Şah İsmail -1

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

ŞAH İSMÂİL TÜRK’MÜ?

Tam adı Ebū l-Muzaffar bin Haydar as-Safavī) Safevî Devleti’nin kurucusu ve ilk Şahı.

25 Receb 892’de (17 Temmuz 1487) Erdebil’de doğdu. (Ö. 930/1524) Tebriz’de vefat etti, cenazesi Erdebil’de ecdadının bulunduğu yere defnedildi. Babası Safevî tarikatının şeyhi Haydar, annesi Uzun Hasan’ın kızı Âlemşah Halime Begüm’dür. Ebü’l-Muzaffer Bahâdır el-Hüseynî unvanıyla anılır.

Şah İsmâil’in kökeni:

Şah İsmal’in kökeni hakkında en doğru bilgiyi Şah İsmail dünyaya gelmeden 129 sene önce, Safevi hanedanlığına adını veren, Safiyyüddîn-i Erdebîlî’nin terceme-i hâlinin anlatıldığı İbn-i Bezzâz’ın 759/1358’de kaleme aldığı kısa adı Safvetü’s-safâ  olan el-Mevâhibü’s-seniyye fî menâkıbi’s-Safeviyye  adlı eserdir. Eser, İbn-i Bezzâz (kumaşçının oğlu) adıyla meşhûr Dervîş  Tevekkülî bin. İsmâîl bin. HacıMuhammed el-Erdebîlî tarafından yazılmıştır. Müellif, Safiyyüddîn-i Erdebîlî’nin oğlu ve halefi Şeyh Sadrüddîn (d. 794/1391-92)’in mürîdidir. Eserin konularını Şeyh Sadrüddîn’in tavsiyesi üzerine, tanıkların dilinden ve halktan güvenilir kişilerden toplayıp yazmıştır.  Kendisi 726/1326’da geçen bir hikâyede üstâdı Mevlânâ Şemsü’l-mille ve’d-dîn Tevekkülî Vâiz Erdebîlî ile Merâğa şehrine gittiklerini ve orada Şeyh Safî’yi gördüklerini îmâ etmektedir.

Safvetü’s-safâ,  gerek Safiyyüddîn-i Erdebîlî gerekse Safevîlerin soyu ve Safevî tarîkatı hakkında bilgi veren eserler içinde en eski kaynak olması dolayısıyla ayrı bir öneme sahiptir. Safeviyye tarîkatının başına geçenler sırasıyla ele alınmakta ve Safiyyüddîn-i Erdebîlî döneminde bir tarîkat iken Şah İsmâîl döneminde devlet haline gelen Safeviyye tarîkatının nasıl merhalelerden geçtiği anlatılmaktadır.

Eserin birinci bâbının, birinci faslında. Şeyhin nesebi şu şekilde kaydedilmiştir: Şeyh Safiyyüddîn (Ebu’l-Feth) İshâk bin. eş-Şeyh Emînüddîn, Cebrâîlb. es-Sâlih bin.  Kutbüddîn Ebu Bekr  bin. Salâhüddîn Reşîd bin. Muhammed el-hâfız Likelâmullâh bin. Avâz  bin. Pîrûz  el-Kürdî es-Sencânî (Pîrûz Şâh Zerrîn Külâh)

Bu şecerenâme ilk defa İbn-i Bezzâz’ın kitabında kaydedilmiştir. Sonrasında da diğer yazarlar bu bilgiyi -dolaylı veya dolaysız- buradan alarak Safiyyüddîn-i Erdebîlî’nin nesebinin Hz. Aliye ulaştığını iddiâ etmişlerdir, yani seyyid olduğunu idda etmişler. Onlara göre Firuz Şahtan sonraki şecere şöyledir. Muhammed Şeref Şâh bin. Muhammed bin. Hasan bin. Muhammed bin. İbrâhim bin. Ca‘fer bin. Muhammed İsmâîl bin. Muhammed bin. Ahmed A‘rabî bin. Ebû Muhammed el-Kâsım bin. Ebu’l-Kâsım Hazma bin. el-İmâm el-Hümâm Mûsa el-Kâzım bin. İmâm Ca‘fer es-Sâdık bin. İmâm Muhammed el-Bâkır bin. İmâm Zeyne’l-Âbidîn Ali bin. İmâm Seyyidü’l-Şühedâ bin. Abdullah el-Hüseyin bin. Emîru’l-mü’minîn ve İmâmü’l-muttakîn Alî bin. Ebî Tâlib (RA).

Şeyh Safiyyüddîn ile Piruz veya Firuz el Kurdi arasındaki şecereye itiraz eden yok. Aynı şekilde Musa El-Kazım (rh) ile İmam Ali (RA) arasındaki şecerede herkesin sahih kabul ettiği mansıp kitaplarında yer almıştır. Fakat Piruz şah ile Musa el-Kazım (rh) arasındaki şecere uydurma olduğuna bütün tarihçiler emindirler.

