Nurdan Haber

EĞİTİM V

EĞİTİM V
26 Temmuz 2018 - 7:12

 

YENİ KURULACAK ÜNİVERSİTELERDE POLİTİKA

Artık üniversiteler ihtisas üniversiteleri olmalıdır. Ziraat üniversitesi, Otomotiv üniversitesi, Teknik Medikal Fakültesi, vb. Dünya buna yönelmiş durumdadır. Son zamanlarda ülkemizde de bu tarz çalışmalar başlamıştır. Teknolojik imkanlardan faydalanarak, çok büyük binalar ve öğrenciler yerine sınır belirleyerek daha çok öğrenci merkezli üniversitelere ihtiyaç vardır.

Bizim ülkemizde de bu niyetle bazı üniversiteler kuruluyor. Ama zamanla bu hedeften sapılarak normal üniversite durumuna getiriliyor. Türkiye’de ihtisas üniversiteleri kurulmuştu daha sonra bunlar lisans öğrencisi almaya da başladılar. Diğer üniversiteler sırasında geçti, bazıları da teknik üniversite oldu. Oysa bu uygulamaların planlamanın hesabı önceden yapılmalıdır.

Hiç tahlil etme ihtiyacı duyduk mu, üniversiteye girmek isteyenlerin 1/3’e yakın bir miktarı üniversite mezunu veya bir bölümde okumaktadır. Bu arayış sorgulanmalıdır.

Çin’de aynı fakültede aynı isimli birden fazla bölüm tartışmaya sebep olmuyor. Çünkü bunların çalışma alanları açıkça belirlenmiştir. Şu anda bizde farklı fakültede aynı isimli bölümler birbirini tanımamaya başlamıştır. Neden? Önceden alt yapısı oluşturulmadan bir fakülte kapatılıp, bölümleri ise başka isim altında açılan fakülteye devrediliyor. İsim değişikliği bir boşluğu doldurmuyor ve bu devam ediyor.

ÖĞRETİM ÜYESİ TEMİNİ

Öğretim elemanı temini öncelikle kendi kadroları doldurularak tamamlanmalı, yok veya yetersiz ise yakın üniversitelerden görevlendirme ile kolaylıkla temin edilecek şekilde planlanmalıdır.

Üniversiteler de öğretim üyesi kadrolarını iktisatlı kullanmak zorundadır. Bir yerlerde aşırı şişkinlik, başka yerlerde hiç eleman olmaması, üniversiteleşmekte olan ülkemiz için göz yumulacak bir konu değildir.

Elbette iyi bir kadrolaşma ilgili alanda iyi bir araştırmadan sonra yapılacağı tartışılmazdır. Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde talep üzerine ve öğretim seviyesini yükseltmek için, özellikle bu hükümetler döneminde en az bir üniversite açıldığı ve hatta büyük şehirlerde bu sayı 50 leri geçtiği bilinmektedir. Yeni üniversite açılan bazı şehirlerde, çok az öğretim üyesi var, bunun yanında da büyükşehirlerde kadrosuzluktan biriken öğretim üyeleri, yeni ihdas edilen üniversitelere aktarılamıyor ya da gitmek istemiyorlar. Burada planlamada bir eksiklik yoksa adaletsizlik vardır.

Artık kampüs üniversiteleri yerlerini şehir kampüslerine bırakmaktadır.

Bir zamanlar büyük üniversitelerde Yardımcı Doçent kadrosuna atanabilmek için iki veya üç yıl henüz kadrolarını tamamlamamış başka bir üniversitede görev yapma zorunlu idi.

Adaletli bir planlama ise adaletli bir ücretlendirme ile mümkündür. Mağduriyet bölgeleri elbette var, buralara öğretim üyesi yeterli olan hatta kadro fazlası olan üniversitelerden görevlendirme yapılabilir. Ancak bunların maddi olarak cazip hale getirmesi lazımdır. Maddi konuyu düşünerek oralara gitmekten imtina eden öğretim üyelerinin problemlerinin çözümü elbette siyasi iradeye düşmektedir.

