NAMAZIN KÂİNATIN NAMAZIDIR

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

 

        Kâinatta canlı cansız her şey insanının etrafında dönmekte yani âdeta, onun ihtiyaçlarını karşılama derdine düşmektedir. Gökyüzünde güneş, dünya ve ay gibi gezegenler insanın yaşayabileceği şartlarda hareket etmekte; yeryüzünde bitki ve hayvanlar yiyecek olup onun ihtiyaçlarını karşılamak için kendilerini feda etmektedir. Ayrıca ağaçlar, bulutlar, dağlar, akarsular, denizler vs. her şey insana hizmet etmektedir.  Bu durum, merkezde insanın olduğunu, kâinatın yaratılmasındaki maksat ve gayenin insanla ortaya çıkacağını göstermekte ve âdeta tüm kâinat insanın eline bakar bir vaziyette: “Acaba bizim bu uğraşlarımızın sonucunu nasıl verecek ve bizi yaratanımızın yanında nasıl temsil edecek” diye bekleşmektedirler.

       İşte insan namazı sayesinde, kâinat eliyle verilen tüm nimetlerin şükrünü yerine getirerek, kâinatın yaratılmasından maksat  “ şükür ” olduğunu göstermekte ve onları Rabbinin yanında en güzel bir şekilde temsil etmektedir. Âdeta namaza durduğu vakit, ona yardım eden tüm kâinat da safa geçmiş manen arkasında bulunmaktadır. Evet, Allah bu gerçeği şu ayetleri ile ifade ediyor: “O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı.”  hemen sonraki ayette de: “Ben yeryüzünde bir halife/temsilci yaratacağım.” diyerek insanın yaratılış gayesinin temsil etmek olduğunu vurguluyor.

         Eğer insan namazı ile şükretmeyip, ona verilen nimetlerden sadece pislik çıkaracak olursa, kendisine yardım eden kâinatı da bir pislik fabrikası olarak temsil etmiş; hem kâinattaki varlıkların hem de Allah’ın kâinatı yaratmasındaki gayenin ne kadar alçak bir şey olduğunu göstermiş olacak. Böylece hem kâinatı ahirette kendisine şikâyetçi yapmış hem de Allah’ın azabını hak etmiş bulunacak.

        Bununla birlikte insan, namazındaki hareketlerle de kâinatın ibadetlerini temsil etmektedir. Şöyle ki; namazdaki hareketlerin her biri kâinatta ibadet eden varlıkların, ibadetlerinin bir numunesi gibidir. Mesela evrendeki gezegenler, hep aynı hareketleri tekrar edip dururlar tıpkı namazda hep aynı hareketleri tekrarladığımız gibi. Hem akarsular, bulut ve rüzgâr yeryüzünü temizler tıpkı abdestin vücudumuzu temizlediği gibi. Hem ağaçlar dimdik ayakta durarak, dört ayaklı hayvanlar eğilerek ve sürüngenler toprakla bütünleşerek adeta namazımızdaki kıyam, rükû ve secde halinde bulunurlar. Dağlar da o muhteşem duruşlarıyla Ettehıyyatüdeki oturuşumuzu andırırlar. Bununla birlikte meleklerin de kimisi kıyamda, kimisi rükûda, kimisi secdede devamlı ibadet halindedirler. Demek ki namazımız, kâinattaki tüm ibadet eden varlıkların ibadetlerinin bir fihristesi yani özü ve özetidir. Allah Kuran’da bu gerçeği şöyle dile getiriyor: “Görmedin mi göklerdekiler, yerdekiler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu şüphesiz Allah’a secde ediyorlar, birçoğunun da üzerine azap hak olmuştur.” Kâinatın bu müthiş ahengine ayak uydurup biz de ayetteki secde edenlerden mi olalım yoksa azabı hak edenlerden mi?

        Aslında insan da küçük bir kâinat değil midir? Evet, öyledir; kâinatta ne varsa insanda da bir numunesi bulunur. Mesela dünyanın dörtte üçü sudur insanın da dörtte üçü sudur. Toprakta birçok element vardır ve bunların hepsi vücudumuzda da bulunur. Hem kemiklerimiz dağlara, damarlarımız akarsulara; saç ve kıllarımız ağaç ve otlara benzer. Dünyada fırtına ve deprem, bizde öfke; dünyada bahar bizde neşe vardır. Ayrıca kalbimiz manevi âlemlerden, meleklerden ve nefsimiz de şeytandan haber verir. Demek insan da bedeniyle, ruhuyla, duygularıyla küçük bir kâinattır.

      Sonuç olarak; küçük bir kâinat olan insan, kâinatın ibadetlerinin özü ve özeti olan namazla kâinatı temsil etmektedir. Maşallah, bu ne büyük bir ibadettir….

                                                       Mehmet BİLEN

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?