HAÇLI ZİHNİYETİ DEĞİŞMEZ

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Hz. İsa’nın (as.); “Bir yanağına tokat vurulduğunda diğer yanağını çevir.”

Cübbeni isteyene yanında kaftanını da ver” sözlerini iftiharla söyleyen Hıristiyanlar gerçekten de böyle mi yapıyorlar?

Küfür tek millettir” ve tek millet olarak hareket etmektedir. Yahudiler “Müslümanların ilk kıblesi” ve ortak kutsalı olan Mescid-i Aksa’ya kilit vurmak istiyor. Katil Amerika; Resul-i Ekrem Efendimizin (sav.) miraca yükseldi, onurumuz, şerefimiz, namusumuz, gözbebeğimiz ve haremimiz olan Kudüs’ü, İsrail’in Başkenti ilan ediyor.

O Kudüs ki, Hz. İbrahim, Hz. Yakup, Hz. Musa, Hz. Süleyman ve Hz. İsa gibi nice peygamberlerin nübüvvet vazifesini yaptığı, çevresi mukaddes kılınmış mukaddes bir beldedir.

Yahudilerin yıllardır Filistin halkına zulmetmeleri, insanlık dışı muameleler yapmaları, çocukları katletmeleri karşısında tüm dünyanın seyirci, Arap dünyasının sessiz kalması şuurlu Müslümanları derinden yaralamakta ve vicdanlarını sızlatmaktadır. 
Başta Suudi Arabistan olmak üzere birçok Arap ülkesinin milyarlarca doları, büyük çoğunluğu Musevilerin olan Amerikan bankalarındadır.
Rabbim Müslümanlara akıl, şuur, birlik ve beraberlik versin.

Hiç şüphesiz ki bu üzücü olaylarda biz Müslümanların vebali çok büyük. İslam âlemi ise ne yazık ki, paramparça. Zira Kur’an’ın ulvi hakikatlerini Resul-i Ekrem Efendimizin sünnetlerini kendimize rehber etmedik, İslam dinine ayna olamadık ve birlik olamadık.

1986 yılında gazeteciler Şimon Perez’e: “Kur’an-ı Kerim, sizin devletinizin yıkılacağından haber veriyor” diye hatırlattıklarında?
Perez şu cevabı veriyor: “Kur’an’ın bahsettiği Müslümanlar gelsin, düşünürüz.”

(Tercüman Gazetesi, Ergun Göze, 1986)

Bu cevap, biz Müslümanlar için ne kadar üzüntü verici değil mi?

Cuma hutbesini okuyan Selahattin Eyyubi’ye bir genç: “Kudüs ‘e cihadı emret başka ne konusundan bahsediyorsun!” diye bağırır.

Selahaddin Eyyubi cevap vermez. Ertesi günü sabah namazına durmadan önce o büyük insan: “Dün bana hutbede cihadı emretmemi isteyen genç nerede?” diye sorar ama kimseden ses çıkmaz. Çünkü genç namaza gelmemiştir.

Bunun üzerine Selahattin Eyyubi şöyle der: “Vallahi! Cuma namazına gelenler, sabah namazına gelmedikçe Kudüs’e cihadı emretmeyeceğim!”
Acaba sabah namazına kaç Müslüman kalkıyor. Kalkanların ne kadarı camiye gidiyor.

Haçlı Zihniyeti

Tarih boyunca Hıristiyanların gittiği her yerde zulüm, yağma, tecavüz olmuş, her taraf kan gölüne dönmüştür.

İlk Haçlı seferlerini Papa II. Urban ile Pierre L’Ermite (Piyer Lermit) adındaki papaz organize etmişlerdi. Papa II. Urban, Lermit’e; “Hz. İsa’nın kendisine; ‘Her kim Müslümanları Anadolu’dan çıkarmak için mücadele eder, o yolda ölür veya öldürülürse cennete gidecektir” dediği söylemiş ve onu Haçlı Seferlerinin organizesi için görevlendirmişti.

Piyer Lermit, Fransa’nın birçok yerini gezmiş, Müslümanlarla savaşacak kişiler toplamıştı. Papa II. Urban, 1095 yılında Fransa’nın Clermont kentinde toplanan Hıristiyanları Müslümanlarla savaşmaya davet etmişti.

