ziyade muhtaç olmamak lâzım gelir.
 
       Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum. Siz dahi Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.
 
      Hem şimdilik bazı ülemanın yeni eserlerinde meslek ve meşreb ayrı ve bid’atlara müsaid gittiği için, Risale-i Nur zındıkaya karşı hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çalışması gibi, bid’ata karşı da huruf ve hatt-ı Kur’an’ı muhafaza etmek bir vazifesi iken; has talebelerden birisi bilfiil huruf ve hatt-ı Kur’aniyeyi ders verdiği halde, sırrı bilinmez bir hevesle, huruf ve hatt-ı Kur’aniyeye ilm-i din perdesinde tesirli bir surette darbe vuran bazı hocaların darbede istimal ettikleri eserleri almışlar. Haberim olmadan dağda şiddetli bir tarzda o has talebelere karşı bir gerginlik hissettim. Sonra ikaz ettim. Elhamdülillah ayıldılar. İnşâallah tamamen kurtuldular. (Kastamonu Lahikası, 77)
      Bu arada Hüsnü ağabeye ulaşamıyoruz diyenler; gerçi Hüsnü ağabey her gün her saatte nur talebeleri ile beraberdir, ama burada herkes Hüsnü ağabeye istediği soruyu soruyor ve mukni cevabını da mutlaka alıyor.
     Ayrıca bu derse katılmak için vakıf olmaya gerek yok. Her nur talebesi her ayın ilk Pazar günü saat 10.30 da başlayan bu derse davetlidir. Malum medreseler Bediüzzaman’ın evleri olduklarına binaen, herkes Bediüzzaman’ın evine çekinmeden fakat nur talebesi vakarı ile girer ve çıkar.
SAADET VE MUHABBETLE KALINIZ .
  

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?