Fıkralar

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Prof. Dr. Sıtkı GÖKSU

Fıkralar bizi rahatlatıcı, nefes aldırıcı, gülümseticidirler. Bazen anlatamadığımız veya anlatmakta zorlandığımız şeyleri fıkra ile kolaylıkla anlatabiliriz. Bu yazımda güldürürken, düşündüren birkaç fıkrayı sizlerle paylaşayım.

Dediklerin doğruysa

Adamın biri, köyden panayıra satmak için bir inek götürmüş, tellala vermiş… Tellal ineğin yularından tutmuş, başlamış dolanmaya, hem dolanıyor, hem bağırıyor: – Bu inek soyludur, bu inek boyludur, cinstir, altmış okka süt verir, altı aylık gebedir!… Köylü tellalın yanına yanaşmış, kulağına eğilmiş: – Bana bak! Dediklerin doğruysa, ben bu ineği satmaktan vazgeçtim…

Uzunca liste

Adamın birini kuduz köpek ısırmış. Ama adam çok ihmalci biri olduğu için, bugün iğne olurum, yarın iğne olurum derken iş işten geçmiş. Doktora başvurup da gerçeği anlayınca hemen bir kağıt kalem isteyip uzun uzun bir şeyler yazmaya başlamış. Doktor uzun süre beklemiş, bir ara dayanamamış sormuş: – Vasiyetnameniz bu kadar uzun mu? – Vasiyetname falan hazırlamıyorum doktor bey… Ben ısıracağım kişilerin listesini yapıyorum…

Yağmurda da giyilebilir.

Kadın, kılı kırk yararcasına inceledikten, çekişe çekişe pazarlık ettikten sonra kaplan kürkü mantoyu almaya karar verdi. Yine de, parayı öderken sormadan edemedi: – Yağmurda da giyilebilir, değil mi? Satıcı ilginç bir güvence verdi: – Aman hanımefendi, şimdiye kadar yağmur altında hiçbir kaplanın şemsiye ile dolaştığı görülmemiştir!

Kim öle kim kala

Padişaha Hindistan’dan nadide bir kumaş gelmiş. Padişah terzibaşını çağırmış: – Bak, demiş, bugün çarşamba, cumaya kadar 12 düğmeli bir elbise dikeceksin. Ama düğmeleri altından olacak. Altınları da sen kalıba döküp yapacaksın… Terzibaşı: –Ama… diyecek olmuş. Padişah kükremiş: –Aması… kellen… Terzi çaresiz evine çekilmiş. Eli ayağı titriyormuş. Karısı teselli etmiş: – Bak kocacığım, sen şu işe bir başla, gerisi Allah kerim… Terzi, önce düğmelerden başlamış. Altın düğme dökmek için önce çivi dökmek, sonra da bunu büküp yuvarlatmak gerekiyormuş. Terzi cuma günü şafak sökerken bin bir zahmetle ancak çivileri dökebilmiş. Düğme haline getirmeye çalışıyorken kapı çalmış. Terzi korkudan kireç gibi bir yüz ve titreyen bacakları ile kapıyı açmış: Karşısında üç zaptiye: – Padişah hazretleri dün gece hakkın rahmetine kavuştular. Tabut için altın çivi lazım. Sen çivileri hazırla…

Ne yer ne yedirir

İki kurt aç kalmış, kıvır kıvır yiyecek bir şeyler arıyor. Biri görmüş geçirmiş tecrübeli, öteki genç ve acemi… Bir kayanın başına geliyorlar, bakıyorlar ki altlarında kalabalık bir koyun sürüsü. Genç kurt, yaşlı olana dönüp çoban köpeğini gösteriyor ve: – Bak dayı, şurada bize benzeyen biri var. Gidip ondan iki koyun istesek vermez mi? diyor. Yaşlı kurt başını sallıyor: – Sen bilmezsin yeğenim, ona koyun iti derler. O ne yer ne de yedirir!…

Büyüyünce eşek olursun

Çobanın köydeki lakabı “eşek”miş. Herkesin dilinde “eşek geldi, eşek gitti, eşek şöyle, eşek böyle…” Karısı bir gün dayanamamış: – Git ağaya yalvar yakar, senin lakabını değiştirsin. Çoban denileni yapmış, sevinç içinde koşarak eve gelmiş: – Değiştirdi, değiştirdi! – Ne koydu? – Artık lakabım eşek değil, sıpa… Kadın dizlerini dövmeye başlamış: – Vay başıma gelenler, sen büyür yine eşek olursun!



Etiketler: ,
Kategoriler: Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?