Nurdan Haber

Üstadımızın Hizmetkarları, Vasiyetleri ve Hüsnü Ağabey ile alakalı istifham üzre bir izahat

Üstadımızın Hizmetkarları, Vasiyetleri ve Hüsnü Ağabey ile alakalı istifham üzre bir izahat
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
20 Mart 2016 - 18:03

Nurdanhaber-Özel

Üstadımızın Hizmetkarları, Vasiyetleri ve Hüsnü Ağabey ile alakalı istifham üzre bir izahat

Evvela: Aziz kardeşim selam ederim, Güney Amerika seyahatımız memulün fevkınde kıymettar hizmetlere ve Nurun fevkalde intişarına vesile oluyor diye hamdediyoruz. İnşaallah kardeşlerimiz buradaki inkişafata ve hidemat-ı Nuriyeye dair lahikaları kaleme alıyorlar, size de gönderilir.

Saniyen: Üstadımız buyuruyorlar ki; 
“Ehl-i Hak, yalnız hak için bahse girişmeli. Hak için bahse girişen izhar-ı fazl etmez. Yalnız hakkı arar. Hak hangi tarafta olursa olsun, kemal-i şevk ile alır. Hatta, hak, hasım tarafında olsa, halis bir hakperest daha ziyade sevinir.” 

“Bu işi ben sa’yim ile, kudretim ile kazandım diyen huddâm, o gün görecekler ki, o mukaddes hizmet, zâhiren ehliyetsiz görünen, hakikaten çok değerli diğerlerine devredilmiş olur kanaatındayım.”

Salisen: Yine Üstad-ı Necibimiz hizmetkarına atılan haksız iftiraya krşı, Onu müdafa sadedinde “Zannederim ki, ben gittikten sonra, burada benim yerimde, bana ettikleri hürmeti onlara edecekler. Bir kaç insafsız tenkid ededursunlar, o tenkidlerinden ne çıkar. Bunlara ilişmek doğrudan doğruya bana ilişmektir. “buyurmuşlardır.

Rabian: ​Değişen dünya hadiseleri geniş ve külli meseleler ve şartlar altında isabetli hizmet-i Kur’aniye’nin esaslarını ders veren Lahikaları okuyanlar Hz. Üstadımızın bizzatihi yanında bulunup gerek Onun şahsi hizmetlerini gören ve gerekse umum mesail-i nuriye ve hizmet-i imaniye ile birebir alakadar olan talebelerine ve varislerine kulak vereceklerdir, birileri her ne kadar bu vükelay-ı sahib-i asr’ı inkar ve tenkid de etseler okuduğumuz ve okuyacağımız her bir lahika kitabının başında bu hizmetkarları göreceğiz;

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Hizmetkarları ; 
TAHİRİ, ZÜBEYİR, HÜSNÜ BAYRAM, CEYLAN, MUSTAFA SUNGUR, BAYRAM YÜKSEL.

O halde herbirerlerimiz Üstadımızın sözlerine kulak vermeli ve onun vasiyetlerini anlama gayreti içerisine girmeliyiz. Ta Üstad zamanında hatta Barla’da Üstadımıza hizmet edenlere de ilişilmiş ve Nur mesleğini farklı mecralara çekmek isteyenler en birinci istimal ettikleri yol bu olmuş. Üstadımızın hizmetkarlarına ya iftira atmak, yahut Onların gıybetini yaparak münafıkane planlar çevirmek.. velhasıl cemaatte Onların mevki- i muallalarını, Üstadlarına olan sadakatlarını çekemeyen ve bizim de reyimiz var, biz de söz sahibiyiz, şahsı maneviyiz gibi laf oyunlarıyla Onları yalnızlaştırmak ve kendilerini öne çıkarmak planları..ve gayretleri..

