Fani Şeylere Bağlanma

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Yüksel UCA

Arzın halifesi, kâinatın en mükemmel meyvesi, mahlûkatın en şereflisi olan, iman ve ubudiyet için yaratılan insanı fani şeyler tatmin edemez. Zira o, ebedi bir hayatı kazanmak için yaratılmıştır. Bedenin ihtiyaçları fanidir, anidir. Ruha ait ulvi hakikatler ise ebedidir. İnsan birkaç gün önce ne yediğini hatırlamaz amma çocukken ruhuna nakşettiği kudsi marifetler ve ulvi hakikatler onunla beraberdir.

Ölüm meleğinin her an arkasında olduğunu unutmayan, sonsuza kadar hayat süremeyeceğini bilen, mazhar olduğu nimetlerden her an ayrılacağını düşünen, en yakın akrabalarının ve dostlarının birer birer bu fani dünyadan göçtüklerini gören insan, nisyan perdesine bürünemez, bu hakikatlere karşı gözünü kapayamaz.

Geçici, kararsız ve elemli olan dünyanın bin senelik sürurlu hayatı, cennetin bir saatine denk değildir. Bediüzzaman Hazretlerinin buyurduğu gibi; “Dünyanın yüz bahçesi, fani olmak haysiyetiyle ahiretin baki olan bir ağacına mukabil gelemez.”

Habib-i Edip Efendimiz (sav.): “Dünyanın Cenab-ı Hakk’ın yanında bir sinek kanadı kadar kıymetinin olsaydı kâfirler ondan bir yudum su içemezlerdi” buyurarak her insanın bu fani dünyadan istifadesinin; sonsuz hayata göre bir sinek kanadı kadar dahi olmadığını ifade etmektedir. Bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahret yurdu ise, Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?” (En’am Suresi, 6/32)

Dünya Gölgedir

Bu kâinat sarayında teşhir edilen her şey cennetteki nimetlerin numunesi ve gölgesidir. Gölge ile asıl arasındaki fark ne ise cennetteki meyveler ile dünyadaki meyveler arasındaki fark da odur. Dünyadaki insan ile cennetteki insan arasındaki fark da gölge ile asıl arasındaki fark gibidir. Gölge sadece asıldan haber verir, kime ait olduğunu gösterir ama onun hiç bir hususiyetini taşımaz.

Naylondan yapılmış meyvelere uzaktan baktığımızda gerçek meyve gibi görürüz. Onlar sadece şeklen meyveye benzerler. Bin tane elma resmi ile bir tek gerçek elmayı değiştirmeyiz. 

Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda.

Öyle ise geç, iyi mallar dizilmiş arkasında…”

Çocuk ağlayınca ağzına yalancı meme verilir. Bebek onu gerçek meme zanneder, iştahla emer amma karnı doymaz. Dünya da yalancı bir meme gibi bizi oyalar, aldatır. Bir kişi rüyasında yemek yemekle karnı doymaz. Uyanınca karnının aç olduğunu hisseder. “İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar” hadisi de bize bu dersi verir. Buradaki nimetler, ebedi nimetlere iştiyakımızı arttırmak içindir.

Bir Gün Biz de Göçeceğiz

Bir gün biz de bu fani âlemden göçeceğiz. Bizim de çenemizi ve ayaklarımızı bağlayacaklar, elbiselerimizi çıkaracaklar, yıkayıp yeni elbisemiz olan kefene saracaklar. “Cenaze namazı falan camide kılınacak” diye ilan edecekler.

Son kez vedalaşmak üzere evimizin önüne getirecekler. Yakınlarımız tabuta sarılıp ağlayacaklar ama fazla fırsat vermeden hemen omuzlara alıp kabre götürecekler. “Cenazeyi tutun” diyecekler. Artık soy, sop, nesep, milliyet, para ve makam beş para etmeyecek. Bizimle birlikte imanımız ve salih amellerimiz olacak.

Cenaze merasimi için uzaktan ve yakından birçok akrabamız, arkadaşımız ve dostumuz gelecek. Biz toprağa verilirken, hocalar yasin-i şerif okurken bile bazıları dünyevi meseleleri konuşmaya, kimileri de telefon görüşmesi yapmaya devam edecek. 

