İslâmiyet’te Kadının Hukukî Durumu

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ

İslâmiyet bin senedir Türklerin dini olmakla kalmamış, bin yıllık tarihimiz boyunca, biz Türklerin, sosyal, ekonomik, ferdi, ailevi hayatımızda da etkili olmuştur. İslâm’ı kabuI eden bir Türk her şeye İslâm’ın gözüyle bakmaya, onun değer ölçüsüyle her şeyi değerlendirmeye başlamıştır.

Osmanlı tarihini tetkik edenlerin kulaklarına ve gözlerine en fazla gelen ve çarpan kelime “Şer-i Şerife muvafık” deyimi olsa gerektir. Şer-i Şerif, İslâm Hukuku demektir. Öyleyse İslâm Hukukunda kadının hukuki durumunu işlemekle, aynı zamanda Osmanlı Devleti’ndeki durumunu da işlemiş olacağız. Ancak uygulamadaki bazı terslikler sebebiyle, ayrıca kadının Osmanlıdaki fiili durumuna kısaca atf-ı nazar edeceğiz.

a) Kadının Önem ve Değeri

Denebilir ki kadınlar, İslâm dini ile layık oldukları mevki ve değeri kazanmışlardır. Tarih boyunca özledikleri huzur ve saadete ulaşmışlardır. İslâm hukuku kadın ve erkek münasebetlerinde ifrat ve tefrit uygulamalarını kaldırmış, iki cins arasında tam bir denge ve âhenk kurmuştur.

İslâm’a göre Allah’ın yaratığı olmak bakımından kadınla erkek tamamen birbirine eşittir. Hz. Peygamberin ifadesiyle “Kadın-erkek bütün insanlar, tarak dişleri gibi birbirlerine eşittirler.” Kadın ve erkek bir bütünün iki parçasıdır. Birbirlerini tamamlarlar. Şu âyet bunu çak güzel ifade etmektedir:

“Kadınlar sizin elbiseniz, örtünüz; siz de onların elbisesi, örtüsüsünüz” . Bu ayeti iki şekilde anlamak mümkündür: İki açıdan sizler birbirinizin elbisesi mesabesindesiniz, bir taraftan elbise gibi yekdiğirine sarmalaşırsınız, diğer cihetten de elbisenin ayıpları örtmesi, soğuk ve sıcaktan koruması gibi herbiriniz diğerinin ayıplarını örter, eksikleri tamamlar, biri birisiz olamaz .

O halde erkek mi üstün kadın mı üstün münakaşası bile yersizdir. Yine Kur’ân’ın açıklamasına göre, erkeğin kadında bulunmayan bir takım yaratılıştan meziyet ve üstünlükleri bulunduğu gibi, aynı zamanda kadının da erkekte bulunmayan yaratılıştan bazı meziyet ve üstünlükleri mevcuttur. Bu sebeple her ikisi de ayrı ayrı yönlerden birbirine muhtaçtırlar ve bu şekilde erkekle kadın yaratılış itibariyle birbirinden farklı ve karşılıklı üstünlüklere sahiptirler. Aynı noktalarda mukayeseye kalkışmak yanlış sonuçlara götürür.

Yapılacak iş, Kur’ân’ın şu düsturunu dinlemektir: “(Özellikle) erkeklerle kadınlar arasında yek diğerinizin makamına göz dikerek kıskançlık ve kötü arzular beslemeyiniz, rekabet edip üstünlük taslamayınız) . Allah’ın bazısına diğerinden fazla olarak bahşettiği üs-tünlükleri temenniye de kalkışmayınız. Erkekler çalışma ve emeklerinin karşılığını alacaklar, kadınlar da çalışma ve emeklerinin karşılığını göreceklerdir”.

Bu kısa girişten sonra İslâm’ın kadın lehine ortadan kaldırdığı bazı adetleri ve kadına tanıdığı hakları inceleyelim.

b) Kadın Lehine Ortadan Kaldırdığı Bazı Âdetler

Yahudi ve Hristiyanların inancı olan kadının la’netli olduğu görüşünü İslâmiyet reddetmiştir. Cahiliye adetlerinden biri olan kız çocuklarının diri diri gömülmesini şiddetle yasaklamıştır . Hz. Peygamber “Hiçbir şeyde uğursuzluk yoktur” buyurarak, kadını uğursuz sayma inancını yok etmiştir. Erkeklere kadınlara karşı büyük bir şefkat, sevgi ve ihtimam gös-termelerini emretmiştir. Hatta kadınlar ile ilgili Kur’ân’da iki sure başlıbaşına mevcuttur . Günümüzde de mevcut olan kız çocuklara karşı duyulan nefret hissini yermiş ve Hz. Peygamber “Hediyede çocuklarınızın arasını eşit tutun, eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım” buyurarak, kız çocuklarını övmüştür . Kimin daha fazla hürmete Iayık olduğunu soran bir sahabiye de üç defa “Annen” cevabını verdikten sonra dördüncüye “baban” demişti .