Ahmed Kesrevî’ye göre Safvetü’s-safâ’daki tahrifine başlanması IX. yüzyılın sonunda yani Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar zamanındadır. Bu tahrîfi yapan da Seyh Hüseyin Kâtib’dir. Mîrzâ Ahmed’e göre ise Safevî hânedanının takipçilerinden olan Seyh Hüseyin Kâtib Erdebîlî, İbn-i Bezzâz’ın kitabından nüshalar yazmıs ve onların hepsine müdâhâle etmistir. Sekizinci bâbın, ikinci faslına yani Seyh Safî’nin Siî yapılmasına gelince, bunu yapan ya Hüseyin Kâtib Erdebîlî’dir veya baskasıdır. Ancak bunun halk arasında revaç bulması Mîr Ebu’l-Feth-i Hüseynî’nin eliyle olmustur (Her iki görüşün ayrıntıları için bkz. Gulâm- Rızâ Tabâtabâî, Safvetü’s-safâ, Mukaddime-i Musahhih, s. 22).

Safiyyüddîn-i Erdebîlî’nin Fîrûz Şâh soyundan gelmesi husûsunda herhangi bir ihtilâf yoktur. Ancak, Fîrûz Şâh’ın kim olduğunun aydınlatılması gerekmektedir. İlk başvuru kaynağımız

Safvetü’s-safâ  olacaktır. İbn-i Bezzâz şöyle yazmaktadır: Pîruz’un aslı Kürt’tür. O zamanlar kürt ordusunun komutanı, tarîkat erbabının şeyhi İbrâhim Ethem (rh.)’in çocuklarından biriydi. Sencâr (Sincar, Şengal) tarafından savaşa başladılar. Âzerbeycân’ı bütünüyle kuşattılar ve aldılar. Muğân nâhiyesinde oturanların hepsi mecûsiydiler. Errân-Elîvân ve Dârbûm halkının tamamı da kâfirdiler. İslâm ordusu burayı ele geçirdikten sonra halka islâmı öğrettiler. Bu beldelerin alınması kolay oldu. Erdebîl vilâyetinin ve etrâfının komutasını Pîrûz’a  verdiler. (Bu Pîruz denilen kişi Zerrin Külâh diye meşhurdu)  Pîruz, zengin ve güç sâhibiydi…”

Metnin devamında Pîruz’un malının ve hayvanlarının çokluğu sebebiyle Gîlân korusunun kenarında Rengîn denilen bir yeri ele geçirdiği ve hayatı boyunca orada kalıp fakîr fukarâya yardımda bulunduğu kaydedilmiştir.

Tarihçi Müneccimbaşı ise Safevîler hakkında bilgi verirken: “Bunlardan, önce Erdebîl’e gelen Zerrîn Külâh Fîrûz Şâh olup bir âbid, zâhid ve köşenişîn bir âdem idi. Rengîn adlı yerde ölmüştür.” demektedir. Müneccimbaşı, daha sonra oğlu Avazü’l-Havâs’ın Rengîn’den ayrıldığını ve Erdebîl’in köylerinden olan Esferencân köyüne yerleştiğini söyler. Ahmed Kesrevî ise Safvetü’s-safâ’nın doğru olan eski nüshalarından birinde Fîrûz Şâh’ın adının “el-Kürdî es-Sübhânî Pîruz Şâh Zerrîn Külâh” olarak geçtiğini söylemektedir. Kesrevî, es-Sübhânî lafzının yanlış olduğunu bunun ya es-Sencânî veya es-Sencârî’nin değiştirilmiş şekli olduğunu ifâde etmektedir.

İbn-i Bezzâz’ın kaydında Fîrûz Şâh’ın bu lakaplarla anılmış  olduğunu ancak seyitlik olayı gündeme gelince, Fîrûz Şâh’ı Muhammed bin. Şeref  şâh’ın oğlu yaptıklarını ve nihâyeten Mûsa el-Kâzım’a bağlamış olduklarını söyler. Kesrevî’ye göre bu kitabı istinsâh edenlerden bazıları bu lakabların seyitlikle uyuşmazlığını fark edip bunları kaydetmemiş, bazıları da bu durumu farkedememiş ve olduğu gibi bırakmışlardır. Özetle Kesrevî, Şeyh Safî’nin dedelerinin Kürdistan’ın Sencâr’ından veya Kürdistan’ın etrafından gelmiş olduklarını ifade etmektedir. Faruk Sümer ise Ahmed Kesrevî ve Zeki Velîdi Togan aynı fikirde olup Safevîlerin Seyyîdlik ile hiçbir alakasının olmayıp Fîrûz Şâh adlı Sincar’lı bir Kürd’ün neslinden geldiğinin kesin olduğunu ifade etmektedir. Sümer, Fîrûz Şâh’ın Kürdlerin X.yy’da Âzerbaycân ve Errân’a yayılmaları esnasında Erdebîl’e gelmiş olduğunu, XII.yy’ın ikinci yarısında Selçuklular’ın Âzerbaycân, Kürdistân, Errân ve Doğu Anadolu’ya geldiklerinde birçok Kürd hânedânları ile karşılaştıklarını kaydetmektedir. Sümer devamında: “Bunlardan Revâdiler, Âzerbaycân’ı idâre ediyorlardı. Emîr Ahmedil de bunlardan olup Erdebîl ve Tebrîz şehirlerinin hâkimiydi. Adı geçen yerler XI. yy’ın sonlarından itibâren Ahmedil’in Türk memlükü Aksungur ve oğulları tarafından idâre edilmiştir. Karakoyunlular zamanında Erdebîl’den Muğan’a kadar uzanan bölgenin Câkirlü oymağının yurdudur ki İbn Arab şâh’a göre bu oymak Kürd menşelidir” demektedir.