ÜNVANLARIN TARTIŞILMASI

Üniversiteler gelenekleriyle yaşar diyoruz ama biz sürekli değişime tabi tutuyoruz. Böylece üniversiteler bir kimlik kazanamıyor. Eğitimde standartlar yerleşemiyor ve üniversite olarak bulunması gereken yerde olamıyoruz. Bunun için özellikle dünyada üniversitelerdeki gelişme dönüp bakarak sık sık akademik kariyerlerde değişikliğe gitmemek gerekir. Bu yapıldığı taktirde dünya üniversiteleri ile koordinasyon sağlanamıyor.

Bugün dünyada doktora ve doktora sonrası öğretim üyesi statüleri değişmemektedir.

Ama ülkemizde akademik hayatım süresince akademik kariyerler değişti ve değişmeye de devam ediyor.

Bundan önce akademi ve üniversite ile bunlar arasında özerklik ve birbirlerini tanıma problemleri ayyuka çıkmıştı. Bilim Doçenti, Kanun Doçenti; Bilim Profesörü , Kanun Profesörü tartışmaları sürdü gitti.

Daha sonra YÖK kuruldu ve üniversiteleri bir çatı altında topladı. Bu ihtilafları sonlandırmaya çalıştı.

YARDIMCI DOÇENTLİK

Ama YÖK’le beraber de Yardımcı Doçentlik ünvanı devreye girdi. Oysa bu Türkiye’nin dışında bazı üniversitelerde kullanılan bir unvandı. Doktorasını bitirenlerden akademisyen olarak faydalanmak için böylece Türkiye’de doktordan sonra öğretim üyesi kadrosu ihdas etmek için bu uygulamaya başladılar.

Bunun için bir takım kriterler konulmuştu. Bilimsel yayınların kurulan bir jürü tarafından değerlendirilmesi bir kriterdi. Ayrıca jürü önünde öğrencilere ders anlatma yeteneğini test etmek için sözlü sınavı bir kriterdi. Kadroya atanmadan önce yabancı dil bilgisinin ayrıca kurulan jürü tarafından değerlendirmesi başka bir kriterdi.

Bu kadro ihdas edilirken yanlışları da vardı. İki yıllık meslek yüksek okulu mezunu kadro olarak birinci dereceye iniyordu. Ancak doktora yapmış yardımcı doçent olmuş bir öğretim üyesi üçüncü dereceden aşağı inemiyordu. Diğer taraftan her iki veya üç yılda bir sözleşme yenileniyordu. Bu en fazla dört defa atama yenileniyordu. Böylece 12 yıldan sonra Yardımcı Doçentlik kadrosunu eleman kaybediyordu. Ana Bilim Dalı değiştirmesi gerekiyordu. Bir öğretim üyesi olarak Eğitim Bir-Sen kanalıyla bu maddelerin düzeltilmesi için çaba gösterilmiş ve düzeltilmesi de sağlanmış oldu.

Aradan 35 yıl geçti bu unvan tekrar gündeme geldi, üniversitelerde muhtemelen tartışıldı ve YÖK Yardımcı Doçentlik unvanını kaldırma yönünde teklifte bulundu ve kaldırıldı.

Böylece gündeme bir tartışma konusu daha ilave oldu. Yardımcı Doçentlik kaldırılarak yerine getirilen Doktor Öğretim Üyesi ünvanı akademik olarak eski Yardımcı Doçentlere nasıl bir avantaj sağladı? Bilakis Yardımcı Doçentliğin karşıtı olan ünvanı daha tartışmalı bir duruma mı soktu? Doktor Öğretim Üyesi ile Doktor Öğretim Görevlisi arasında ne fark var da biri öğretim üyesi ve diğeri de öğretim üyesi yardımcısı sınıfında addediliyor. Böyle uygulama değişikliği üniversitelere hangi geleneği kazandıracaktır.

AKADEMİK KADROLAŞMADA PRAMİT TERS DURMAKTADIR

Akademik kariyerde piramit sivri ucu üzerine durmaya başladığından her an bir problemle karşı karşıya kalınabilir. Bir bölümde 25 tane öğretim üyesi ve 3-5 tane araştırma görevlisi neyin habercisidir?