c) Kadına Tanınan Haklar

Şunu hemen belirtelim ki hak ile görev ayrılmaz iki kardeştirler. Hak varsa görev de bulunacaktır. Kadının hak ve hürriyetlerini başından beri kabuI eden ve onun aşağı görülmesini şiddetle kınayan İslâm Hukuku, kadına bazı haklar tanıdığı gibi bazı görevler de yüklemiştir. Biz bunları zikretmeden bu mes’elenin özünü teşkil eden ve Hz. Peygamberin 130.000 kişi huzurunda veda haccında irad ettiği hutbesinde yer alan kadınlarla ilgili şu temel kâideyi hatırlatacağız:
Ey insanlar ve ey eshabım, size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet ederim. Onlar sizin hayat ortağınızdır. Allah’ın size bir emaneti olan bu kadınlarla aile yuvası kuruyorsunuz. On-ların sizin üzerinizde hakları ve sizin de onlar üzerinde hakları mevcuttur. Bunlarla iyi geçinmek en önemli borcunuzdur. Ey insanlar; Tebliğ ettiğim bu sözlerimi de iyi anladınız mı?” . Yine bir hadisinde de “Kadınların haklarını yerine getirme hususunda Allah’tan korkunuz. Onların hak ve hürriyetlerine tecâvüz etmekten sakınınız. Zira siz onları, Allah’ın bir emaneti olarak aldınız.”

Şimdi bu genellemeden sonra İslâm Hukukunda kadına tanınan hakları kısaca gözden geçirelim:

aa- Nafaka Hakkı

Koca karısının ve karısından doğmuş çocukların nafakasını temin etmekle mükelleftir. Yani kadın kocasından nafakasını talep edebilir. İslâm Hukukunda koca, karının yiyecek, giyecek, mesken ve hizmetçi masraflarını temin etmek zorundadır .

bb- Kadın Evin Masraflarına Katılmaya Zorlanamaz

Karı ve çocukların infak ve iaşesi kocaya aittir. Serveti ne olursa olsun, karı evin masraflarına katılmak zorunda değildir .

cc- Kadının Fiil Ehliyeti
İslâm Hukukunda kadın tam fiil ehliyetine sahiptir. Kendi şahsi malları üzerinde mutlak tasarruf hakkı mevcuttur. Her çeşit medeni hakları iltizam ve iktisap edebilir. İslâm hukukunda cinsiyet farkı Roma Hukukunda olduğu gibi, ehliyeti daraltan veya engelleyen sebeplerden değildir. Kadın âmme haklarına sahip olabilir. Kadından da vasi tayini câizdir.
Ayrıca çocuğun erkek ise yedi yaşına kadar, kız ise evleninceye kadar terbiye velâyeti de kadına verilmiştir (Hidâne).

dd- Kadının Kocasından İsteyebileceği Diğer Hakları:

Kadın kocasından mehir isteyebilir. Ayrıca kocası kadınla iyi geçinmek mecburiyetindedir. Ayrıca kadın istediği zaman, kocasına haber vererek ailesini ziyaret edebilir. Kocanın kadınıyla eğlenmesi, neşelenmesi, meşru eğlencelere müsaade etmesi gerekir. Koca hak-sız ve sebepsiz yere kadına sert davranamaz. Koca, karısının gerek cinsî hayata gerekse başka meselelere dair sırlarını ifşa etmemesi gerekir.

ee- Boşanma Hakkı:

İslâm hukukunda bazı çevrelerce bilindiği gibi, boşanma hakkı sadece erkeğe tanınmamıştır. Kadın da evlilik akdinde şart koşması, kocanın bu yetkiyi kendisine de vermesi, geçimsizlik ve hastalıklı olması hallerinde boşama hakkının olduğu, kesin hükümlerdendir.

ff- Miras Hakkı:

İslâm’ın doğuş devrindeki bütün Hukuk sistemlerinin (Roma Hukuku müstesna) ve örf-teamül hukukunun tersine İslâm Hukuku kadına miras hakkı tanımıştır. Bu, sadece erkek ve kız kardeşler arasındaki ikili birli paylaşma dışında, eşitlik esasına dayandırılmıştır. İkili birli kâidesinin ise mantıki ve ilmî gerekçeleri, hem Kur’ân hem de hadislerde açıklanmış bulunmaktadır. Kadının mirasçılıkda erkeğe nisbeten az pay alması mutlak değildir.