Piyer Lermit çoğunluğu kapitalist sistemin zulmü altında ezilen işsiz bir toplulukla yola çıkmıştı. Haçlıların öncüleri kabul edilen bu topluluk, İznik önlerinde Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan’ın kardeşi tarafından mağlup edilmişlerdi ve Lermit kaçmayı başarmıştı.

Asıl büyük Haçlı seferleri bundan sonra başladı. Sayıları altı yüz bini bulan Hıristiyanlar İstanbul’a kadar gelmişlerdi. Başka katılımlarla beraber yaklaşık bir milyon kişiyle İznik’e çıkmışlardı. Fransız Derebeyi Senyör Godfruva dö Buyyon bu orduya kumandan tayin edilmişti. Selçuklu Sultanı I. Kılıçaslan yaklaşık iki yüz bin kişiyle onlara karşı koydu, nice Müslüman şehit edildi. Haçlılar Anadolu’da büyük kayıplar vermelerine rağmen Torosları aşıp Antakya’yı, daha sonra da Kudüs’ü işgal ettiler. (15 Temmuz 1099) Kudüs’te kurulan Latin Krallığının başına ise Godfruva dö Buyyon getirildi.

Kalpleri katılaşmış, vicdanları tefessüh ermiş Hıristiyanlar, Kudüs’ü işgal ettikleri zaman İspanyol Katoliklerinden Ferdinant’ın da kışkırtması ile Müslümanları zorla Katolik yapmaya çalıştılar. Kabul etmeyenleri diri diri ateşe attılar, bir kısmının üzerlerine kızgın katranlar döktüler, nicesinin başını kestiler. Her yeri yağmalayıp harabeye çevirdiler, katliamlar yaptılar. Mescid-i Aksa’da binlerce Müslüman’ı kılıçtan geçirdiler. Bütün eserleri suya döküp imha ettiler. Bağdat’ı işgal eden Moğollar da sayısız eserleri Dicle Nehri’ne dökmüşlerdi. Dicle Nehri’nden bir hafta boyunca mürekkep aktığı rivayet edilmektedir.

Allah muhafaza eylesin bugün ellerine fırsat geçse bunun bin katını yapacaklarından hiç şüphemiz yoktur. Nitekim hürriyetten ve insan haklarından dem vuran bu canilerin Irak’taki Müslümanlara yaptıkları zulüm ve işkenceler herkesin malumudur. Irak’ta namuslar payimal oldu, nice kadın ve kız tecavüze uğradı. İnsanların kanları sudan ucuz hale geldi. Irak ve Suriye’de binlerce can gitti, hala da gidiyor. Milyonlarca insan evini, barkını terk etmek zorunda kaldı.

Müslümanlar Ne Yaptılar?

İslâm dini savaşta bile aşırılığa gidilmesini yasaklamıştır. Bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın. Haddi aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara Suresi, 2/ 190)

İslâm dini, Müslüman bir devlet içinde yaşayan gayri Müslimlerin, vergi vermek şartıyla, canlarını, mallarını ve namuslarını güvence altına almıştır. 

Resulullah Efendimiz (sav.) savaşta bile kadınlara, çocuklara, din adamlarına, yaşlılara, hayvanlara ve mahsullere dokunulmamasını emretmiştir.

Hz. Ömer (ra) Kudüs’ü fethettiği zaman, Hıristiyanların mabetlerine dokunulmayacağını, mal ve canlarının teminat altında olduğunu bildirmiş, herkesin emniyet içinde yaşayacaklarını ilan etmişti.

Selahaddin Eyyubi 1187’de Kudüs’ü fethettiği zaman onlara şefkatle muamele etmişti.

İngiliz araştırmacı Sir Thomas Arnold şöyle der: “Şu bir gerçek ki, Selahaddin’in ahlâkı ve kahramanlık dolu hayatı o asırda Hıristiyanlarda sihirli bir tesir meydana getirdi. Öyle ki Hıristiyan süvarilerinden birisi onun cazibesine kapılarak öteden beri inandığı dinini ve milletini terk edip Müslümanlara katıldı. Bir İngiliz süvarisi Hıristiyanlığı bırakıp İslam’a girdi ve daha sonra Selahaddin’in torunlarından birisiyle evlendi.”