Hamisen: ​Üstadımızın Varis ve Vekili Hüsnü Bayram Ağabey ile beraber hasbel kader bazı seyahatlarda bulunuyoruz. Türkiye’den ayrıldığı gün ya hakkında yazı neşrediliyor yahut hiç alakası olmadığı halde bir takım şeylere alet edilmeye çalışılıyor. Bu yazılar bazen uydurma, bazen yalan, bazen iftira halini alıyor. Şahsı ile alakalı söylenen hiçbir şeye ehemmiyet vermiyen Hüsnü ağabey (hakikaten birisinin yazmış olduğu yazı kendisine okunduğunda acı bir tebessümden başka hiç bir kelam etmedi, yazık dedi sadece..hatta acaba üzüldümü diye tesellikar birşeyler söylemeye çalıştığımızda bırakın kardeşim demek ki hizmetimizde kusurumuz olmuş ki Cenab-ı Hak O’nu böyle insafsızca konuşturtmuş demekle yetindi.) hizmete teallük eden mesailde ise bir Arslan oluveriyor. Katiyyen ve katıbeten hizmetin istikamet ile devam ve ihlas ile tealisine ilişecek en cüzi meseleyi de kabullenemiyor. Üstadımızdan aldığımız ders ve ettiğimiz yeminin ve Onun bize itimadının lazımı ne ise onu yapıyorum diyerek müdahale ediyor..  Ben bakıyorum ne diyorsa Nurlardan diyor, halimizi tashih ediyor, Üstadımızdan gördüğü gibi, ayine gibi bize anlatıyor, nefsime ders alıyorum, bir bakıyorum, nereden çıktı bu Abi diyecek kadar kabalaşanlar ortaya çıkıveriyor.  
​Hüsnü Ağabey şu gençlerle beraber diye mesela yalan söyleniyor, yanlış yayın yapılıyor, Hüsnü Ağabey bu iftirayı düzeltmek için lahika yayınlıyor ve lahika, serapa sadakat dersi oluyor. Son olarak bir mesaj okundu Hüsnü Ağabeye. O da tashih etti, bana emretti ben de konuştum ve o hususi gruba gönderdim, sonra bizim haricimizde yayıldı bu sesli mesaj. Üstadımızın hukukunun hatırı için yazacağım; 

​Ta ki hiç kimse üzerine de vazife değilse Hüsnü Ağabeyin sesli ve yazılı paylaşımlarından rencide olmasın, yarası olanlarda bu Nurlar ile büyümüş Hekim-i Hazığın yumuşak sürdüğü merhem yaramızı kanatıyor demesin, bu Üstadın yanında yetişmiş cerrahın iyi bilenmiş bıçağına incitiyor demesin, nurlardan verdiği şuruba boğazımızı yakıyor demesin, ve muktezay-ı hale münasib söylenmiş kelama fuadımızı eritti, rencide olduk demesin…

