(Mustafa Kemal’e) söylediğim ağır sözler

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

On İkinci Şuâ

Denizli Mahkemesi Müdafaatından

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Zaman-ı saadetten şimdiye kadar cari bir âdet-i İslâmiyeye ittibaen Risale-i Nur’un hususi menbaları olan yüzer âyât-ı meşhureyi, büyük bir en’am gibi hizb-i Kur’anî yaptığımızı “Dinde tahrifat yapıyor.” diye muaheze etmişler.

Hem bir sene cezasını çektiğim ve mahrem tutulan, zabıtnamede kaydedildiği gibi odun yığınları altından çıkarılan Tesettür Risalesi’yle bu sene yazılmış ve neşredilmiş gibi bizi ittiham etmek ister.

Hem Ankara’da Hükûmetin riyasetinde bulunan birisine (Mustafa Kemal’e) söylediğim itirazlara ve ağır sözlere mukabele etmeyip sükût eden ve o öldükten sonra, onun yanlışını gösteren bir hakikat-i hadîsiyeyi beyandaki fıtrî ve lüzumlu ve mahrem tenkitlerim, medar-ı mes’uliyet yapılmış. Ölmüş ve hükûmetten alâkası kesilmiş bir şahsın hatırı nerede? Ve Hükûmetin ve milletin bir hatırası ve Cenab-ı Hakk’ın bir tecelli-i hâkimiyeti olan adaletleri, kanunları nerede?

Hem biz, hükûmet-i cumhuriye ve esaslarından en ziyade kendimize medar-ı istinad ve onun ile kendimizi müdafaa ettiğimiz hürriyet-i vicdan esası, bizim aleyhimizde medar-ı mes’uliyet tutulmuş; güya biz, hürriyet-i vicdan esasına muarız gidiyoruz.

Hem medeniyetin seyyiatını ve kusurlarını tenkit etmesinden hatır ve hayalime gelmeyen bir şeyi zabıtnamelerde isnad ediyor: Güya ben; radyo (Hâşiye[2]), tayyare ve şimendiferin kullanılmasını kabul etmiyorum diye terakkiyat-ı hazıra aleyhinde bulunduğumla mes’ul ediyor.

İşte bu numunelerine kıyasen ne kadar hilaf-ı adalet bir muamele olduğunu, inşâallah insaflı, adaletli olan Denizli Müddeiumumîsi ve Mahkemesi göstererek o zabıtnamelerin evhamlarına ehemmiyet vermeyecekler.

Hem en acibi budur ki başka mahkemenin müddeiumumîsi benden sordu: Mahrem Beşinci Şuâ’da demişsin: “Ordu, dizginini o dehşetli şahsın elinden kurtaracak.” Muradın, orduyu hükûmete karşı itaatsizliğe sevk etmektir.

Ben de dedim: “Maksadım; o kumandan ya ölecek veya tebdil edilecek, onun tahakkümünden kurtulacak demektir. Acaba hem gayet mahrem, sekiz senede yalnız iki defa elime geçen ve aynı zamanda kaybedilen hem âhir zamana ait bir hadîsin manasını küllî bir surette beyan eden hem aslı eskiden telif edilen bir risale hem bir tek nefer görmediği halde nasıl sebeb-i ittiham olur?” Maatteessüf, o insafsızların o acib ittihamı iddianameye girmiş.

Hem en garibi şudur ki: Bir yerde demişim “Cenab-ı Hakk’ın büyük nimetleri olan tayyare, şimendifer ve radyoya büyük şükür ile mukabele lâzımken beşer etmedi, tayyareler ile başlarına bomba yağdı. Ve radyo, öyle büyük bir nimet-i İlahiyedir ki ona mukabil şükür ise o radyo milyonlar dilli bir küllî hâfız-ı Kur’an olup bütün zemin yüzündeki insanlara Kur’an’ı dinlettirsin.” Ve Yirminci Söz’de Kur’an’ın medeniyet hârikalarından gaybî haber verdiğini beyan ederken bir âyetin işareti olarak “Kâfirler şimendifer ile âlem-i İslâm’ı mağlup ederler.” demişim. İslâm’ı bu hârikalara teşvik ettiğim halde, bir sebeb-i ittiham olarak “Şimendifer ve tayyare ve radyo gibi terakkiyat-ı hazıra aleyhinde.” diye iddianamenin âhirinde beni evvelki müddeiumumînin garazlarına binaen ittiham eder.

Hem hiçbir münasebeti olmadığı halde, bir adam Risale-i Nur’un ikinci bir ismi olan Risaletü’n-Nur tabirinden “Kur’an’ın nurundan bir risalettir, bir ilhamdır.” demiş. İddianamede başka yerin verdikleri yanlış mana ile güya “Risale-i Nur bir resuldür.” diye benim için bir sebeb-i ittiham tutulmuş.

Hem müdafaatımda yirmi yerde kat’î bir surette hüccetler ile ispat etmişiz ki bütün dünyaya karşı da olsa din ve Kur’an ve Risale-i Nur’u âlet edemeyiz ve edilmez ve biz, onların bir hakikatini dünya saltanatına değiştirmeyiz ve bilfiil öyleyiz. Bu davanın emareleri yirmi senede binlerdir. Madem böyledir, ben ve biz bütün kuvvetimizle deriz:

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَ نِعْمَ الْوَكٖيلُ

Said Nursî

***

Kaynak: Hizmet Vakfı


Etiketler: , , , , Kategori:

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?