Öldükten sonra dirilme

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Prof. Dr. Sıtkı GÖKSU

Öldükten sonra dirilme konusunda başta peygamberimiz yüz yirmi dört bin peygamberler ittifak halindedirler. Onların ellerinde tasdik belirtisi olarak mucizeler vardır. En önemli husus da bütün peygamberler iddia ettikleri bu konuda hem ihtisas ehli hem de tahkik ehli araştırıcıdırlar.

Peygamberlerin bu iddialarını milyonlar asfiya-Peygambere (A.S.M.) vâris olup, onun meslek ve gayelerini ihyaya ve tatbike çalışan muhakkik zatlar tasdik etmişlerdir.

Peygamberlerin verdikleri haberlerin izlerini ve sinemada gibi gölgelerini gören evliya-veliler şahittirler. Evliyalar bu haberleri keşfle, zevk ile görüp tasdik ederek imza basmışlardır. Bunlar da yüz yirmi dört milyondur.

Halbuki bir konuda konunun ehli iki kişinin şahitliği konun ehli olmayan binler kişiye tercih edilir. Örnek vermek gerekirse iki doktor bu hasta acilen apandisit olması gerekir dese doktor olmayan bin kişi gerek yok dese iki doktora itimat edilir. Benzer şekilde iki mühendis bu bina çürük dese bin doktor sağlam dese o iki mühendise itimat edilir.

Kur’an haşri bizlere ders vermektedir. Haşir öldükten sonra ahrette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanmadır. Bu konu ile ilgili Rum suresinin (30) 50. Ayetinde mealen şöyle buyuruluyor: “ Şimdi bak Allahın rahmet eserlerine: Arzı, ölümünün ardından, nasıl diriltiyor. Şübhe yok ki O, ölüleri de herhalde (tekrar) dirilticidir. O, her şey’e hakkıyle kaadirdir.” Bu ayeti tefsiri Onuncu Söz’de 72 sayfada uzun uzun anlatılmaktadır.

Onuncu sözde haşirle alakalı on iki hakikat anlatılmaktadır. Bunlardan biri de dokuzuncu hakikattir. Bu dokuzuncu hakikatte Cenab-ı Hakkın Hayat verme ve Öldürme konusu anlatılmaktadır.

Bu konunun Allah’ın Hay-Hayat verici ve Kayyum ismiyle ayrıca hayat veren ve öldüren ismi ile ilişkisi anlatılmaktadır. Yazımızı konu ile ilgili bir alıntı ile bitirelim.

İhya,  hayat verme; imate ise ölümü verme fiilidir. Bu İlâhî fiillerin icra edilmesiyle Muhyi (hayatı veren) ve Mümit (ölümü veren) isimleri tecelli eder. Yeryüzünde hayat sahiplerinin yaratılmasıyla birlikte Rezzâk, Rahmân, Rahîm, Şâfi gibi nice isimler de tecelli ederler. Cenâb-ı Hakk’ın cemal ve kemaline ayna olan bu canlı varlıklar, bu kâinatın yaratılışına sebep oldukları gibi, devam etmesine, ayakta durmasına da sebeptirler. Buna göre, Kayyum ismiyle Muhyi ismi arasında yakın bir ilgi vardır.

Beden ruhla kıyam bulduğu, devam ettiği gibi bu âlemin ayakta durması, varlığını devam ettirmesi de hayata hizmeti içindir. Şu muhteşem kâinat milyonlarca sene sadece bitkilere hizmet etmiş, o günkü ağaçların, çiçeklerin yarı canlı dediğimiz noksan hayatları bile âlemin devamına sebep olabilmiştir. Daha sonra hayvanlar, en sonunda da insanlar yaratılmıştır.

İnsanın yaratılmasıyla yeryüzündeki hayat kemalini bulmuştur. Ahirete tarla olarak yaratılan dünya, insanların iman ve küfürleriyle, ibadet ve isyanlarıyla, adalet ve zulümleriyle ahiret âlemine sürekli olarak mahsul göndermiştir. İmtihan süresi dolan insanlar imate (ölümü verme) fiiliyle bu dünyadan berzah âlemine sevk edilmişler, yerlerine yeni insanlar aynı salona alınmışlar, aynı imtihana tabi tutulmuşlardır. Kâinat bu imtihan süresi tamamlanıncaya kadar Kayyum isminin tecellisiyle ayakta duracak, dünya cennet ve cehennem meyveleri vermeye devam edecektir. (https://sorularlarisale.com/dokuzuncu-hakikatte-bab-i-ihya-ve-imatenin-ism-i-kayyumla-munasebetini-izah-eder-misiniz)



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?