1- Mutlak vekillik;
Biz bunu kendimizden uydurmuş değiliz, bir ağabeyi de öne çıkarmak için bunu söylemeye lüzum yoktur. Zira Nur davası manevi bir davadır, beyan-ı envar-ı Kur’aniyyede Üstadımızın hakiki varisleri saffı evvel ağabeyler ve başta Hulusi, Sabri, Süleyman ve Bekir Ağa olmak üzere Tasdik-i Gaybi’de 8 asır evvel müjdesi verilen zevat-ı alicenabdır ki talebeliğin, kardeşliğin ve arkadaşlığın hakkını bihakkın eda etmişlerdir. Veraset ile alakalı zaman zaman kendisine sorduğumuzda(Hüsnü Ağabeye) kardeşim sizler hepiniz Üstadımızın varislerisiniz diye defaatle buyurmuş ve aslolan cennet gibi bir fiyatı bize kazandıran Nurlara karşı sadakat ve kanaatımızı muhafaza etmektir (Kastamonu Lahikası) diye yine enzarı Nurlara çevirmiştir. Herbir kitap bir Said’dir derslerde okuyoruz demiş ve Sırr-ı Veraset-i Nübüvvet Sözler’de ve yazılan sair derslerde tecelli etmiş (28. mektup, 3., 4. Meseleler, 1. Şua’, 1. Ayet olan ayetunNur) diye buyurmuşlardır. Fakat Hulusi Ağabey diyor ya- Üstadımızı son ziyaretimde, ayrılırken “ Kardeşim Hulusi ne senin için, ne benim için korkma! Fakat Sözler için ihtiyat et!” buyurdukları gibi işte Üstadımız Sözler için bir ihtiyat ve hizmetlerin devam ve tealisinde bir tedbir olarak son on senesinde yanına bazı ağabeyleri almış, herkesi ziyaretine kabul etmeyen Üstadımız, ve neredeyse umum hayatı inziva ile geçmiş bir Zat son devrey-i hayatlarında 6 talebesini hem hizmetine hem yanına almış.. Sadece şahsi hizmetini değil umumi hizmetin gidişatında da Onları bir esas merci kabul etmiş ve zaman zaman ziyaretlerine gelenlere bu manayı ders vermiş. 
​İşte Hüsnü Ağabey o bahtiyarlardandır ki 80 küsür senelik ömrü Üstadına ve Nurlara sadakat ve kanaat ile hizmette geçmiş, bazılarının dediği gibi şimdi çıkmış birisi değildir.
​Hüsnü ağabey bazı neşriyat gruplarıyla hizmeti, nurları tanıyan birisi de değildir… Onu bizim methetmemize de ihtiyacı yoktur, zira methedilmek en ziyade hoşlanmadığı bir husustur. Hatta ceketini tutmamız bile kendisine ağır geliyor ve aşırı hürmet ve teveccühten acib bir tarzda rahatsız oluyor ve hatta bazen güceniyor. her meseleyi istişare ediyor, soruyor, fikir alıyor, fevkalade kibar ve nazik, Üstadımın Onun hakkında Nurlarda söyledikleri zaten kafidir, ve Üstadımızın hususi hatırat nevinden söylediklerini yazsak bir kitap olur fakat ne O bunları nazara verip anlatıyor ne de bazen mahremce anlattığı hususları neşretmemize müsade ediyor.

Üstadımız Bediüzzaman buyuruyor ki;

“Cenab-ı Hak Hüsnüyü nurlara bağışlasın ve muvaffak eylesin…Safranbolu’da ki halis kardeşlerimizden Hıfzı’nın küçük medrese-i nuriyesi olan hanesindeki küçük ve çok çalışkan masumları yedi yaşında Yılmaz ve on üç yaşında Hüsnü’nün…

Safranbolu kahramanı berber Hıfzı ve evlatları Hüsnü, Yılmaz iki masum Nurcu…

Hayatlarını hizmet-i İmaniyeye ve Nuriyeye vakfeden ve hizmetimde bulunan Sungur, Zübeyir, Ceylan, Bayram, Hüsnü, Yılmaz gibi aynı onların (saff-ı evvellerin) mahiyetinde HAKİKİ EVLADIM olarak onları kabul etmişim…

VE EMİRDAG LAHİKALARINDA GEÇEN BÜTÜN VASİYETLER DE İSMİ BULUNAN HÜSNÜ BAYRAM! 
(Üstadımızın itimadına bakınız!!!! birde bazılarının hezeyanına)