Diğer taraftan öğretim üyeleri arasında da üniversite için gerekli olan bir kadrolaşma yoktur. Yani en çok yardımı doçent (şimdi doktor öğretim üyesi) vardır. Sonra profesörler, arada da doçentler vardır. Bu yapılanma sağlıklı bir yapılanma değildir.

EĞİTİM LABORATUVARLARI

Bugünün problemlerinden biride laboratuar ve eğitim materyal imkanlarının iyileşmesidir. Bunlar bir plan çerçevesinde gerçekleştirilebilir.

Taşıma su ile değirmen dönmeyeceği gözönünde tutularak en kısa zamanda eksikler telafi ve tedarik edilmelidir.

Mesela Mühendislik, Tıp vb. laboratuarların maliyeti yüksektir. Onun için her açılan üniversitede büyük yatırım gerektiren bölümleri hemen kurmak yerine önce laboratuvarları kurmak gerekir. Bunun için de tercih edilir yol olarak şu seçilebilir. Mesela Makine Elemanları laboratuarı en mükemmel şekilde bir üniversitede, Motorlar laboratuarı başka bir üniversite kurulur.

Sonuç olarak her Üniversitenin her Bölümünün her Ana Bilim Dalında en gelişmiş şekilde ayrı bir laboratuar kurmak yerine, temelde bulunması gereken laboratuvar test ve aletlerin dışındakileri; İhtisas laboratuvarları şeklinde bazı üniversitelerin bazı bölümlerinde yoğunlaştırmak, hem maliyet açısından hem de kullanım açısından hem de koordinasyon açısından büyük kazanımlar sağlayacağı görüşündeyim.

YURTDIŞI LİSANS ÜSTÜ ÖĞRETİMİ

Yurtdışında mastır ve doktora ya yapmak için gönderilen Elemanlarımız ülkemizden seçilerek gönderilmektedir. Ancak oraya gittikten sonra bizim seçme elemanlarımızın bazıları, onların politikaları ve yabancı dilin de baskısı altında güç bela ve yarım yamalak kariyerlerini tamamlıyorlar.

Bir elemana yüksek lisans için de az 2-3 yıl, doktora için 3-5 yıl sürekli aylık döviz harcanmaktadır. Oysa ülkemizde ihtiyaç duyulan özellikli alanlarda lisansüstü enstitüleri mastır ve doktora yaptırabilirler. Yıllarca yurtdışına döviz ödemeye gerek yoktur. O paralarla lisansüstü laboratuvarları kurulabilir. Merkezi laboratuvarların imkanları geliştirilebilir.

Doktorasını bitiren elemanların, bilgi ve görgüsünü geliştirilmesi ve yabancı dilini pratikleştirmesi için yurtdışına gönderilmesi, eleman yönünden de ekonomik yönden de daha uygun olacağını düşünüyorum.

Eğitim konusuna ileride tekrar dönmek istiyorum. Ayrıca ilgilenenlerin katkılarını bekliyorum. Benim anlattıklarım yaşayıp gördüklerime dayalı görüşlerdir. Tenkit etmek için değil, faydalı olmak için yazdığımın bilinmesini isterim. 25.07.2018

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Alem-i İslamBediüzzaman'danDr. Mehmet Rıza DerindağDünyaGenelGünün Hadisiİslam ve HayatMisafir YazarlarNur TalebeleriTürkiyeYazarlarımız
Leyle-i Regaib Özel 5.000 Hatim Programı
Alem-i İslamBediüzzaman'danDünyaGenelGündemGünün DersiGünün Hadisiİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiyeYazarlarımız
Genç Hafızlardan Şehitlerimiz İçin Dualar ve Kur-an’ı Kerim Tilavetleri
Alem-i İslamDerslerDünyaEkonomiFıkıh & HadisGenelGündemGünün DersiGünün DuasıGünün HadisiHayatHizmetİslamİslam ve HayatKartpostal - VecizeNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSorularla RisaleSual-CevapTürkiyeYazarlarımız
Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri ile Risale-i Nur Dersi” ŞUALAR’DAN 9.DERS ( 9. ŞUA )