“KARA, GRİ VE AK”

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

“TOPLUMU DÖNÜŞTÜRMEK”

Kimi insanların dillerinden düşürmedikleri bir söz var: Toplumu dönüştürmek.

Mümkün mü bu? Mümkünse nasıl olacak?

‘Toplum’ soyut bir kavram. ‘Birey’lerden oluşuyor. Benim gibi, senin gibi insanlardan.

Kuşkusuz, bireyler düzelirse toplum da düzelmiş olur. Bu da hidayet nurunun kalpleri aydınlatmasıyla mümkün.

Biz insanlar hidayet veremeyiz ama hidayete vesile olabiliriz.

Konuyu daha iyi anlatabilmek için ‘temsil’ üslubunu kullanmak istiyorum. Dikkatini teksif ederek, muhayyileni çalıştırarak sen de bana yardımcı olmalısın.

Bir resim paleti hayal et. Üstünde gri bir boya yığını var. Bu boya yığını bir zamanlar siyahtı.

Bazı insanlar ona beyaz katarak rengini griye döndürdüler. Bazıları da siyah boya katmaya devam ediyorlar.

Bu boya kütlesini bir anda beyaz veya siyah yapmak mümkün değil. Beyazın yolu sayısız gri duraklarından geçiyor.

Siyahtan beyaza bir anda geçmeye çalışmak yaratılış kanunlarına aykırı.

Siyah, bünyesine giren beyaz oranında ağarmaya başlar. Zamanla ‘grinin tonları’ yaşanır.

Eğer beyaz girişi hızlanırsa, grinin tonu daha açığa doğru yönelir. Grinin de kendi içinde sayısız dereceleri bulunur.

Toplumun da bir rengi var. Bireylerin renkleri bir araya geliyor ve umumi bir renk oluşturuyor. Durmadan değişiyor ve dönüşüyor bu renk.

Siyahtan geldik, griyi yaşıyoruz ve beyaza doğru gitmek istiyoruz.

Siyah, vahiy nurundan mahrum kalanların, karalar ve karanlıklarla sarılıp sarmalananların rengi.

Beyaz, ilahî nurun parlak yolunda yürüyenlerin, kalbini, aklını, duygularını bu nur ile ışıldatanların levni.

Gri ise, iki renk arasında mütereddit olanların hâli. Toplumun büyük ekseriyeti bunlardan oluşuyor.

Burada sözünü ettiğim beyazlığın dış görünüşe, deriye dair olmadığını söylemeye bilmem gerek var mı?

Kurán nuru gelmeden önceki karanlık dönemde toplum katran karası bir renge bürünmüştü.

Dilimizdeki ‘kara cahil’ tabiri ‘cahiliye dönemi’ni anlatmak için uygun bir niteleme.

Peygamber Efendimize inen ilahî kelam kısa bir zamanda kara insanlardan beyaz insanlara dönüşümü gerçekleştirdi.

Kara ve karanlık geceler, ilahî nurun parlamasıyla bembeyaz ve apaydınlık gündüzleri netice verdi.

Bu ferdi ve sosyal dönüşüm mucizesini kısa bir zamanda gerçekleştirmek bugün için imkânsız.

Pek çok zamanla birlikte azim, sebat, sabır ve gayret ister.

Dünya bir imtihan yeri olduğu için, ilahî hikmet gereği her sonuç bir sebebe, her gelişme bir süreye bağlanmış.

Hedefe adım adım gidilir, gayeye basamak basamak çıkılır, sonuca derece derece ulaşılır.

Bu tedriç yasasına uygun davranmayan aceleciler, maksatlarını elde edemez, ellerindekini de kaybederler.

Birey olarak bize düşen görev, beyaz insan olmak, beyazlık oranımızı olabildiğince artırmaktır.

Kendimiz beyazlaşamazsak başkalarını beyaza davet edemeyiz. Etsek de etkili olamayız.

Büyük mütefekkirin ‘Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez’ hikmeti rehberimiz olmalı.

Beyazlığı özlemek, dilemek yetmez, kendimiz daha beyaz olmaya çalışmalı, beyaz insanlığın güzelliğini çevremizdekilere göstermeli, onların da harmana beyaz insanlar olarak girmelerine çalışmalıyız.

Her beyazlaşmada gri renk biraz daha aklaşır. Çünkü bir beyaz artarken, aynı zamanda bir siyah azalmaktadır.

Biz kendimizi, çevremizdeki insanları ve toplumu beyazlaştırmaya çalışırken, kara insanlar da boş durmuyorlar elbet.

Bunu kendine iş edinenler var. Herkesi kendilerine benzetebilmek için aralıksız çalışıyorlar.

Siyahlarla beyazlar arasındaki amansız mücadele devam ederken önümüze metot meselesi çıkıyor.