Ve son vasiyeti ki Hüsnü Ağabey bu vasiyet yazılırken kendisi Eskişehir’dedir,

“Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil (zira işte bu manevi verasette mesela hiç kimse Hulusi Ağabeye yetişemiyor, essebebu kel fail sırrıylada saffı evvellere yetişmek muhal bununla beraber ihtimal yanında hizmetinde bulunanlar bütün talebelerin fevkinde fakat bu tefevvük sırrıyla bu vasiyet yazılmıyor …) benim en yakınımda hizmetimde olup(evet çöpten ekmek toplamasalarda Karakol, Hapis, Zehir, Sürgün, İdam tehditlerine beş para ehemmiyet vermemiş ve en lüzumlu ve en nazik zamanda Afyon hapsinin akabinde, Halk Partisinin zulmünün zirvede olduğu, gençleri ihtiyarlatan kara günlerde Üstadlarının yanında hayatlarının baharını geçiren fedai Nurcular, hizmetkar ve talebeleri…) bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ( Üstadımızın tarz-ı harekat-ı hattına herkes müttali değil, arzuy-u üstadanelerine herkes vakıf olamıyor..) ve yakından görenler içinde, dört beş adamı MUTLAK VEKİL yapıyorum. (işte malum bazı çevreler dem ve damarlarında bıraktıkları aşılanmayla his ve hevesinden vazgeçemeyip acib bir enaniyet ile Üstada ve vasiyetlerine cerbezeli tevillerle itiraz edip onları adeta kızdıran ve inkar ettirten bu kelime; MUTLAK VEKİL.. Üstadımız gelişi güzel kelime seçmez, oraya buraya çekip tevil de etmeyin, kelam da net, makam da net…) Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam (yani ben öldükten sonra yahut hayattayım fakat beşeriyet hali şuursuz kaldım, hastalandım, vesair ne olduysa oldu işte hayatta olsam bile halim buysa..) Nurlara karşı hizmetin tarzını (Nurlara karşı Üstadımızın hizmeti nedir, neşirdir, tebliğdir,tashihdir, muhafazasıdır, sadakat ve kanaatle Nurların okunması, yazılması,baskısı, tayinatı, ve daha evvelki vasiyetlerde ki tavzifat ve arzularının yerine getirilmesidir…bir de bir tarz var, senin benim heveskarane tarzımız değil yani, hadisatın hükümleriyle kafa fenerimizle vereceğimiz kararlar, meşveretler, istişareler, toplantılarla değil bu tarz, bu tarz sadakat, kanaat, ihlas ve takva üzre bina edilen manevi bir tarz ki çoğumuz anlayamıyoruz) bilerek tam yapabilsinler. ( bu bilerek kelimesi de mühim, 11.söz e havale etmekle beraber, bilmeden de çok şeyler yaptığımıza işaret var..) Şimdilik Tahiri, Sungur, Ceylan, Hüsnü ve bir iki adam daha MUTLAK VEKİLİM olarak vasiyet ediyorum. (demek ki bu mutlak vekil manası dendiği gibi eskiden gündeme gelmemişte ne hikmetse son günlerde gündeme gelmiş değildir, fakat yarım asırdır bazı çevrelerin gündeminde yok ki zaten abiler, yok ki zaten Üstadımızın vasiyetleri, bir siyasi partinin liderine uyduruk hatıralarla yapılmaya gayret edilen hürmeti Üstadımızın gözbebeklerine yapmadılar, ne diyelim namazda gözünüz yok ki ezanda kulağınız olsun, dikkat buyurun aynı paragrafta iki defa MUTLAK VEKİL diyor. anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az)

Bizler, benim evladım, varisim, vekilim diye Hüsnü Ağabeye hitab eden bir Üstadın talebesi olduğumuzu iddia edeceğiz sonra Hüsnü Ağabeye biz hizmetlerde çok zorluk çekerken sen bilmem nerede memurdun,sonradan pastadan pay almak için ortaya çıkıp neşriyat sahibi oldun diyeceğiz.. Ve bunu diyerek Üstdımızın ruzu mahşerde yüzüne bakacağız.

Hüsnü Ağabey 9 yaşında Nurları neşretmiş, Üstadımızı sevinç gözyaşlarıyla ağlattırmış, Safranbolu’da, Karabükte, Emirdağda, Isparta’da, İstanbulda, Konyada, Urfada Üstadının yanı başında olmuş ve bütün külliyatı inci gibi güzel hattıyla yazmış!!!!! bütün evradı kudsiyey-i nuriyeyi defaatle yazmış ve Sevgili Üstadımız o evradların herbirisine ayrı ayrı, herbir duaya ayrı ayrı dualar yazmış. Üstadımızın bu evlatlarına olan muhabbete bakınız ki Hüsnü Ağabey askerliğini yaparken Üstadımız laakal iki haftada bir kendisini ziyaret etmiş. Biz askerdeyken peder valide yemin törenine ancak gelebilmişti. İşte Üstadımızın muhabbetini böyle kazanmış bir Ağabey.  

