“Ben Hazret-i Ali’nin neslinden geliyorum”

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

İHSAN ÇALIŞKAN

 l933’te Emirdağ’da dünyaya geldi. Çalışkan hânedanından Osman Çalışkan’ın oğludur.

“Ben Hazret-i Ali’nin neslinden geliyorum”

“Babam bir gece Risale-i Nurları elle çoğaltırken aklına şöyle bir husus geliyor:

‘Üstad’ın Ehl-i Beytten olması gerekir. Halbuki Üstad Şark’tan geldi. Bu nasıl olur acaba?’

“Sabahleyin dükkâna giderken Üstad’ın kapısında üç-beş kişiyi görüyor. Gidiyor, hemen ilgileniyor. Üstad, babamı görünce, mangalı veriyor, ‘Karşı fırından ateş al, buraya getir’ diyor. Babam ateşi götürdükten sonra Üstad diyor ki:

‘Kardeşim Osman, ben de seni çağırtacaktım. Çünkü ben Hazret-i Ali’nin (r.a.) neslinden geliyorum.’

“Böylece babamın aklına gelen suali Üstad cevaplamış oluyor.

“Sen her zaman ziyaretime gelmek mecburiyetindesin”

“Üstad bayramlardan önce kapıya, ‘Rahatsızım, kabul edemiyorum. Ben sizlere dua ediyorum, sizler de bana dua edin, bayramınızı tebrik ederim’ şeklinde bir yazı astırırdı. Bundan dolayı babam, dedi-kodu olmaması için ilk bayram günü Üstadı ziyarete gitmemiş.

“İkinci gün Üstad babamı çağırtarak,

‘Kardeşim Osman, bayram ziyaretime dün neden gelmedin? Sen beni her zaman ziyaret etmek mecburiyetindesin. Seni hânenin büyüğü olarak kabul ediyorum. Kapımın önüne bir tabur asker koysalar, istediğimi istediğim an içeri alır, istediğim an çıkarırım: hiç kimse hissetmez.’

“Bundan sonra babam her bayram, mübarek günlerde ve Üstad’ın rahatsız olduğu zamanlarda ilk ziyareti yapardı.

“Ceylan ve Halil’in mânevî kazançlarına ortaksın”

“Ağabeyim Halil ile Mehmed Amcamın oğlu Ceylan Çalışkan devamlı Üstad’ın hizmetinde bulunuyorlardı. Ben ise babamın yanında çalışıyordum. Üstad bir gün bana şöyle buyurdu:

“Kardeşim İhsan, seni dünyaya veriyorum. Eğer seni dünyaya vermeseydim, Halil ile Ceylan’ı alamazdım, o zaman da onlar Nur’un hizmetini yapamazlardı. Bunun için sen Ceylan ve Halil’in mânevî kazançlarına ortak oluyorsun.’

“Üstad’ın teberrükü”

“Yıl l950. Gıda maddesi üzerine bir dükkân açmıştım. l0-l5 gün sonra Üstad Hazretleri faytonla kırdan gelirken dükkânın önünde durdu. Ben hemen Üstad’ın yanına koştum. Üstad on lira çıkararak bana uzattı ve şöyle buyurdu:

‘Bu  para ticarethanene benim teberrükümdür.’

“Sen benim damadımsın”

“Askere gitmeden önceydi. Bir gün babam anneme, ‘İhsan’ı evlendireceğim’ diyor. Annem, ‘Çocuk askere gidecek, askerden geldikten sonra olsun’ diye ertelenmesini istiyor. Daha sonra babam gidip meseleyi Üstada arz ediyor, gelin adayını da söylüyor. Gelin adayı amcamın kızı Şükran’dı. Üstad’ın yemeğini yapma, çamaşırını yıkama ve evini temizleme gibi hizmetlerini çok görmüştü. Üstad’ın yanında ayrı bir yeri vardı. Bunun üzerine Hazret-i Üstad da, ‘Çorba ile pilavı hazırlayın’ diyor. Daha sonra Üstad’ın ziyaretine gittiğimde, bana ‘Şükran benim kerimem, sen de benim damadımsın’ diye iltifatta bulundu.

“Beni Hz. Hasan gibi şehit etmek istiyorlar”

“l945 Ramazan’ı. Akşamdan sonra Üstad’ın zehirlendiğini haber aldık. Mustafa Acet, Ceylan Çalışkan, Halil Çalışkan, Hamza Emek’le beraber Üstad’ın yanına gittik. Üstad çok rahatsızdı. Yatsı namazını da kılamamıştı. Sonra abdest almasına yardım ettik. Ceylan Ağabey koluna girdi. Ve Üstad oturarak yatsıyı kıldı. Gece saat yarıma doğru Üstad, ‘Elhamdülillah çok şükür bu ıztıraptan kurtuldum. Kardeşlere selâm söyleyin, bana dua etsinler’ buyurdu. Bu zehirlenmenin akabinden sonradan öğrendiğimize göre, Üstad’ın bedeline Hasan Feyzi Ağabey âhirete irtihal etmişti.

