Daha neler olacak?!

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Evet, sevgili izleyiciler.

Sohbetimize başlık olarak kullandığımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın bir konuşmasından iktibas etmiş olduğumuz “Daha neler olacak” ifadesi devam edecektir.

Gerçekten daha neler olacak?

Yani Referandum galibiyetinden sonra Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, daha neler yapacağını zaten önceden söz vermişti.

Öyle inanıyoruz ki birçok müjdeyle halkın karşısına çıkacaktır.

Tıpkı Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin müjdelediği gibi.

Bakınız, Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle diyor;

“Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i Asya

Behe mahal teslim olur yed-i beyzâ-yı İslâma”

Evet.

Bu, Merhum Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin 1921’lerde yazmış olduğu bir yazıdır.

Ve gerçekten de İslam dünyasına yönelik verilen manevi bir müjdedir.

Ve o müjde, bugün artık Türkiye’de tahakkuk ve tekerrür etmiş durumda.

Yani, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığından tut Cumhurbaşkanlığı dönemine kadar ve hatta Pazar günkü son Referandum’un sonuçlarına yönelik büyüğümüz olan Bediüzzaman tarafından nerdeyse 90 yıl önce verilen bir müjde olduğu günümüzde kendini ortaya koyuyor.

Sayın Erdoğan’ın liderliğinde gerek emperyalist haçlı dünyaya karşı olsun, gerek Türkiye’deki iç hıyanet şebekelerine yönelik olsun, gerek laikçi Atatürkçü Kemalist bir acube komitesine karşı olsun, her gün biraz daha gerçekleri ortaya koymaktadır.

Evet, bu son “Anayasa Değişimi”yle ilgili Referandum’da “Evet” oylarının “Hayır” oylarına karşı galibiyetinin gerçekten ülkemize yönelik bir başarı olduğu gibi, tüm İslam dünyasına da bir ümit kaynağı olmuştur ve haçlı emperyalist Avrupa Birliği’ni de şoke etmiştir.

Mağdur birer sömürge haline gelen İslam dünyası, gerçekten Sayın Erdoğan’ın liderliğinde yeni bir zeminde İslam dininin birlikteliğini görmek istiyor ve o ümitle yaşamak istiyor.

Gerek sosyal medyada olsun, gerek görsel ve yazılı medyada olsun, başta İslam dünyası olmak üzere, tüm dünyanın bunu büyük puntolarla haber olarak vermesini, dosta düşmana karşı gösterilen ilahi bir mucize olarak telakki ediyor ve düşünüyoruz.

Ve gece gündüz Erdoğan’ın başarısına yönelik eller göklere doğru açılıyor, seher vakitlerindeki yapılan namaz ve niyazların sonunda göklere yükselen dualar, elbette ki Erdoğan’ın birer koruyucu manevi zırhı durumundadır.

Gerçekten, Allah Erdoğan’ı koruyor ve korumuştur.

Ümit ediyoruz ki bundan sonra da uzun bir süreç koruyacaktır.

Ta ki onun eliyle İslam’ın yüce sesi göklere kadar yücelsin.

Ama bunu da ifade etmeden geçmek istemiyorum.

Gerçekten, dünkü yazımda da ifade ettiğim gibi; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bariz bir şekilde oylarının artması, yine Sayın Erdoğan’ın yüzü suyu hürmetine yöneliktir ve onun güvenilir bir devlet şahsiyetine münhasırdır.

Ki “Seni Başkan yaptırmayız” diyen batıl, kinci, menfur bir sesin halk tarafında artık boğulmaya mahkûm edilmiş olmasının bir harikasıdır.

Hatırlıyorsunuz; bundan üç yıl önce HDP’nin Genel Başkanı durumunda olan Selahattin Demirtaş’ın nam-ı diğeri “Selo”nun miting meydanında çıkardığı kirli ses, halkın midesini bulandırıyordu.

O ses, nihayetinde gırtlağında kaldı ve hak ettiği yere gitti.

Hani hep bağırıyordu ya; “Seni başkan yaptırmayız” diye?

İşte bugün halk dedi ki özellikle doğu ve güneydoğu Anadolu insanı dedi ki;

“Ey Selo!

Bak “Seni başkan yaptırmayız” dediğin kişi bugün artık Devlet Başkanıdır.”

Demek ki demokratik zeminde meşrulaştırma olarak değil, yalan dolan, uydurma, halkı kandırmaya yönelik abartıdan ibaret sloganlar atıyorsunuz.

Artık Güneydoğu Anadolu Halkı kanmıyor ve siz de kandıramıyorsunuz.