Şimdi makam münasebetiyle Hulusi Ağabeyden kendi nefsime tokat gibi bir ders.. 
23.1.1977 Elaziz.

İkindi dersi…
“48 senedir bu işin içindeyim, neyin ne olduğunu biliyorum. bir ordu askeri avucumun içinde gezdiririm.maalesef yüzüme karşı iyi görünüyorlar. fakat neler yapıp nelere çalışıyorlar. .. beddua ederim. evleriniz başlarınıza yıkılır. buradan başka dershane yoktur! dershane burasıdır! Orayı dershane bilenler buraya gelip fitne çıkarmasınlar. cemaati dağıtmasınlar. ..
.. risale-i nur talebesi siyasete karışmaz. ben ahmak değilim. ahmak olanlara bu sözlerimi söyleyiniz. benim ne olduğumu bilmiyorlar. neyin ne olduğunu ben biliyorum fakat sabrediyorum. belirli bir sabrım vardır fakat sabrım taştımı ne yapacağımı ben bilirim. orayı dershane olarak tanıyanlar buraya gelip aramıza girmesinler, buradan başka dershane yoktur. oraya ayak basanları orayı dershane olarak tanıyanları tanımıyorum. buraya ayak basmasınlar ve gelip gitmesinler. aramıza iki yüzlü münafıklar girmesin. canım sıkıldığı zaman uyuyamıyorum. bu nifak ve şikak heryerde olmuş. Allah sonunu hayretsin. O pisliğe burnunu sokan bir daha o pislikten kendini kurtaramaz ve Nur hizmetini huzurla yapamaz…”

Şimdi anlıyoruz Üstadımızdan sonra 26 sene daha yaşayan Hulusi ağabeye ne için adeta ambargo uygulandı… O hayattayken varislik neymiş diyenler bugünde aynı şeyi söylüyor.. Üstadımızın vereselerini hor görüp kendimizi bir şey zannetmek …zaten Hulusi ağabey de onu diyor, Nur hizmetini huzurla yapamaz… çünkü tam tövbe etmiyor…
Hulusi abi askeriyeden emekli maaşıyla köşesine çekilmişti..hem de milli görüşçü.. Bizler ne zorluklarla neşriyat yapıyorduk desek mi!!!

Mehmet Feyzi Efendi anlatıyor, (…. İstanbuldan) ekibi geldiler, küstahca bana şöyle yapın böyle yapın dediler, ders usulu şöyledir, matbuat böyledir, neşriyat şöyledir… Siz Türkeş’e nasıl selam gönderirsiniz, meşveret kararımız böyledir, dedim ki bakın Türk Milliyetçiliği uryandır, çıplaktır, islamiyet libasını giydirmek lazımdır sakın onların aleyhinde bulunmayın dedim, Efendi biz ne diyoruz şöyle yapın böyle yapın diyoruz diye üsteleyince gelenler, Hiddetlendim, bana bakın Ben Üstadımızın imtihanından geçmişim, beni Said Nursi imtihan etmiş, o imtihanı geçip hizmetine kabul edilmişim, siz kimsiniz, siz beni imtihan edemezsiniz ben sizi imtihan ederim diye kovup tardediyor…  
Mehmet Feyzi Efendi mollalık yaparken biz nice zorlukla neşriyat yapıyorduk mu desek?

Tahiri Ağabey istanbul’da, o dönemde bir aralık aylarca Hüsnü Ağabeyin evinde Safranboluda beraber de kalırlar. Dikkat buyurun. Hulusi Ağabey gibi aynen O na da tesir etmek çaresini arayan komite Tahiri Ağabeyin onların efkarını anlayıp yüz vermemesi üzerine ne gibi tevzirat ve gıybetlerde bulundukları ehline malumdur. O günlerde de ne mutlak vekilliği diyenler çıkmış ortaya haşa haşa velidir ama bunaktır diyecek kadar alçalmışlardır.    