gg- Kadının Eğitim ve Öğretim Hakkı:

Bir milletin Maarif sistemi, o milletin devam ve bekâsının en esaslı teminatıdır. Bu sebeple İslâm toplumunda eğitim ve öğretimin çok önemli bir yeri vardır. Kadın en mükemmel terbiyecidir. Çocukları asıl yetiştiren ve terbiye eden kadındır. Terbiyecinin eğitim ve öğretimden mahrum kalması asla düşünülemez. Hz. Peygamber, kadınların okuma ve yazma öğrenmelerini dâima teşvik ve emretmiştir. İslâm tarihinde nice kadın hadisçilerin, edebiyatçıların ve en önemlisi de büyük kadın hukukçuların yetiştiğini zikretmeden geçemeyeceğiz . Şunu da belirtelim ki büyük Türk-İslâm Hukukçusu Kâsâni’nin yazmış olduğu “Bedâyi” adlı yedi ciltlik eserin hazırlanmasında, hanımı büyük hukukçu Fatma hanımın büyük rolü, hukuk tarihine altın harflerle yazılmış bulunmaktadır .

hh- Çalışma Hakkı:

Kadın kanuni bir işi veya ticâreti herhangi bir sınırlama olmadan yapabilir. Belediye hizmetlerinde (muhtesibe) çalışabilir. Çiftçilik yapması serbesttir. Kendine uygun ve şer’ ile ahlâka muğâyir olmayan her çeşit mesleği yapabilir . Ancak kadının hâkim olup olmamasında değişik görüşler bulunmaktadır. Hanefilere göre, kadın şahitlik yapabildiği hususlarda hâkimlik de yapabilir. Bu durumda, lad ve kısas davaları haricindeki bütün davalarda, kadın hâkim ve savcı olabilir . Diğer mezhepler ise menfi görüştedir. Aslında kadının hâkimIiğini red veya kabül hususunda İslam Hukukunun sarih bir hükmü yoktur. Ancak tarih boyunca kaza mevkiini resmen işgal eden hiçbir kadın görülmemiştir .

ıı- Siyasi Hakları:

Kadının siyasi hakları konusunda, Kur’ân’da açık bir hüküm yoktur. Ancak, dolayısıyla bu konuya temas eden âyetler vardır. Bu ayetler ve mevcut konuyla ilgili hadisleri değerlendiren İslâm Hukukçuları, değişik görüşler beyan etmişlerdir. Bazılarına göre, kadının devlet başkanı olması ve bütün siyasi haklara sahip bulunması gerekir. Ayet ve hadisler buna müsaade etmektedir. Ancak bu görüşün doğruluğu şüphe götürür.

Diğer bir kısım hukukçulara göre ise, kadının seçme hakkı vardır, seçilme hakkı yoktur. İslâm Hukuku ile ilgili eserlerde verilen bilgiler, kadının siyasi ve idari konularda fikir beyan etme ve seçmen olabilme hakkına sahip olabileceğini göstermekteyse de, kadının seçilme hakkına müsaade etmemektedir. Yani kadın devlet başkanı olarak seçilemez ve velâyet-i âmme cinsinden olan bir idari görevde (valilik ve kaymakamlık gibi) bulunamaz .
Bütün bunlardan sonra şunu belirtelim ki, kadın bu haklara sahip olmasına rağmen, evin reisi İslâm Hukukuna göre de yine kocadır. Zaten bugünkü klâsik hukuk sistemlerinde de benimsenen ilke budur.

Bunun böyle kabul edilmesi, bazı hukukçuların iddia ettiği gibi, kadın ile erkek arasında fark olduğunun kabulü demek değildir. Kocanın ailenin reisi olduğunu ifade eden Kur’ân ayetinin ifadesi de bu iddiayı reddetmektedir. Zira Kur’ân buyuruyor: “Erkekler kadınlar üzerinde kayyımdırlar; onların işlerini yürütürler, gözetirler. Zira Allah onların bazısını bazısına üstün kılmıştır.

Yani kadın da bazı cihetlerden erkekten üstündür. Erkek de bazı cihetlerden kadından üstündür. İkisi de ayrı ayrı kabiliyetlidirler. Ayrıca erkekler mallarından mehir ve nafaka borcunu da ödemekle mükelleftirler. Şüphesiz ki bu görevlerini yerine getiren erkeklerin kadınlar üzerinde kayyım olmaları ve onlardan itaat ve sadakat beklemeleri meşru haklarıdır” .
Ancak İslâm, evlilik içinde kocayı kadına üstün tutmakla kadını erkeğin kölesi yapmak istememiş, kadına kocaya itaati emrederken kocaya da kadına karşı bir takım ödevler yüklemiştir .

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz



Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?