Bize Münker ve Nekir melekleri tarafından; “Men Rabbüke? Ve men nebiyyüke? Ve ma dînüke? Ve ma kitabüke?” yani, “Rabbin kimdir? Nebin kimdir? Dinin nedir? Kitabın nedir?” soruları sorulup, başta namaz olmak üzere emredilen emirleri yapıp yapmadığından ve verilen her türlü nimetten hesaba çekilirken, çoğu kimse taziye verip dağılacak. Hiç kimse işini, gücünü terk etmeyecek, herkes gününü gün etmeye devam edecek. 
Akrabalarımız, dostlarımız ve arkadaşlarımız birkaç saat veya en fazla birkaç gün üzülecek. Ayrılık acısını derinden hisseden eşimiz, çocuklarımız ve yakın akrabalarımız birkaç hafta, birkaç ay veya en fazla bir yıl yas tutacaklar. Bir zaman sonra onlar da yokluğumuza alışacak ve bizi unutacaklar. Bizden evvelkilerin unutulduğu gibi…

Rabbim ölümü düşünen, ibret alan ve hazırlıklı olan kullarından eylesin. Kabir azabından ve cehennem ateşinden muhafaza eylesin inşallah.

Evet, ömrümüz su gibi akıyor, şimşek gibi çakıyor ve rüzgâr gibi geçiyor. Her gün hayat ağacımızdan bir yaprak uçuyor, ömür binamızdan bir taş düşüyor. Her gün akrabalarımızdan, tanıdıklarımızdan ve dostlarımızdan birileri ebedi âleme göç ediyor. Bizler de her an bu fani dünyaya veda edip kabre girebiliriz. Zira bir saniye sonrasına dahi çıkacağımıza bir garantimiz yoktur. 

Çok İhtiyatlı Olunmalı

İnsanın ihtiyarı kıl kadar, iktidarı zerre gibi, acizliği ise nihayetsizdir. Ömrü çabuk geçecek, hayatı sönecek ve bedeni çürüyecektir. Çünkü onun vücudu ebedî değildir; demirden ve taştan da yapılmamıştır. Hayatının temel taşı zayıftı, direği çürüktür. Et ve kemikten ibaret olduğundan dolayı çabuk değişir ve aniden başına yıkılır. Ölüme ve kabre girmemeye çare yoktur. Öyle ise, başını deve kuşu gibi kuma sokup ölümü unutma! Gözüne gaflet gözlüğünü takma! Ömrünü malayani şeylerle zayi etme! Asıl vazifeni unutup huzur-u İlahiyeye elin boş varma ki, hesabın çetin olmasın.

Her an her şeyin hazinesi yanında, her şeyin dizgini elinde olan Cenab-ı Hakk’a dayan ve O”na sığın. Zira her acize nokta-i istinad ve her zaîfe cihet-i istimdad O”dur.Formun Üstü

Formun Altı

Akıbetimizden Korkmalıyız

İnsan, bugünden yarınını, yazdan kışı, dünyada iken ahreti düşünmeli, akıbetinden endişe etmeli, ne zaman ve nerede geleceği belli olmayan ölüme hazırlık yapmalıdır. Zira onun önünde; mevtin şiddeti, kabrin dehşeti, mahşerin azameti, mizanın ince hesabı ve sıratın vahşeti gibi çok zorlu imtihanlar, engebeli yollar ve korkunç menziller var. İnsan bu çetin yollarda perişan olmamak ve yolculuğunu salimem tamamlamak için çok ihtiyatlı olmalı, Rabbinin rızasını kazanacak ameller işlemeli, çokça azık hazırlamalıdır.

Acaba bu çetin yolları selametle aşabilecek miyim? Emaneti hakiki sahibine iman ile teslim edebilecek miyim? Kabirde sual meleklerinin suallerine cevap verebilecek miyim? Amel defterimi sağ tarafımdan alabilecek miyim? Kabir azabının dehşetinden halas olabilecek miyim? Mizanda sevaplarım mı ağır gelecek yoksa günahlarım mı? Cehennem üzerine konulmuş, “Kıldan ince ve kılıçtan keskin” olan sırattan selametle geçip, ebedi saadete mazhar olabilecek miyim?” diye endişe etmeli, titremeli ve kendisini hesaba çekmelidir.