“Sabahleyin babam, geçmiş olsun ziyaretine gitti. Babam daha önce Üstad’ın zehirleneceği haberini bir vesile ile öğrenmişti. Ama ne zaman olacağını bilemiyordu. Üstada soruyor: ‘Üstadım, ihtar edilmedi mi, zehiri yemeseydiniz olmaz mıydı?’

“Üstad, ‘Kardeşim Osman, yemem lâzımdı. Çünkü ben Hasan ve Hüseyin Radıyallahü anhüma’nın neslinden geliyorum. Beni onlar gibi şehit etmek istiyorlar, fakat muvaffak olamıyorlar.’ diyor.

“Emirdağ’da Üstad’ın ikinci zehirlenmesi”

“l946 sonlarıydı. Üstadı tekrar zehirlediler. İlk gördüğüm zehirlenmeden daha şiddetliydi. Üstad çok ıztıraplı bir durumdaydı. Büyüklerimiz toplandı. Bir doktor getirilmesine karar verdiler. Eskişehir’den bir doktor getirdik. Muayene etti. ‘tifo, falan’ dedi ve tekrar dönüp gitti.

“Bundan sonra Üstad, ‘Elhamdülillah, çok şükür bu ıztırabı atlattım’ dedi. Daha sonra öğrendiğimize göre, Tahirî Ağabeyin kızı Üstad’ın yerine vefat etmiş.

“Duvarı delerek Üstad’ın hizmetine koştuk”

“l950 öncesiyde. Babamı ve amcalarımı karakoldan çağırdılar. Üstad’ın yanına girip çıkmamaları, bizleri de göndermemeleri hususunda baskı yapıyorlardı. Babam ve amcamlar ise ne pahasına olursa olsun Üstad’ın hizmetinden geri durmayacaklarını söylüyorlardı. Bunun üzerine Üstad’ın kapısına polis ve bekçi dikerek içeriye kimsenin girmesine müsaade etmiyorlardı.

“Bunun üzerine Üstada ulaşma yolunu arıyorduk. Sonunda Üstad’ın evinin bitişiğinde bulunan Sabri ustanın dükkânının arkasındaki duvarı deldik.Hazret-i Üstad’ın ihtiyacı olan hizmetleri bir müddet buradan girip çıkarak yapmaya devam ettik.

“Ispartalılara cenazemi teslim edersiniz”

“Bir gece babamın hatırına geliyor: ‘Üstada emr-i Hak vâki olursa ne yaparız?’ Bir kaç gün sonra Üstadı ziyaretinde Üstad kendisine şöyle diyor:

‘Kardeşim Osman, emr-i Hak vâki olduğunda Karacalar köyüne veya Tez köyüne defnedersiniz. Fakat, Barla ve Isparta’yı çok severim. Barla ve Isparta’dan gelen olursa hiç itirazsız cenazemi teslim edersiniz.’

***

“Üstadımız bir ziyaretimizde şöyle buyurmuştu:

‘Biz burada tarassut altındayız. Bütün gözleri Emirdağ’ın üzerinde, fakat hizmetler Türkiye’nin her tarafında devam ediyor.’

“Gazeteler reklâmımızı yapıyorlar”

“Gazeteler, Üstad ve Nur talebelerinin aleyhinde haberleri, tutuklamaları, hapishaneye sevk edilmeleri yazıyordu. Bu durumu Üstad şöyle değerlendiriyordu:

‘Bunlar, bilmeden Risale-i Nuru reklâm ediyorlar, gazete lisanıyla duymayanlara da duyuruyorlar.’

“Ben de dersimi Risale-i Nur’dan alıyorum”

“Hazret-i Üstad, ziyarete gelenlere şöyle derdi:

‘Zahmet etmeyin, beni görmeye değil, Nurları okuyun, tekrar tekrar okuyun. Çünkü ben de dersimi Kur’ân’dan ve Risale-i Nurdan alıyorum.’

***

“Üstad kimseden hediye kabul etmezdi. Bazı hediyeleri, ‘Aldım, kabul ettim’ der, iade eder, ‘Bunu benim namıma oradaki kardeşlerimi verin’ derdi. Annemden ve yengemden gelen hediyeleri kabul eder, ama bedelini de verirdi.

***

“Üstad, babamla amcalarıma birgün, ‘Sizler kime hizmet ettiğinizi bilmiyorsunuz. Bilseniz…’

***

“Ankara’dan bir misafir gelmişti. Üstadımız ona, ‘Hükümet ve Maarif Risale-i Nuru mekteplerde okutmaya mecburdurlar’ demişti.