Thomas Arnold devamla şöyle der: “Eğer Müslüman Türklerin kalplerine, o sefaleti ve felâketi görerek, bir acıma duygusu gelmemiş olsaydı, geri kalan Haçlı kafilesinin durumu çok feci olurdu. Türkler, bu biçarelerin yaralılarına baktılar, fakirlerini cömertlikle beslediler ve sıkıntıdan kurtardılar. Hatta bazı Müslümanlar, Rumların tehdit ve hile ile hacılardan koparmış olduğu Fransız paralarını satın alarak ihtiyacı olan hacılara verdiler. Aynı dinden olmayanların bu koruyucu muameleleri ile dindaşları olan ve kendilerini ağır işlerde kullanan, döven, dolandıran Rumların hareketleri, Hıristiyan hacıları arasında, öyle bir karşılaştırma vesilesi oldu ki, bunlardan pek çoğu kendi istekleri ile kendilerini kurtaran Müslümanların dinini kabul ettiler.”

Tarık bin Ziyad Endülüs’ü fethettiği zaman insanlara adalet ve merhametle muamele etmiş, hak ve hürriyetlerini teminat altına almıştı.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde gayr-i Müslimlerin, inançlarını istedikleri gibi yaşayabileceklerini ve ibadet yerlerine dokunulmayacağını ilan etmişti.

Osmanlılar balkanlara asırlarca hükmettikleri halde gayrimüslimlerin mabetlerine, örflerine ve yaşantılarına karışmamışlar; gittikleri her yere adalet, ilim, sanat, hürriyet ve şefkat gibi meziyetler götürmüşlerdir.

Rabbim Müslümanlara akıl, şuur ve ittihat versin inşallah….



Etiketler: , ,
Kategoriler: Yüksel Uca

Yorumlar (1 Yorum)

  • Araştırmacı yazar BİLGE SALİH

    Haçlı zihniyeti elbette değişmeyecektir. Zira insanın, nefsin, şeytanın ve netice itibariyle imtihanın vasfı statiktir, rijittir. Her ne kadar onlar bu zihniyet ile taarruzlarına devam edecek olsalar da bu taarruzları, zamanın müfessiriyeti ve hikmet penceresinden de kaderin tasarrufu açısından değerlendirmek gerekir. Devir dönmüş, rüzgar aksi yönde esmeye başlamış, Tanzimatla başlayan şekli yenilenme akabinde öze müteallik bir tecdide /tefessühe dönüşmüş, sosyolojik yapı iflas etmiş, gelinen nokta artık mazinin sorgulanması hakikatini beraberinde getirmiştir. Bu yargılama küresel bazda gerçekleşmiş ve nihayetinde “tek dişi kalmış canavar” ın gerçek mahiyeti beşerce idrak edilmiştir. Trump’ın, kendini kurtarma kapsamında yaptığı Kudüs çıkışı, gerçekte büyük bir kaderi maslahata müsteniddir. Zira, bu fevri hareket, muvakkat bir süre bu zalimi rahatlatmış, gerçek proje sahiplerine ise suri bir zafer kazandırmıştır. Adeta, düşman kazanma sanatı, kör bir biçimde icra edilmiş, netice itibariyle “Ahirzamanda Hristiyanlar ile Müslümanlar ittifak edecek” hükm-ü mübarekini teyiden, büyük oranda Hristiyan alemi ile tüm İslam aleminin müştereken, tel’in, beddua ve sosyolojik tepkisini çekecek, bu hamakatçe zengin adım atılmıştır. Bu adım, sureta şer gözükse ve niyet itibariyle şer ihtiva etse de neticesi, yazarın yazısında işaret ettiği gibi aydınlanma, bilinçlenme ve tek vücut olmadır. İstikbal bizimdir, dün de bizimdi, aslında bugün de kutlu istikbale gebe olmak noktasında bizimdir, öyleyse mekanın bir fraksiyonu olan zaman da bizimdir ve daha önemlisi zamandan ve mekandan münezzeh olan da bizimledir. (CC) Merkez Efendinin dediği gibi herşey yerli yerinde. Saygılarımla.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?