İşte Hulusi Ağabey, Mehmet Feyzi Efendi, Tahiri Ağabey, Ahmet Feyzi Ağabey, Abdullah Ağabey ve Hüsnü Ağabeyler.. Birileri çöpten ekmek toplayıp neşriyat yapıyoruz dedikleri hengamede cemaat-ı nuru muhafaza edebilmek, bu tahribat-ı siyasiyye ve neşriyeden kurtarabilmek ve hiç olmazsa o tahribatı hafifletebilmek için gayret gösteriyorlardı.

Diyeceğimiz yazacağımız çok şeyler var, fakat fitne kapısını kapatmalı, alabildiğine muhabbet için koşturmalı diyor, diyor ve susmayı tercih ediyoruz. Fakat Uhuvvet, deyip, gelin ey Kardeşler kardeş olalım deyip Üstadımızın evlad-ı manevisine de pervasızca hakaretlere tahammül edemiyoruz.

Envar Neşriyat öne çıkarılıyor deniliyor ki iftiradır, neşriyatın ismi bile geçmedi, fakat müsbet yayınevleri diyerek 3-4 yayınevini tam Üstadımıza sadakat göstererek yayın yaptıklarından yine sadakatin bir dersi olarak o yayınevlerine atıfta bulunuyor. hangi yayınevleri tam sadakat ile neşir hizmetine devam ediyor ehline malumdur…

2- Lugat Meselesi
Sadeleştirme-Lugat meselesi arasında mühim bir münasebet olduğu kanaatındayız, bunu da Hüsnü Ağabey defaatle ifade etti. Bu ifade yine Üstadımızdan aldığı derse binaendir, Atıf ağabeyle olan hatıra buna delildir. Eser üzerinde tasarrufa mezun değiliz, bunu neden anlamak istemiyoruz. Üstadımız müsade etmemiş, babamın oğlu olsa, kainatı fethedeceğimi bilsem, yine Üstadıma muhalefet etmeyeceğim demek lazım değil mi… Diyorsunuz ki Atıf Ağabeyin söylediği maslahatlara mebni bazı abiler istişare etmişler. Kimdir bu abiler? Salahiyetleri nedir? Nur’larda isimleri var mıdır? Mesela naşir midirler? Hangi hak ve hukuka istinaden tasarrufta bulunuyorlar? Evet bu bir tavizdir ve bir çığır açıp kapı aralamaktır, o kapıyı açanlar sadeleştirme cinayetinin şeriki oluyorlar. Zemini hazırlıyorlar. Fakat ne acı ki sadeleştirmeye karşı çıktıkları iddiasında bulunanlar lugat meselesinde onlarla aynı argumanları kullandıklarının farkına bile varamıyorlar. Ve diyorlar ortalıkta (!) lugatsız risaleler çok.. Aynı ifade, aynı çarptırma. 
Bu mesele kanaatimca bir sadakat meselesidir. Her ne ise… 
” Ayinedir bu hâtem, herkes sıdk ile hâdim, Mir’at-ı Üstad’dan, Kur’an’dır görünen daim.”