Bize düşen ‘müspet hareket’ etmektir. En etkili ve insani yöntem budur. Müspet hareketin ise kendine özgü ilkeleri vardır.

Tüm gücünü kendi meselene, beyazlaştırma işine vermelisin.

Her ilerleyişin siyahların gerileyişi anlamına gelecektir. Işık parladıkça karanlık azalır.

Biz beyazı öğrenelim, beyaz olalım, beyazlığımızı artıralım, çevremize beyazı yayalım, elimizdeki bütün imkânları beyazlaştırma için harcayalım. Bunlar yapıldı mı, siyah kendiliğinden gerileyecektir.

Karaların neyi nasıl yaptığını izlemekle zaman kaybetmeyelim.

Bu izlemenin en kötü etkilerinden biri zaman ve güç kaybı, biri de moralimizde yapacağı olumsuz etkidir.

Faaliyetlerimizin en mühim taşıyıcısı olan ‘şevkimizi’ korumak ve artırmak zorundayız.

Bu sebeple biz yalnız kendi işimizle meşgul olmalı, başarılarımızı gördükçe daha büyük hamleler için şevk kazanmalıyız.

Kümeye giren rengin, niceliği kadar, niteliği de önemlidir.

Siyah insanın siyahlığındaki azalma ve beyaz insanın beyazlığındaki artma, özlediğimiz renge doğru atılan adımlardır.

Bir insanı siyahtan tamamen kurtaramıyorsak hiç değilse az siyah olmasına çalışalım.

Bir başkasını da mükemmel beyaz hâline getiremiyorsak, en azından beyazlık oranını artırmaya gayret gösterelim.

Bunu söylerken bir başka gerçeği de ifade etmiş oluyoruz: Toplumlar gibi insanlar da ne tam beyazdırlar ne de tam siyah.

Bizi yönetenlerin rengini belirleyen de yine bizim rengimizdir. Toplum denilen kümeden alınmış bir avuç insandır onlar. Bir uzay aracıyla gökten inmiyorlar.

Siyah veya gri bir toplumdan beyaz idarecilerin çıkacağını düşünmek bir hayal olur.

Bizi yönetenlerin beyaz olmalarını istiyorsak, önce kendimiz beyaz olmalıyız.

İnsanların etkilenmeleri, beyaza yönelmeleri için bütün sebeplere teşebbüs edelim, tamam.

Fakat hidayet verici gibi davranmayalım. Eylemlerimizi neticeye bina etmeyelim.

Keza, beyaz yolunda çalışırken ‘ihlas’ı elden bırakmayalım.

Niyetimiz halis olmalı. Yalnız yaratıcımızın rızası için çalışmalıyız.

Böyle yapmazsak, amellerimiz görünüşte beyaz ama gerçekte siyah olacaktır.

Tam beyaz olmadıkları için çevremizdeki insanlara kızmayalım, onları tam beyaza doğru sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle yönlendirmeye çalışalım.

Siyahlara düşmanlık etmekle bir yere varamayacağımızı bilelim.

Siyahın beyazlaşmaya başlaması için, öncelikle beyaz olmayı ‘istemesi’ gerekir.

Bu istek olmadıkça dıştan gelecek hiçbir etki onu beyazlaştıramayacaktır.

Belki beyaz gibi görünebilir ama asla beyaz olmaz. En tehlikeli siyahlar da dışarıdan beyaz görünenlerdir.

İradeli yaratılmıştır insan. Dilerse inanır, dilemezse inanmaz.

Hayatını şu ya da bu biçimde yaşamasına izin verilmiştir. İmtihan icabıdır bu. Kararı kendisinin vermesi gerekiyor.

Büyük bir sınavda olan ve ebedî hayatını kazanmak ya da kaybetmek davası başına açılan insanların, iyilik yapmalarına izin verilse, fakat kötülük işlemeleri engellenseydi o zaman bir sınavdan söz edilemezdi.

İnsanlara ‘beyaz olmayı isteme kararını’ verdirmektir önemli olan. Biz sadece vesile olabiliriz.

Bunun için en tesirli vasıtalarımız sevgi, şefkat, merhamet, müsamaha ve bu duygularla mayalanmış ilimdir.

Samimi hislerde insanı cezbeden, yıkayan, temizleyen, arındıran bir güç vardır.

Bütün bunların da berisinde ‘beyaz insan’ olmanın özelliklerini ‘yaşayarak’ gösterelim.

İnsanlar söylediklerimizden ziyade yaptıklarımıza bakarlar.

İlahî nur ile kendimiz ışıklanırsak başkalarına da tesir edebiliriz. Zira insan insana baka baka ağarır.

Ömer Sevinçgül 

Etiketler: , , , , ,
Kategoriler: Ömer Sevinçgül Yazarlarımız

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?