Başarı için engelleri aşmak

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

 

Başarı için engelleri aşmak herkes için gereklidir. Prof. Dr. Mustafa Öz’ün hayatında da bu net olarak görülmektedir.

Konya’da kerpiç evden İstanbul’un en güzel yalılarından birine uzanan bir hayat devamlı aşılması gereken engellerle doludur. Annesi Akseki’li olduğu için babası onu Bozkır’a gelin getiriyor. Anamla babam o tarihte atla bir haftada alınabilen zorlu yoldan birlikte geçmişler. Bugün aynı yol otomobille üç saate indi.

Derler ki, bir Yahudi Akseki’ye gidip manav açmış. Aksekili adam da oğluna elli kuruş  verip alışveriş yapmasını istemiş. “Öyle bir şey al ki, hem biz yiyelim, hem manda hem tavuklar yesin.” demiş. Çocuk gitmiş, Yahudi’den istemiş. Yahudi bile bilememiş. Karpuz olduğunu öğrendiği zaman “Buralarda bana ekmek çıkmaz.” demiş gitmiş. Anam “Aksekililer akıllı olur.” diye inanmıştı. Belki de öyledir ve ben aklımın bir kısmını anamdan almış olabilirim.

Ahmet Hamdi Akseki Aksekili idi. Türkiye Cumhuriyetinin üçüncü Diyanet İşleri Başkanı olan, yazdığı değerli eserleri ve yaptığı hizmetleri ile yüzyılımızın İslâm alimleri arasında önemli bir yeri olan bir zattır.

Oyuncak bizim için hayaldi. Yedi yaşıma kadarki hayatımda tek eğlencem arkadaşlarımla aşık atmaktı. Küçük mutlulukların bize yettiği yaşlardaydık.

Aç değildik ama nakit para girişi her zaman kısıtlıydı. Gaz, tuz, kibrit almak için para lazımdı ve bu yüzden hep sıkıntımız olurdu. O zamanlar yaşam herkes için zordu, ama bizim için daha zordu.

Evimizde dünya kadar yufka ekmek vardı, çarşı ekmeği alacak paramız yoktu ve her zaman burnumuzda tüterdi.

Elbiselerimiz bayramdan bayrama ketenden dikilirdi.

Çocukluğumuzda hastalıklarla, kazalarla çok boğuştuk. Bir gün bahçede ateş yakıldı; kazan kaynıyordu, çamaşır yıkanacaktı. Kolum ateşin içine girdi, büyük acı çektim. O günden kalan yanık izleri hala kolumda durur. Bugün yaşıyorsam Allah öyle istediği içindir.

Tıp doktoru olduktan sonra beni hükümet tabibi olarak Nevşehir’in kazası Arapsun’a tayin ettiler. Buranın yeni ismi Gülşehir’dir.  Fakirliğin derecesine bakın ki, Kapadokya’ya yalnızca 15-20 km mesafede olmama rağmen buradan haberim  bile olmadı. Peri bacalarını görmeyi düşünemedim. Kapadokya’ya, Amerika’dan geldikten sonra diğer turistler gibi gittim.

Çankırı Çerkeş’te hükümet tabipliği yaptığımda hastalara hep at üzerinde giderdim. Üzengileri ata vurdum mu, hastanın yanında bulurdum kendimi. Bu yüzden bir ara bana “Efe doktor” da demişlerdi.

Çerkeş’te sıtma savaş tabibi olarak Dr. Abdullah Duman çalışırdı. Abdullah ağbi evliydi ve çocuğu yeni olmuştu. Kucağında oğluyla yanıma geldi. “Ya Mustafa” dedi, “bizde bir adet vardır, çalışkan biri aklı başında olsun diye yeni doğan çocuğun ağzına tükürür.” Ben de onu ikiletmedim. Minik bebeği kucağıma aldım ve ağzına tükürdüm. O günkü çocuk bugünün meşhur gazetecisi Selahattin Duman’dır.

Faydalanılan kaynak:
Prof. Dr. Mustafa Öz (Yazarı: Esra Tüzün)- Turkuvaz Kitap Ekim-2013 İstanbul.

Prof. Dr. Sıtkı Göksu



Etiketler: , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?