Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Nurdanhaber’in gerekçesini soran hocamıza;

Nurdanhaber’in gerekçesini soran hocamıza;
26 Ekim 2015 - 4:39

 

 

 

 

 

Nurdanhaber-Özel

13 ekim günü değer verdiğimiz, sevdiğimiz, ilmine güvendiğimiz ve ilminden dolayı hürmet ettiğimiz Prof. ağabeyimizden, bir e-mail aldık. İçinde olduğumuz mevsim ve kritik zaman sebebi ile ve aşağıda yazdığımız asıl sebeplerden ötürü yayınlamadık. Fakat durumdan vazife çıkarmak isteyen bir kısım haber siteleri, haber atlatma yada başka mülahazalarla yayınladılar.

Hayırlı olsun… bizi ilgilendirmez.

Fakat bundan 5-6 gün sonra editör arkadaşlar, tiwetterda bu değerli ağabeyimizin “nurdan haber, benim mektubumu yayınlamamış, gerekçesini öğrenmek istiyorum” diye bir tivit attığını söylediler. Evet… değerli hocamızın, aziz ağabeyimizin bize böyle bir soruyu sorma hakkı var ve bizim de hürmeten aziz ağabeyimize cevap verme mecburiyetimiz vardır. Fakat keşke bu diyalog, medya yolu ile değil de bire-bir yaşansa idi.

Polemik olsun diye değil, sadece hocamıza olan hürmetimizden, sordukları soru cevapsız kalmasın diye:

1-Risale-i Nurun ve şahs-ı manevisinin izni olmayacak yazıları neşretmiyoruz. Umumi meselelerde şahs-ı maneviyi temsil eden yüksek bir heyetin istişare ile tasvibini alabileceğini düşündüğümüz yazıları ancak neşredebiliyoruz. Böyle bir heyet de erkan ve haslardan yani bu zamanda Üstadımızın vasiyetnamelerinde ismen zikrettiği mübarek ve muhterem zatlar veya onların tasvip ve tedbiri ile teşekkül eden mütesanid bir heyet olabilir.

Yakında neşrettikleri mektupla hükümete karşı müsbet tavır ve takdirlerini umum aleme neşreden bu muhterem zevatın açıklamasının hemen ardından; sizin böyle bir açıklama neşretmenize bir anlam veremedik. Nurculuk dünyasını külliyen alakadar edecek bu tarz beyanatınızı yapmadan evvel kimlerle müzakere, mütalaa ve istişare ettiğinizi doğrusu sormak istiyoruz.

2- Din düşmanlarının dahilde ve hariçte ittifak edip tehacüm vaziyetini aldığı; vatan ve millet hainlerinin de elele vererek taarruzu vaktinde onların elini güçlendirmek manası, hatırımıza geldi. Her ne kadar Hocamızın halis niyetinde böyle bir in’ikas olmaz biliyoruz. Fakat onların, hain din düşmanlarının, böyle bir açıklamayı kendi lehlerinde kullanacaklarını; onların hesabına geçme ihtimalini nazara aldık, neşredemedik.

Yazıyı çok ehemmiyetli bir değerlendirme olarak düşünüyoruz. Fakat şu gelecek noktalardan ve Nurun külli düsturları açısından tamamen iştirak edemiyoruz. Risale-i Nurun erkanlarının, başta sizin de hürmet ettiğiniz abiler olmak üzere, müteessir olduklarını da tahmin ediyoruz.

3-Nur talebelerinin ehl-i imanla münasebetlerinde ihlas düsturlarına riayet etmesi elzemdir. Hususan ehl-i dalalete karşı 20. Lem’adaki şu gelen dokuz emir, bizim mesleğimizin ehl-i imanla münasebetinin adeta umumi çerçevesini çizmektedir. İşte o Dokuz Emir:

1 – Müsbet hareket etmektir ki, yani kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adaveti ve başkalarının tenkisi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin; onlarla meşgul olmasın.

 

 

2 – Belki daire-i İslâmiyet içinde hangi meşrepte olursa olsun, medar-ı muhabbet ve uhuvvet  ve ittifak olacak çok rabıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp ittifak ederek…

 

3 – Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise “Mesleğim haktır yahut daha güzeldir.” diyebilir. Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini îma eden “Hak yalnız benim mesleğimdir.” veyahut “Güzel benim meşrebimdir.” diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek.

 

4 – Ve ehl-i hakla ittifak, tevfik-i İlahînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medarı olduğunu düşünmekle…

 

5 – Hem ehl-i dalalet ve haksızlık -tesanüd sebebiyle- cemaat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı manevînin dehâsıyla hücumu zamanında; o şahs-ı manevîye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlub düştüğünü anlayıp ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı manevî çıkarıp o müdhiş şahs-ı manevî-i dalalete karşı, hakkaniyeti muhafaza ettirmek.