Evet, insan önündeki bu çetin menzilleri düşünüp akıbetinden korkmalı, iman ile göçüp göçmeme tehlikesinden endişe edip titremelidir. Zira “İnsanın en mühim meselesi, cehennemden kurtulmaktır.” Her insan için en mühim iş; dünyadan iman ile göçmek, Rabbinin rızasını kazanmak ve ebedi saadete mazhar olmaktır. Bunun için de Rabbimizin emirlerini yapıp, yasak ettiği şeylerden kaçınmalı ve istikamet çizgisinde hayat sürmelidir. Zira “Nasıl yaşarsak öyle ölürüz, nasıl ölürsek öyle muamele görürüz.”

Ne yazık ki, ahrete nispeten bir zindan hükmünde olan bu fani dünya için duyduğumuz endişenin binde birini ebedi hayatımız için duymuyoruz. Dünya işleri için gösterdiğimiz hassasiyeti, ebedi hayatımız için göstermiyoruz. Evlatlarımızın dünyadaki istikballeri için taşıdığımız endişeyi ebedi hayatları için taşımıyoruz. İmtihanı kazanamadıklarına üzüldüğümüz kadar, namaz kılmadıkları için üzülmüyoruz. 

Cenab-ı Hak rıza çizgisinde ömür geçirmeyi, emanetini iman ile teslim etmeyi, cennete layık bir kıymet almayı ve ebedi saadete mazhar olmayı nasip eylesin inşallah.



Etiketler: ,
Kategoriler: Yüksel Uca

Yorumlar (3 Yorum)

  • Bilge salih

    Fani şeylere aldanmak bekayı kaybetmeye sebep olabilir bu hakikatı anlatan güzel bir yazı

  • Ahmed Said

    Muhterem katılıyorum bu düşünceye,evet fani şeylere bağlanmamalı.Çünkü şahıs fani dava bakidir.Asl olan da budur.Ancak aklıma çokça şu gelmektedir;Sizin anlattığınız faniye bağlanma mevzusunun tehlikeleri orta yerde dururken bazılarının birilerini ısrarla abi makamında(mutlak vekil tek varis gibi)bir yerlerde tutmak istemesinin sebeb-i hikmeti ,ağabeylerin şefkat ve masumiyetlerinden istifadeyle menfaat devşirmek veya bir yerlere sinsice hulul etmek midir acaba?El iyazu billah bu bir sukuttur.Böylelerinin camia ile olan irtibatları hemen kesilmeli ve nisyan çukuruna defnedilmeli.

    • Yüksel Uca

      Muhterem kardeşim Ahmed Said Bey kardeşim;; bu yazımızda makam, servet ve evlat gibi fani şeylere bağlanmamayı, dünyanın cazibesine kapılmamayı anlatmaya çalıştım. Şahıslara bağlanma meselesini Üstad Hazretleri: “Baki bir hakikat, fani şahsiyetler üstüne bina edilmez” Ben de sizin gibi ders arkadaşıyım” gibi birçok ifadelerle ifade etmiştir. Bizler büyük zatlara ve hizmette önde olan ağabeylere elbette ki hürmet eder, hizmetlerini takdir ederiz. Bunda bir zarar yok. İnsanları birbirinden üstün kılan onların meziyetleridir.
      İslamiyet dini ifrat ve tefritten uzak durmamızı orta yolu esas tutmamızı emreder. Muhabbette de esas bu olmalı. Bu yolda hizmet edenler kim olursa olsun; ister hizmetimizin önde gelen ağabeyleri olsun, ister başka cemaatlerin pişdarları olsun, muhabbet ve sevgimiz hepsine azami derecede olur. Ağabeylere de yapmış oldukları fedakârlıklardan ve sıkıntılara göğüs gerip bu eserleri bize ulaştırmalarından ötürü sevgi ve saygımızı arz etmekteyiz.
      Yine Bediüzzaman Hazretlerinin buyurduğu gibi; “Evet, ayna muhafaza edilmeli, çünkü mazhardır. İşte mürşidin ruhu ve kalbi bir aynadır, Cenâb-ı Haktan gelen feyze mâkes olur, müridine aksedilmesine de vesile olur. Vesilelikten fazla, feyiz noktasında makam verilmemek lâzımdır.”

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?