3- Kitap meselesi 
Bu meselede Hüsnü Ağabey Üstadımızdan duyduğu, gördüğü ve aldığı dersi bir ihtar ve ikaz olarak naklediyor. Eşhas muhatabı değil fikir bazında ifade ediyor; 
Hüsnü Ağabey diyor ki, 
Kardeşim Nur talebesi kitap yazmaz, ancak Nurların neşir ve tebliğine gayret gösterir. 
İdam kararı veren hakimin kalemini kırdığı gibi kalemini kıracak. Hulusi ve Sabri abilerin Nurun her makamında birinciliği kazanmalarının esbabı iyi okunmalı. Onlar ulum-u islamiyete vukufiyetle beraber fevkalade bir kaleme de malik olmalarına rağmen hayatlarının saadetini, gayesini sadece ve sadece Nurların neşri bilmiş ve kendileri yazmış gibi sahabet göstermişlerdir.  Evet Nurlar ulum-u islamiyeye dair ihtiyaçlara kafi geliyor başka kitaplara ihtiyaç bırakmıyor. Hem yine Kastamonu Lahikasında Üstadımız “Şimdi, tesanüdü bozmak ve bazı menfaatperest, fakat ehl-i ilim ve ehl-i dinden, Risale-i Nur’un cereyanına karşı rakip çıkarmak suretiyle intişarına zarar vermeye çalışıyorlar.”buyuruyor.

Bu mesele ile alakalı bir hatırayı şöyle naklediyor Hüsnü Ağabey. 
“1954-55’li senelerdi. Zaman zaman Üstadımız beni dışarıya mektup var mı diye göndertirdi. Bu defa kardeşim git Çalışkanların dükkanına mektup var mı bak birde zamk ile beyaz kağıt al dedi. Gittim baktım bir zarf var. Üstadımıza getirdim. Zarfı aç dedi Üstadımız. Risale-i Nur’da da mühim mevkisi olan bir Zatın gönderdiği bu zarfın içinden bir kitap çıktı. Kendisi bir kitap yazmış, Üstadımıza göndermiş. Ben bilmiyorum ne hikmetle bana zamk aldırdı. Üstadımız oku kardeşim ne yazmış dedi. İlk sayfayı okumaya başladım, yazdığı yarım sahife risalei nur’dan 23. Söz idi. O yarım sahifeden sonra kendisinin izahı olan yarım sayfayı da okudum. Üstadımız, O zatın kendi yazdığı kısmı ölç, kağıdı makasla kes onun üstüne yapıştır, kapat dedi. Sonuna kadar okuttu, ve okunan her sahifede Nurların geçtiği yerleri bıraktırıp, diğer kısımları zamkla kapattırdı. Bu kardeşimize gönderilmek üzere bir mektup yazdırdı, Kardeşim selam ederim bu kitabı işte böyle neşredebilirsin buyurdu ve kitabı göndertti. Öyle ki Nurlarda olmayan “ve” ye kadar Üstadımız çıkarttırdı.

Şimdi Üstadımızdan bu dersi yaşayarak alan bir Hüsnü Ağabey bu ve buna benzer bir çok ders, ikaz, ihtar ve irşada mebni bize aktardıklarından ne için bunalıyor, rahatsız oluyoruz. İşte bilakis bu ve buna mümasil mesail için Necib Üstadımız bu ağabeyleri mutlak vekil ilan etmiştir.

Cenab-i Hak bizleri de sizleri de tarik-i Haktan şaşırtmasın, istikamet ve ihlas ihsan etsin. Fitne ve fesattan muhafaza etsin. . Amin. 
Aciz 

M. Riza Derindag

 

Alem-i İslamBediüzzaman'danDr. Mehmet Rıza DerindağDünyaGenelGünün Hadisiİslam ve HayatMisafir YazarlarNur TalebeleriTürkiyeYazarlarımız
Leyle-i Regaib Özel 5.000 Hatim Programı
Alem-i İslamBediüzzaman'danDünyaGenelGündemGünün DersiGünün Hadisiİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiyeYazarlarımız
Genç Hafızlardan Şehitlerimiz İçin Dualar ve Kur-an’ı Kerim Tilavetleri
Alem-i İslamDerslerDünyaEkonomiFıkıh & HadisGenelGündemGünün DersiGünün DuasıGünün HadisiHayatHizmetİslamİslam ve HayatKartpostal - VecizeNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSorularla RisaleSual-CevapTürkiyeYazarlarımız
Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri ile Risale-i Nur Dersi” ŞUALAR’DAN 9.DERS ( 9. ŞUA )