 

6 – Ve hakkı, bâtılın savletinden kurtarmak için…

 

 

7 – Nefsini ve enaniyetini

 

8 – Ve yanlış düşündüğü izzetini

 

9 – Ve ehemmiyetsiz rekabetkârane hissiyatını terketmekle ihlası kazanır, vazifesini hakkıyla îfa eder.

 

(Haşiye): Hattâ hadîs-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur’an ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hristiyanların hakikî dindar ruhanîleri ile dahi, medar-ı ihtilaf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve niza’ etmeyerek müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar.

Lem’alar 151

NUR MESLEĞİNDE MÜ’MİNLERİN UHUVVETİ ESASTIR. E-1s.180

Bugüne kadar müstesnalardan başka Nur hizmetinin tarz-ı cereyanı bu şekilde, bu esasat dahilinde cereyan etmiştir. Elbette bazı arızalar olmuştur. Külli kanun şu yukarıdaki düsturlar dairesinde olmalı ve olmuştur. Karşılıklı hatalar şahs ı maneviye mal edilemez. Mal etmek de hatadır. Hataların vukuunda biz kendi kusurlarımızın -nur talebeleri olarak- tashihi ile meşgul olmalıyız. Ehl-i iman kardeşlerimizin hatasının tashihini beraber hizmet ettiği veya itimat ettiği ulemaya ve ehl-i hakikate havale etmeliyiz. Şahsi veya cemaati makam ve menfaat için onlara muhalefet ve zarar vermekten içtinap etmeliyiz. Hem de Uhuvvet Risalesindeki şu cümlelere dikkat etmeliyiz:

Hakikat nazarında sebeb-i adavet ve şer olan fenalıklar, şer ve toprak gibi kesiftir; başkasına sirayet ve in’ikas etmemek gerektir. Başkası ondan ders alıp şer işlese, o başka mes’eledir. Muhabbetin esbabı olan iyilikler, muhabbet gibi nurdur; sirayet ve in’ikas etmek, şe’nidir. Ve ondandır ki “Dostun dostu dosttur.” Sözü durubu emsal sırasına geçmiştir. Hem onun içindir ki “Bir göz hatırı için çok gözler sevilir.” sözü umumun lisanında gezer.”

Bu nokta-i nazardan hususi tenkid ve itirazlara hususi cevap vermeliyiz. Menderes Hükümeti’nin hataları mevcut hükümetten yüzlerce ziyade olduğu kanaatindeyiz. Üstadımız o hatalarla meşgul olmamış, uygun zaman ve zemininde onları yıpratmadan mümkünse doğrudan muhatabına duyurmaya, tebliğ etmeye, ikaz etmeye çalışmıştır.

4- a) Nur talebeleri siyasetten içtinab etmek umumi prensipleridir.

b) Siyasilerle münasebette müsbet hareket etmek temel prensipleridir.

Siyaset ve siyasilerle münasebette bu temel prensipleri korumamız gerektiği gibi, onlarla muaraza etmemekte risale-i nurda açık bir düsturdur.

Sonra maddi ve manevi makamata talip olmak şahsi ve cemaati neticeler beklemek nur mesleğine taban tabana zıttır. Ehl-i iman mü’min ve Müslüman bir kardeşimiz hangi meşrepte olursa olsun -liyakat şartı- ile maddi ve manevi terakkisinden ve makam sahibi olmasından memnun olmak gıpta, hased etmemek bu zamanda elzemdir. İzzet-i islâmiyenin selameti için fedakarlık yapmak azami ihlasın ve ferağat mesleğinin bir şe’nidir.

“Şimdi bu zamanda hiçbir şeye âlet ve tâbi’ olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi fıtrî ubudiyet ile muhtaçlara tesirli bir surette bildirmenin bu dehşetli zamanda çare-i yegânesi ve imanı kurtaracak ve kat’î kanaat verecek bu tarzda, yani hiçbir şeye âlet olmayan bir ders-i Kur’anî lâzımdır ki, küfr-ü mutlağı ve mütemerrid ve inatçı dalaleti kırsın ve herkese kanaat-ı kat’iyye verebilsin. Böyle bir derse bu zamanda bu şerait dâhilinde hiçbir şahsî ve uhrevî ve dünyevî, maddî ve manevî bir şeye âlet edilmediğini bilmekle kat’î kanaat gelebilir. “

E-2 s.106

Nur talebeleri siyasetten içtinap ettikleri gibi makam ve hubb-u caha talip olmadıklarının delili bu ve emsali vartalardan Risale-i nur bizi men etmesidir. Bu nokta-i nazardan Hücümmat-ı Sitte Risalesini, İktisat ve İhlas Risalelerini mabeynimizde arasıra beraberce okumamızı tavsiye etmektedir:

“Sizler arasıra İhlas’ı ve İktisad Lem’alarını ve bazan Hücumat-ı Sitte Risalesi’ni mabeyninizde beraber okumalısınız. Sizin şimdiye kadar fevkalâde sebat ve metanet ve tesanüd ve ittifakınız, bu memlekete medar-ı iftihar olacak ve istikbalini kurtaracak derecededir. Dikkat ediniz! Bu yeni fırtına, sizin tesanüdünüzü bozmasın!”