Safvetü’s-safâ’ya tekrar dönecek olursak, bu kaynakta Safiyyüddîn-i Erdebî-lî’nin atasının Fîrûz Şâh Zerrîn Külâh el-Kürdî es-Sencânî diye yazıldığını söylemiştik. Aynı zamanda Safiyyüddîn-i Erdebîlî’nin pîri, Şeyh Zâhid Gîlânî’nin nesepnâmesi belirtilirken “ Şeyh Tâcüddîn İbrâhîm b. Rûşen Emîr b. Bâbil b.Şeyh Bendâr el-Kürdî es-Sencânî” şeklinde yazılmıştır.  Onun da babalarının Sencân tarafından gelen Kürtler olduğu beyan edilmiştir.

Görüldüğü gibi Şah İsmail’in Kürd olduğu konusunda kesin bilgiler mevcut. İddia edildiği gibi Türk olduğuna dair herhangi bir kaynakta bilgi mevcut değil, sadece annesi ve baba annsinin Türk olduğu biliniyor. Çünkü Annesi Halime Begüm, Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan’ın kızıdır, baba annesi Hadice Begim’de kız kardeşidir. O dönemde Hanedanın Türk olduğuna dair herhangi bir iddiada yok, aksine İsmail’in dedesi şeyh Cüneyd’en itibaren tek bir iddiada bulunmuşlar oda seyyidlikdir. Tabi bunun uydurma olduğu kesindir. Yalnız Şii Türkmenlerin İsmaili kendilerinden saymaları gayet doğaldır. Hem inanaç hemde kader birliği yapmışlar.

Gelecek makalemiz İsmailin Şah Olması olacak inşallah.

Selam ve du’a ile Allah’a emanet olun.



Etiketler: ,
Kategoriler: Mehmet Nuri Turan Tarih

Yorumlar (1 Yorum)

  • Ahmet uzun

    http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt2/sayi6pdf/kucukdag_dedeyev.pdf isimli Makalenin sonuç kısmında
    “Safevî Tarikatı, 14. yüzyılın sonlarından başlattığı şiiileşme sürecini 15.
    yüzyılın ikinci yarısında tamamlamış ve bu durum, Osmanlı Devleti tarafından kabul görülmemiştir.
    Osmanlı yönetiminde oluşan bu tavır, II. Bayezid zamanında biraz daha artmıştır. II. Bayezid, gücünü
    Anadolu Türkmenlerinden alan Safevî Tarikatı’na karşı, kendisi ile aynı düşünceyi paylaşan Akkoyunlu
    Sultan Yakup’la iş birliğine girmiş ve bunun sonucu iki ülke arasında sıkı bir diplomatik ilişkikurulmuştur. Bu sırada Şeyh Haydar öldürülmüş; Safevî Tarikatı’nın eski Sünnî şekline dönüşmesine karar verilmiştir. Bunun için Safevî Tarikatı’nın yegâne kitabı olan Saffettü’s-Sefa’nın istinsah yoluyla
    çoğaltılmasına başlanmıştır. 1490/91 istinsah tarihli bu kitaba, Safevîlerin seyyid değil, aslında Sincanlı
    bir Kürd ailesine mensup oldukları yönünde ilâveler yapılmı, uğrunda mücadele verdikleri Safevî
    Tarikatı’na gelen ehlibeyt sevdalı Türkmenlerin bunlara karşı tavır almaları düşünülmüştür. Gayet iyi ve
    ince detaylarla hazırlanan bu plân, Sultan Yakup’un zamansız ölümü ile yarım kalmıştır. Çünkü bundan
    sonra Akkoyunlu Devleti’nde meydana gelen saltanat mücadelesi Safevî Devleti’nin kurulmasına zemin
    hazırlamıştır.
    Safevîlerin soyu ile ilgili varılan sonuç birçok konuda edilen tespitlere ra-
    men kaynakların verdiği bilgiler ışığında
    değerlendirildiinde aibeli bulunabilir. Anlaşılan kendilerini seyyid olarak gören
    ve bu hususta uzun zaman mücadele veren Safevî şeyhleri, neseplerinin bu şekilde tanınmasını istemi ve
    bunun dışında ihtimal bırakmamışlardır. Buna rağmen, kesin olan bir gerçek vardır ki, bu dönemde Safevîler tamamıyla Türkleşmiş ve Safevî Devleti’nin temellerini Türk devlet geleneklerine göre atmışlardır”denilmektedir.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?