Bir Baba’nın Oğluna Nasihati;

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Dr. Nadir ÇOMAK

Bir Baba’nın Oğluna Nasihati;

Mal Müşteriye Satılır

Bir gün oğlum benden ticaretin sırlarını anlatmamı istedi. Ben de tüccar manasında değil, bilgi satan bir tacir olmam hasebiyle başladım anlatmaya: Oğlum, ticaret hayatının esasını anlatan meşhur bir söz hatırlıyorum, “mal müşteriye satılır.” Müşteri yoksa üretilen malın varlığı bir kıymet ifade etmez. Üretim ve tüketim dengesinin anahtarı müşterinin elindedir. Ancak mal, yani ürün dediğimiz meta yalnızca maddi varlıklardan ibaret değildir. Hizmet ve bilgi de alınır ve satılır. Bu nedenle müşteri bulmak ticaretin en önemli ilkesidir. Bazen müşteri ürünü, bazen de ürün müşteriyi bulur. Yine ticari hayatımızın kilidini açan özlü sözlerin birisinde, “pekmezin güzel olsun, müşterisi Bağdat’tan gelir”denilmektedir. Bu sözde kaliteli ürün üretmenin önemine veciz bir şekilde işaret edilmiştir. Oğluma ticaretin bu önemli sırlarını anlayıp anlamadığını sorduğumda, “babacığım anladım anlamasına ama az anladım. Bu söylediklerini yerinde ve uygulamalı olarak anlatır mısın” demesin mi? Peki dedim ve indik sahaya ve oğlumla birlikte düştük yollara.

Yolda ilk olarak taksi ve dolmuş şoförleri dikkatimizi çekti. Oğlum! dedim, “yollarda sıkça gördüğümüz taksilerin müşterisi yolculardır. Taksi şoförleri boş oldukları zaman her an duracak şekilde ilerlerler. Yolun kenarındaki yayalara potansiyel müşteri nazarıyla baktıkları için her an gözleri yayaların üzerinde, ayakları da frendedir. Benzer bir davranışı dolmuş şoförlerinde de görürüz. Her bir dolmuş şoförü aynen taksi şoförünün yaptığı gibi aniden fren yapmaya hazırdır. Taksi ve dolmuşların peşinde seyreden sürücüler bu nedenle son derece dikkatli olmalıdır.” Oğlum, “Biraz anladım ama yetmez” dedi. “Peki, o zaman devam edelim seyahatimize” dedim.

Bu iş biraz masraflı olacak gibi görünüyordu. Fakat ne yapalım, eğitim uygulamalı yapılır ya, biz de birer çift ayakkabı alalım dedik. Büyük bir ayakkabıcılar çarşısında başladık birlikte vitrinleri gezmeye. Çarşıda karşılaştığımız insanların ayaklarımıza bakması oğlumun hemen dikkatini çekti ve bana sordu, “baba, bu insanlar neden bizim ayaklarımıza bakıyor?” Cevaben dedim ki, “oğlum bu insanlar ayakkabıcı esnafı ve ayakkabı satmak için burada duruyorlar. Bu nedenle insanların ayağındaki ayakkabıların eski mi yeni mi olduğu onlar için çok önemli. Gerçekten de insanların yaptıkları iş hal ve tavırlarını etkiler. Mesela, Çanakkale esnafı köylülerden gelen insanların hangi ilçeden olduğunu yürüyüşlerinden anlarlarmış. Çünkü bazı ilçelerden gelen köylüler tarlalardan topladıkları mermileri toplayıp satarak geçindikleri için yere bakarak yürümek onlar için alışkanlık olmuş.” Oğlum “ilginç” diye mırıldandı. Tavırlarından meseleyi kavramaya başladığı anlaşılıyordu.