Halk buna artık inanmıştır.

Ancak, bunu da ifade etmeden geçemiyoruz.

AK Parti’ye düşen ilk görev; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da olsun, İç Anadolu’da olsun, Batı’da olsun, her nerede olursa olsun.

Kendi bünyesine bakıp, yeni bir otokontrol yapması gerekir.

* * *

İnanın, sevgili izleyiciler.

Ölçü ortada.

Karadeniz’in Ordu ili doğumlu Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Faruk Çelik, Şanlıurfalı olmadığı halde iki dönemdir üst üste Şanlıurfa milletvekili olarak Bakanlık görevini sürdürmektedir.

Ama bu Bakan’ın dürüstlüğüyle ilgili, tarafsızlığıyla ilgili, halka çok yakın bir insan olduğunu tüm kamuoyu görmüştür, onaylamıştır ve zaten olup bitenler de kendini ele veriyor.

Şanlıurfalı olmadığı halde Şanlıurfa’nın “Evet” oyları yüzde 70’lerde seyrediyor.

PKK’nın sözde lideri Abdullah Öcalan da Şanlıurfalı olmasına rağmen, “Hayır” oyları yüzde 30’larda seyrediyor.

Adıyaman’ın Bakanı olmadığı halde, Erdoğan’a inandıkları ve güvendikleri için yüzde 70’lerde “Evet” çıkıyor.

Keza Elazığ, Malatya, Bingöl, Bitlis, Gaziantep, Erzurum gibi iller hepsi ama hepsi “Hayır” oylarına karşı “Evet” oyunu katlayarak gitmiştir.

Ama ne yazık ki benim Diyarbakır’ımın, Batman’ın, Van’ın oyları geçmiş iki seçime oranla her ne kadar nisbi olarak biraz artmış ise de bize göre yine kafi değildir.

Bunun da sebeb-i mucibesi; dün de söylemiştim…

Diyarbakırlı olan Bakan Mehdi Eker, bölgede hiç sevilmediği gibi onun yandaşı olan İhsan Arslan da bölgeyle ilgili partinin başucunda rol oynadığından, “istenmeyen insanlar” olarak bilindikleri için, bunların yüzünden halk ne yazık ki HDP’ye oy veriyor.

Bu kez de “Hayır”a oy çektiler.

İşte keşke Diyarbakır’ı temsilen böylesine şahsiyetler olmamış olsaydı, Bakan Faruk Çelik gibi yabancı bir Bakan olmuş olsaydı veyahut şaibesiz birileri olsaydı, daha güzel bir sonuç alınabilirdi.

Zira hiçbir zaman Kürtler, batıla inanmamıştır, yine de inanmıyor.

Ve Selahattin Demirtaş gibilerine inanmadıkları gibi itibar da etmiyorlar.

Bu nedenle diyoruz ki;

AK Parti’ye düşen yegâne görev; A’dan Z’ye kadar, başta Diyarbakır olmak üzere, şaibeli elleri bu halkın yakasından artık çektirmeleri gerekir.

Diyarbakır’da devletin bazı kurum ve kuruluşlarına kadar, hatta kayyumların atanmasına kadar rol oynayan bu tür yanlış insanlara “artık yeter” denmelidir ki büyük potansiyelle Güneydoğu’dan “Evet” sesleri yükselebilsin.

Yoksa hem nalına, hem mıhına vurmakla, gâh PKK’lı, gâh HDP’li bir yüzle birilerinin kendilerini ele vermiş olmasına rağmen, hala da AK Parti’nin kilit noktalarına yerleşmiş olması, iktidarın bazı hükümet üyeleri ile diyaloga geçerek, istediklerini yaptırmaları gerçekten düşündürücüdür, düşündürücü olduğu kadar tehlikelidir.

Zaman zaman gâh orada, gâh burada gibi iki yüzlülükler ve “Şüyuu vukuundan beterdir” örneğiyle yola çıkarsak, bu tür insanların artık bu memlekette pilleri bitmiştir.

Lütfen kamuoyu olarak istirhamlarımızla diyoruz ki böylesine insanlar, Diyarbakır’ı temsil etmesinler artık.

Halkın karşısına bunları çıkarmayın.

Yapıcı bir şekilde halkın gönlü alınmak isteniyorsa;

Faruk Çelik’ler gibi veya İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’lar gibi insanlar buralara sahip çıksın.

En derin saygı ve sevgilerimle.

 

Bu makale diyarbakirsoz.com sitesinden alınmıştır.



Etiketler:
Kategoriler: M.Ali Altındağ

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?