(Kastamonu Lahikası s223)

Madem konumuz Nurculuk, öyle ise her meselede nurlara müracaat edeceğiz. Kafa fenerinin ışığı ile bu yol aydınlatılamaz. Öyle ise dinleyelim:

” Büyük memurlardan birkaç zât benden sordular ki: “Mustafa Kemal sana üç yüz lira maaş verip, Kürdistan’a ve vilayat-ı şarkiyeye, Şeyh Sünusî yerine vaiz-i umumî yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilâl yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun?” dediler.

Ben de onlara cevaben dedim ki: Yirmişer-otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüzbinler vatandaşa, herbirisine milyonlar sene uhrevî hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbi’ olmayan ve sırr-ı ihlası taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. Hattâ ben hapiste muhterem kardeşlerime demiştim: Eğer Ankara’ya gönderilen Risale-i Nur’un şiddetli tokatları için beni idama mahkûm eden zâtlar, Risale-i Nur ile imanlarını kurtarıp idam-ı ebedîden necat bulsalar; siz şahid olunuz, ben onları da ruh u canımla helâl ederim!”

E-1s11

 

Heyhat Üstad nerede! Biz nerede!

Gelelim şu paralelcileri kurtarmak bahsine:

Şimdiki Hükumetimiz ve sayın Cumhurbaşkanı yüzde ellisini yaptığı icraat ve ifşaatla kurtardığını anlıyoruz. Allah bu büyük hayrı yapanlardan razı olsun. Yüzde yirmilik kısmında şuuri bir şekilde bir hiyanet içinde olduklarını ifade ediyorsunuz. Baki kalan yüzde otuzu da sizler gibi alimler demek irşad etmesi gerekiyor, diye düşünüyorum. Her ne kadar siz, anladığım kadarı ile böyle sinsi ve kırk senedir kendi mahiyetlerini setredebilmiş bir komitenin ferdlerine ancak Asr-ı Saadette ve hatta ancak tam manası ile Hazret-i Ebubekir ve Hazret-i Ömer devrinde tatbiki müyesser olan adalet-i mahzanın tatbiki ile kurtarılabileceklerini düşünüyorsanız da muhali talep etmek kendimize zulmetmektir.

Herhalde bu derin komitenin bazı özellikleri üzerinde durmamız gerekiyor: Şöyleki: İşarat-ül İ’cazda münafıklar bahsinin bidayetinde geçen şu cümlelere:

“Düşman mechul olduğu zaman daha zararlı olur.

 

Kandırıcı olursa daha habis olur.

 

Aldatıcı olursa, fesadı daha şedid olur.

 

Dahili olursa zararı daha azim olur.

 

Çünkü: dahili düşman kuvveti dağıtıyor,cesareti azaltıyor.

 

Harici düşman ise, bilakis, asabiyeti şiddetlendirir, salabeti artırır.

 

Nifakın cinayeti, İslam üzerine pek büyüktür.”

Böyle bir taife ile karşı karşıyayız ve farzet ki iktidarsınız. Ve umum millete karşı sorumlusunuz, Allaha karşı mesul ve mükellefsiniz, ne yapacaksınız?

Her halde şu gelen cümlelerini okumuşsunuzdur:

“Nurcular, çok ihtiyat ve dikkat ve temkinde bulunmaları lâzımdır. Çünki manevî fırtınalar var, bazı dessas münafıklar her tarafa sokulur. İstibdad-ı mutlaka dinsizcesine taraftarken, hürriyet fırkasına girer tâ onları bozsun ve esrarlarını bilsin, ifşa etsin.”

Emirdağ L.-1 s.159

Demek dessasane cereyana karşı müteyakkız olmak elzemdir. Adalet i izafiye de olsa ehl i imanın külli selameti için bazı cüzi hadiseleri büyütmemeye hususan meşrep kavgası haline getirmemeye gayret etmeliyiz. Bu kadar din düşmanlarına karşı:

Üstadımızın emrine ittibaen onlara nokta-i istinad olmayız.

“Risale-i Nur, dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tâbi’ ve dâhil olmaz. Belki mütecaviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı olur ve dost olur ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara bir nokta-i istinad olur. “

E-1 s260

Malum cereyanın iç yüzünü Risale-i Nurdan takip edelim:

“Evet yol iki görünüyor. Cadde-i Kübra-yı Kur’aniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşâallah Risale-i Nur yoluyla Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın daire-i kudsiyesine girenler; daima nura, ihlasa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.”