Daha sonra terziler hanındaki giyim mağazalarını gezdik. Buradaki esnaflar da insanların üzerindeki giysilere bakıyordu. Oğlum, “Baba” dedi, “yırtık ve sökük kıyafetler varsa terziler bayram yaptı demektir değil mi?” “Evet”dedim. “Fakat eskisi gibi yırtık ve sökük kıyafetler nerde? Şimdiki insanların üzerindeki kıyafetlerin eski püskü olmasına değil, son modaya uygun olup olmadığına bakılıyor artık.” Oğlum, “daha iyi anladım” dedi ve ekledi; “bu esnafın sattığı ürün giysi olduğu için, gelen insanların ne giydiğine dikkat ediyorlar.”

Seyahatimiz devam ediyordu. Yenibosna’dan Eminönü’ne doğru yola çıktık. Tahtakale’ye doğru yürüdük. Seyyar olarak gözlük satan bir esnaf, önünden geçen orta yaşın üzerindekileri ve özellikle de ihtiyarları; “bey amca buyur seç beğen al, her göze uygun bir gözlük var elimizde” diyerek ikna etmeye çalışıyordu. “Anlayana saz…” dedi ve tebessüm etti oğlum.

Oğluma, “anladın mı şimdi mal ve müşteri ilişkisini” dedim. “Biraz daha iyi anladım baba” dedi ve ekledi, “berber ve kuaförlerin önünden geçtiğimde dükkânın önünde oturan berberlerin neden gelip geçen insanların saçına başına baktığını şimdi çok daha iyi anladım. Çünkü berberlerin geçimleri insanların saçından ve başındandır” dedi.

Akşama kadar gezmekten yorgun düşmüştük ve ayaklarımıza kara sular inmişti. Sıcak su iyi gelir de dinleniriz diye iyi bir hamam aradık. Muhiti iyi bilmediğimiz için yaşlı bir esnafa sorduk, “amca buralarda iyi bir hamam ve çorba içip yemek yiyebileceğimiz temiz bir lokanta var mı?”  İhtiyar amca bize mercan yokuşunun sonunda ve Süleymaniye caminin yanında Mimar Sinan’ın yaptırdığı meşhur hamamı tarif etti ve ekledi, “hamamdan çıktığınızda da caminin karşısındaki Erzincanlı kuru fasulyecilerde karnınızı doyurmayı unutmayın” dedi.

Oğlum bir sorum daha var dedi ve ekledi “baba iyi bir ürünü nasıl bulabiliriz?” Ben de iyi ürün bulmakta “referansın yani tavsiyenin ne kadar önemli olduğunu gözden kaçırmamalıyız” dedim.

Yolculuğumuz bitmek üzereydi, hamamdan çıktık ve lokantaya oturduk. Oğlum “bir sorum daha var baba” dedi.“Buyur sor oğlum” dedim. “Sen bir öğretmensin, peki insanlara ulaşmak için onların hangi özelliklerine bakıyorsun?”

Oğlum güzel bir soru sormuştu. Dedim ki, “biz eğitimciler insanlara doğru, iyi ve güzel olan bilgileri anlatmaya çalışırız. Bunun için dinlemeye ve öğrenmeye meraklı ve samimi olan bütün insanlar bizim müşterimizdir. Fakat yanlış anlaşılmasın. Her şey para için yapılmaz. Bizler insanlara iyiliği ve hakikati, yalnızca Allah rızası için anlatmaya çalışan Hz. Muhammed efendimizin (s.a.v.) izinden giden imanlı eğitimcilerden olmak için çalışırız.”

Oğlum, “babacığım teşekkür ediyorum, mal ve müşteri ilişkisini gayet iyi anladım” dedi. Ben de oğluma son olarak şu nasihati verdim; “oğlum sen hakikate âşık ol, hakikati öğren ve hakikati anlat. İman ve Kur’an hakikatleri altın ve elmas gibidir, müşteri aramaz. Çünkü altın ve elmasın müşterisi onu arar bulur” dedim.

Evet, Kur’an ve iman hakikatleri müşteri aramaz, imana muhtaç gönüller bu hakikatlere olan ihtiyacını hisseder ve onu arar, bulur.

 



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Dr. Nadir Çomak

Yorumlar (1 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?