“İhsan kardeş gelir, her hafta bizim ihtiyacımızı temin eder”

“Birgün Üstadımızın hizmetinde iken, Ceylan Ağabey, Mustafa Acet Ağabey, Halil Ağabey de bulunuyorlardı. Üstadımız lâtife ediyordu. Üç ağabeye dönerek, ‘Biz gittiğimizde İhsan kardeş her hafta gelir, bizim ihtiyacımızı temin eder; değil mi kardeşim İhsan?’ dedi. Ben de ‘Evet, Üstadım’ dedim. Fakat o gün için nereye gidecekleri hususunda bir bilgim yoktu. On sekiz gün sonra Üstadı ve bütün Nur talebelerini toplayarak Afyon hapishanesine sevk ettiler. Emirdağ’da sadece ben kalmıştım. Hapishanede bulundukları müddetçe ihtiyaçlarını temin ediyordum.

“Sizler buraya niçin geldiniz? Biliyor musunuz?”

“Birgün Üstad ve Nur talebeleri Afyon hapishanesinden mahkemeye getiriliyorlar. Oturum başlamadan önce Mahkeme salonunda Üstad Nur talebelerine şöyle diyor:

“Sizler buraya niçin geldiniz? Biliyor musunuz? Ruz-u Mahşerde imanla küfrün dâvâsının canlı şahitlerisiniz.’

“Sizleri tahliye ediyorum”

“Üstad ve Nur talebelerinin Afyon hapsine girmelerinden 6,5 ay sonra bir mahkemede oturumdan önce, Üstad eliyle bazı Nur talebelerinden 6-7 kişiye işaret ederek ‘Seni seni dışarı çıkaracağım; siz içeride sıkıldınız’ diyor. Mahkeme sonunda içlerinde babam, amcam Hasan Çalışkan, Burhan Çakın’ın da bulunduğu altı yedi kişi tahliye edildiler.

“Dairemiz içine aldığımızı kolay kolay bırakmayız”

“Kur’ân ve Risale-i Nurla ilgili bir mesele olunca, Üstad 25 yaşında bir delikanlı zindeliğinde olurdu. Bir gün Üstad’ın hizmetinde bulunuyorduk. Bir misafir gelmişti. Üstad dua eder şekilde elini açarak şöyle buyurdu:

‘Biz dairemizin içine aldığımızı kolay kolay bırakmayız.’ (Sonra ellerini ileri doğru iterek), ‘Bıraktığımız zaman da -Allah muhafaza buyursun- ruz-u mahşerde yüzüne  bakmayız.’ dediler.

“Bir âfet gelecek, fakat zarar görmeyeceksiniz”

“l956 Eskişehir zelzelesinden önce Hazret-i Üstad, hergün kuşluk vakti Emirdağ’dan Eskişehir’in Kanlıpınar semtine giderek l-l,5 saat kadar kalıyor, ekrar Emirdağ’a dönüyordu. Son gidişi olan 28. günü amcam Mehmet Çalışkan da beraber bulunuyor. Üstad amcamı Eskişehir’e gönderiyor. ‘Kardeşlerime selâm söyle, dua etsinler, bir âfet olacak, fakat inşaallah zarar görmeyecekler.’ Gariptir ki, zelzele, Üstad’ın Eskişehir’e gelip gittiği gün kadar devam etti. Mühim bir zarar olmadan felâketi atlattılar.

“Üstad’ın evini bekledik”

“l959 sonları Hazret-i Üstad İstanbul, Ankara ve Konya gibi şehirleri içine alan bir seyahate çıkmıştı. Mustafa Acet, Ahmed Urfalı ve beni çağırdı:‘Ben gittikten sonra her akşam gelirsiniz, akşam namazından sabah namazına kadar evimde kalırsınız, beklersiniz. Evi boş bırakmayın’ dedi. Bu kalmalarımız aralıklarla olurdu.

El-vedâ

“Son defa Üstad Isparta’dan geldiğinde Pazartesi günüydü. Çok rahatsızdı, sesi çok zor çıkıyordu. Yatağına yatırdık. Grundik marka bir teybi vardı. Üstad bu teybten Risale-i Nuru dinliyordu. Bu seferki gelişi her seferinden çok farklıydı. Hepimizle teker teker kucaklaştı, bizlere sarıldı, helalleşti, alnımızdan öptü. Yine diğer zamanlardan farklı olarak o gün alnımızdan üç sefer öptü. Çarşamba günü Isparta’ya gitmek üzere ayrıldı. Oradan Urfa’ya gitti. Birkaç gün sonra bizleri acıya boğan haberi alacaktık. Allah gani gani rahmet etsin. Âmin.

 

(Necmettin Şahiner’in yazdığı ‘Son Şahitler’ kitabının, ikinci cildinden derlenmiştir…)
 

 



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Nur Talebeleri

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?