LEMALAR s163

       Şimdi göz önünde Süfyaniyetin kalesi ve din düşmanlığının merkezi hükmünde olan parti ve partilerle ve komitelerle elele verdiler.

Harici düşmanlarla beraber dahilde mütedeyyin Hükümeti yıkmaya çalışıyorlar. Bu tahribatta muvaffak olmak için her türlü seyyiatı yalancılık, iftira ve ahlak ı seyyieyi irtikâp ediyorlar.

Kuran’ın manevi kalası olan Risale-i Nuru tahrif etmek cüretini gösteriyor.

Saldırgan bir tavır içindeler.

İslamın bütün temel prensiplerini rencide etmekten çekinmiyorlar.

Bu hastalıklı ruh yapısını nereden kazandılar? Bu kimliksizliğin, şahsiyetsizliğin altında kizb vardır. Hizmettir deyip her türlü yalanı ve ahlaksızlığı meşru’ gördüler. Aldatıldılar. Ve yaşadıkları gibi inanmaya başladılar. Çünkü:

“Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifakın birinci alâmetidir. Kizb,  kudret-i İlahiyeye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıddır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrip eden kizbdir. Âlem-i İslâmı zehirlendiren ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvalini fesada veren kizbdir. Nev’-i beşeri kemalâttan geri bırakan kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ü rüsvay eden kizbdir. İşte bu sebeblerden dolayıdır ki bütün cinayetler içinde tel’ine, tehdide tahsis edilen kizbdir.

(İşârât’ül-İ’câz  s. 82)

       İkinci sebeb ise birinci şuada izah edilmiştir. Şualar 724 deki ifadelerle, önümüzü görmeye çalışalım:

29. Ayetin sehvine dair tafsilâtın üçüncü ayetin tefsirine bakalım:

“Ve birinci cümlesiyle der ki: “O bedbahtlar, bazı ehl-i imanın (imanları beraber olduğu halde) ve bir kısım ehl-i ilmin (âhireti tam bildikleri halde) onlara iltihak delaletiyle, bilerek ve severek hayat-ı dünyeviyeyi dine ve âhirete, yani elması tanıdığı ve bulduğu halde beş paralık şişeyi ona tercih etmek gibi; sefahet-i hayatı, dinî hissiyata muannidane tercih edip dinsizlik ile iftihar ederler.” Bu cümlenin bu asra bir hususiyeti var. Çünki hiçbir asır böyle bir tarzı göstermemiş. Sair asırlarda o ehl-i dalalet âhireti bilmiyor ve inkâr ediyor. Elması elmas bilmiyor, dünyayı tercih ediyor.

Ve ikinci cümlesi olan

وَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ 

ile der ki: “O bedbahtların dalaleti, muhabbet-i hayattan ve temerrüdden neş’et ettiği için kendi halleri ile durmuyorlar, tecavüz ediyorlar. Bildikleri ve onun ile ecdadları bağlı olan dine adavetkârane, menbalarını kurutmak ve esasatını bozmak ve kapılarını ve yollarını kapatmak istiyorlar.”

Ve üçüncü cümlesi olan

وَ يَبْغُونَهَا عِوَجا

ile der ki: “Onların dalaleti fenden, felsefeden geldiği için acib bir gurur ve garib bir firavunluk ve dehşetli bir enaniyet onlara verip nefislerini öyle şımartmış ki, kâinatı idare eden İlahî kanunların şualarını ve insan âleminde o hakaikin düsturlarını süflî hevesatlarına ve müştehiyatlarına müsait görmediklerinden (hâşâ! hâşâ!) eğri, yanlış, noksan bulmak istiyorlar.”

İşte bu âyet, üç cümlesiyle manen bu asırda acip bir taife-i dâlleye tam bir tevafuk u manevî ile mana-yı işarîsiyle çok efradı içinde hususî baktığı gibi, tevafuk u cifrîsiyle dahi başlarına parmak basıyor.”

Şualar 724

İşte böyle böyle taife-i dâlle ile mücadele eden, onların hipnozlanmış gibi fertleri ile muhatap olan, hükümetimize dua etmek ve diğer terörist ve din düşmanı dahili ve harici cereyanlara karşı nokta- i istinad ve yardımcı olmak durumundayız. Süfyaniyetin fiilen sistem olarak hakim ve ehl -i imanın onların kanunları ve sistemi ile mahkum olduğu bir zamanda adalet-i mahza ve tam istikamet ile icra-i hükümet etmek için Cenab-ı hakkın inayet ve rahmetine sığınmak hakkımızdır. Dua etmek vazifemiz. Tavrımız Cenab-ı Hakkın rahmetini celbedecek bir vaziyet-i ubuduyetkârananede bulunmaktan ibarettir.

NURDANHABER.COM