Fetullah Gülen ve Bediüzzaman Said Nursi İlişkisi..! (4)

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

NURCULUK VE FETOCULUK VEYA BEDİÜZZAMAN VE F.G

Bölüm -4

4- İTİKAT VE AMELDE MUVAZENE:

Feto’nun ve ekibinin en büyük tahribi 15 Temmuz hıyaneti değildir. Onun asıl büyük tahribi Deccalane bir nifak ve aldatma ile bu milletin gençliğinin ve yeni nesillerinin itikadını sinsice bozması, amelini de tahrib etmesidir. Buna mukabil Bediüzzaman Risale-i Nur ile:

“İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdanî hakikattır ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllîdir ki, tecezzi kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki kabil-i inkısam olmazlar.” (Asa yı Musa s.55)

Diyerek bütün hakaik-i imaniyeyi esasat-ı islâmiyeyi bir ve bütün olarak muhafaza eder.

Kuran’ın manevi bir tefsîri olan Risale-i Nur ve onun muhterem müellifi Bediüzzaman hazretleri ve onun çizgisinden katiyen taviz vermeden vazife-i iman ve Kuran’da devam eden halis nur talebeleri şeriat-ı Ahmediyeyi (sav) ve sünnet-i seniyyesini rehber edinmişler. Kitab, sünnet, icma ve kıyas-ı fukaha’nın nazik ve hassas çizgisinden ayrılmamak için azami ihtimam göstermişler.

31 Mart Vakası’nda İttihatçılar tarafından askeri mahkemeye verildiğinde, o zamanın dehşetli Paşası Mahmut Şevket Paşa’nın Mahkeme Reisi Hurşit Paşa, Bediüzzaman’a sorar:

“Sen de şeriatı istemişsin?”

Dedim: Şeriatın bir hakikatına, bin ruhum olsa feda etmeğe hazırım! Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir”. (Divan ı harbi Örfi s. 11) diyen bir Üstadın talebesi olan Nur talebeleri onun rehberliğinde sadâkatla vazifelerine inşallah devam ediyorlar ve edecekler.  Risale-i Nur’u da dinin bu en mühim maksadını yani hakikat-ı şeriatı en beliğ ve en mukni bir şekilde izah ve isbat eden delil, hüccet kaynağı olarak okuyorlar, okumaya devam edeceklerdir inşallah. İtikat ve amel noktasında, helal haram çizgisini muhafazada en küçük taviz ve  ruhsat vermiyorlar, vermeyeceklerdir. İnşallah!

İtikati ve ameli meseleleri   tahrib eden, helal haram çizgisini her konuda kasıtlı olarak olarak karıştıran ve tahribe, tebdile yönelen bir hain-i din ile ve taifesi ile Bediüzzamanı ve talebelerini iltibas etmenin hiçbir iyi niyetle kabil i telif olduğunu düşünemiyoruz.Bu işleri çevirenlerin malum komitenin kendi elemanları olduğunda şüphemiz yoktur.

Bediüzzaman ve Nur talebeleri iitikatta Ehl-i Sünnet itikadını tam muhafaza etmiş ve amel de dört mezhebin düsturlarına bağlı kalmış, yeni içtihadlara da kapı açmamış. Haram ve helal  çizgisini korumak için nihayet ihtimam göstermiştir.

Dinin ve şeriatın muvazenesine dikkat etmiş. Ahkam-ı şeriyyenin meratibini farz, vacib, sünnet, müstehab, mübah, haram,mekruh, mufsid  gibi bütün meratibine riayet ederek,dinin düsturlarına sadakat hasleti ile mümtaz bir cemaat olarak mücahede-i mâneviyesine devam etmektedirler.

Bediüzzaman temiz bir nesil yetiştirerek  cemaati ve kitleleri dengesiz hareketlerden muhafaza etmeye inayet i hakla muvaffak olmuştur.

Bu iman mücahidleri istikameti muhafazaya azami dikkat ve ihtimam gösteriyorlar. Bu sebebledir ki ehl-i hakikatın: “Bir farz, bin sünnete müreccah olduğu gibi; bir sünnet-i seniye dahi, bin âdâb-ı tasavvufa müreccahtır.”  Gibi düsturlarına azami bir titizlikle muhafaza etmeye gayret gösteriyorlar.

Rüyalar ile amele teşvik edilmediği gibi; Mektubat’ta: “Derece-i şuhud, derece-i iman-ı bilgaybdan çok aşağıdır. Yani: Yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velayetin ihatasız keşfiyatı, veraset-i nübüvvet ehli olan asfiya ve muhakkikînin şuhuda değil, Kur’ana ve vahye, gaybî fakat safi, ihatalı, doğru hakaik-i imaniyelerine dair ahkâmlarına yetişmez. Demek bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşahedatın mizanı: Kitab ve Sünnettir. Ve mehenkleri, Kitab ve Sünnetin desatir-i kudsiyeleri ve Asfiya Muhakkıkînin kavanîn i hadsıyeleridir.” Diye ders verip büyük zattır velidir, ehl-i keşifdir, evliyadır gibi hüsn-ü zan neticesi şahıslara bağlanmaya da izin vermemiş veya ölçülü hareket edebilmesi için dinin ve şeriatın gerçek referansının ne olduğu izah etmiştir. Hatta Bediüzzaman  kendi zatınında sorgulanmasını istemiş;

“Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altun çıktı ise kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz.”( Münazarat s.14) diyerek insanları tahkik ehli olmaya teşvik etmiştir.

“Aziz kardeşlerim! Üstadınız lâyuhtî değil. Onu hatasız zannetmek hatadır. Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. “(Tarihçe i hayat s.207) demek suretiyle herkes için geçerli ehemmiyetli bir düsturu yani fani şahsiyetlerin her zaman hata edebileceğini kendinden misal vererek ders vermiştir.

Netice itibariyle muhakkik ehl-i ilim, ehl-i tahkik ve uzun seneler yüzler ve binler mahkemeler ve o mahkemelerin bilirkişi olarak vazifelendirdiği ilim adamları şu manayı tescil etmiş oldular:

Evet, “Ülema-i ilm-i kelâmın ve usûl-üd din allâmelerinin ve Ehl-i Sünnet Velcemaat’ın dâhî muhakkiklerinin İslâmî akidelere dair çok tedkik ve muhakematla ve âyât ve hadîsleri müvazene ile kabul ettikleri usûl-üd din düsturları, şimdiki Risale-i Nur’un meşrebini muhafazaya emrediyor, kuvvet veriyor. Hattâ hiçbir yerde, hattâ ehl-i bid’a kısmı da bu meşrebimize ilişemiyorlar. Hakikat-ı ihlas tam muhafaza edildiği için, her nevi ehl-i İslâm içine giriyor. “(  Emirdağ-1 s.211)

Risale-i Nur; Kuran’ı, vahyi, sünneti ve ehadis-i nebeviyeyi rehber edinmiştir. İhtilaflı bir fikre davet etmez. Bir fikre davet etmenin şartı olarak cumhur-u ulemanın kabûlüne prensib olarak kabul eder.

Sonraki Bölüm:5- TEBLİĞ Mİ? DİALOG MU?

Etiketler:
Kategoriler: Abdullah Hulusi Yazarlarımız

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?