Açlıktan ölmek var mı?

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Prof. Sıtkı GÖKSU

Bazı sorular az, küçük olabilir. Ancak bu sorular Kur’an’ın nükteleri, ince manalarıyla ilişkili olduğundan önemlidir. Bu soru da çok sorulan sorulardandır.

“Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir.” Ankebut Sûresi, 29:60.

“Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” Zâriyat Sûresi, 51:58.

ayetlerinin sırrınca, rızık doğrudan doğruya kudreti her şeyi kuşatan, haşmet ve yücelik sahibi olan Allah’ın elindedir. Ve rızık Allah’ın rahmet hazinesinden çıkar.

Her bir hayat sahibinin rızkı Rabbânî garanti altında olduğundan, açlıktan ölmek olmamak lâzım gelir. Halbuki, görünüşe göre açlıktan ve rızıksızlıktan ölenler çok görünüyor.

Şu hakikatin ve şu sırrın çözümü şudur ki:

Rabbani garanti gerçektir. Rızıksızlık yüzünden ölenler yoktur.

Çünkü o sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve her şeyi hikmetle yapan Allah, hayat sahiplerinin bedenine gönderdiği rızkın bir kısmını tedbir için şahm (etler arasında bulunan yağ) ve içyağı suretinde depolar. Hatta bedenin her hücresine gönderdiği rızkın bir kısmını, yine o hücrenin bir köşesinde depolar. Gelecekte, dışarıdan rızık gelmediği zaman harcanmak üzere bir yedek azık hükmünde bulundurur. Tüm hücrelerde yağ vakuolleri vardır. Parçalandığı zaman büyük enerji verirler. Hücrenin yapısında bulunan önemli bir görevi vardır. Yağ vakuolleri (Kofullar) tek katlı zarla çevrili içi sıvı dolu keselerdir. Koful öz suyu denilen bu sıvı içerisinde şeker, protein, organik asitler, mineraller, alkoloid maddeler, antosiyanin pigmentleri bulunur.

Yağ dokusu hakkında bilgi

Yağ dokusu, yağ hücrelerinden (adipositler) oluşan zengin kan damarı ve sinir içeren bir dokudur. Erkeklerde vücut ağırlığının % 15-20’ sini, dişilerde % 20-25’ ini oluşturur. Yağ hücreleri, nötral yağların depolanması ve ısı üretilmesi için özelleşmiş hücrelerdir. Memelilerde beslenme aralıklı, enerji tüketimi sürekli olduğundan enerji deposu olarak önemli fonksiyon üstlenir. Travmalara karşı yastık görevi yanısıra ısı yalıtımını da sağlar. Sinirsel ve hormonal uyarılara karşı hassastır.

Yağ dokusunun 2 tipi vardır:

Uniloküler (Beyaz) Yağ Dokusu: İçerdikleri karetonoidlere bağlı olarak çıplak gözle sarı renkte izlenir. Penis, scrotum, göz kapakları ve kulak kepçesinde bulunmaz. Göz küresi ve orbitadaki boşlukları doldurur. Yeni doğanlarda her yerde aynı oranda bulunur. Adipositler, 50-150 mm çapları ile vücudun en iri hücrelerindendir. Hücre içinde başlangıçta oluşan küçük yağ vakuolleri birleşerek tek bir yağ vakuolüne dönüşür. Yağ hücrelerinin içerikleri ile birlikte incelenebilmeleri için dondurma fiksasyonu yapılmalı ve dondurma mikrotomu ile kesit alınmalıdır. Bu uygulanmazsa yağ içeriğinin boşalmasından dolayı çekirdek dar bir sitoplazma ile birlikte hücre periferinde izlenir. Bu görünümleri nedeni ile taşlı yüzük hücreleri olarak da adlandırılır.

Multiloküler (Esmer – Kahverengi) Yağ Dokusu: Kan damarları ve mitokondriden ( sitokromlar ) zengin olduklarından dolayı kahve renkte izlenirler. Esmer yağ dokusu hücrelerinde çekirdek merkezi yerleşimlidir ve çok sayıda yağ vakuolü içerirler. Hücreleri de, beyaz yağ dokusuna göre daha küçüktür. Bu tip yağ dokusu bağ dokusu ile daha belirgin loplara ayrılırlar. Kış uykusuna yatan hayvanlarda görüldüğünden hibernasyon guddesi olarak da adlandırılır. Isı üreterek yeni doğanı soğuktan korur. Sayıları giderek azalır. Doğum sonrası dönemde mitoz hücre bölünmesi geçirmezler. (http://biyologlar.com/yag-dokusu-hakkinda-bilgi)

İnsanlar işte bu depolanmış yedek rızık bitmeden evvel ölüyorlar. Demek o ölmek rızıksızlıktan değildir.

Şüphesiz iradeyi kötüye kullanmaktan kaynaklanan eden bir âdet ve o iradeyi kötüye kullanmadan ve âdetin terkinden kaynaklanan bir hastalıkla ölüyorlar.

Evet, hatyat sahiplerinin bedeninde şahm (etler arasında bulunan yağ, içyağı) suretinde depolanan yaratılışla birlikte verilen rızık, ortalama olarak kırk gün mükemmel olarak devam eder. Hatta bir hastalık durumunda veya bir ruhanî istiğrak, kendinden geçme sonucunda iki kırkı geçer, seksen günden fazla olur. Hatta bir adam, şiddetli bir inat yüzünden, Londra hapishanesinde yetmiş gün, sıhhat ve selametle, hiçbir şey yemeden hayatı devam ettiğini seneler önce, 1934 yılında, gazeteler yazmışlardı.

1984 yılında iktidann cezaevlerinde başlattığı “tek tip elbise*’ uygulamasma karşı tstanbul cezaevlerinde baslatılan 72 günlük ölüm orucu sonucunda Aydullah MeraL Haydar Başbağ, Hasaıı Telci ve M Fatih Ökrülmüş öidü. (http://www.cumhuriyetarsivi.com/katalog/192/sayfa/1996/7/25/3.xhtml)

 

Madem kırk günden yetmiş-seksen güne kadar yaratılışla birlikte verilen rızık devam ediyor.

Ve madem Rezzak ismi (Bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan), gayet geniş bir surette yeryüzünde yansıması görünüyor.

Ve madem hiç ümit edilmediği bir tarzda, memeden ve odundan rızıklar akıyor, baş gösteriyor.

Eğer çok günahtar insanlık iradeyi kötüye kullanma ile müdahale edip karışmazsa, herhalde yaratılışla birlikte verilen rızık bitmeden evvel o hayat sahibinin yardımına o Rezzak ismi yetişiyor, açlıkla ölüme yol vermiyor.

Öyleyse, açlıktan ölenler, eğer kırk günden evvel ölseler, kesin olarak rızıksızlıktan değildir. Belki “Adetlerin terki felakete götüren sebeplerdendir.” sırrıyla, iradeyi kötüye kullanmadan gelen bir âdet ve alışkanlıkların terk edilmesinden kaynaklanan bir beladan, bir hastalıklat ileri gelmiştir.

Öyleyse, açlıktan ölmek olmaz, denilebilir.



Etiketler: , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?