Referandum’da neden %60 “EVET” olmadı?

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

 

Anayasa referandumu, doksan yıllık gelip geçmiş en ehemmiyetli seçimdir. Millet nezdinde rağbet çok yüksek derecedeydi.

Lakin EVET için çalıştığını iddia eden görevliler tarafından istenilen çalışma yapılmadı ne hikmetse. Mahalli veya milletvekili seçimlerinde cadde ve sokakları süsleyen afişler; yerini birkaç basit ilana veya silik reklama bıraktı. Öyle ki muhtar adayları reklamı dahi bu seçimde yapılan reklam çalışmasından daha fazlaydı. Mahalle mahalle, köy köy dolaşmalar yerini sükunet ve sessizliğe bıraktı.

Sebepler dairesinde yaşadığımız için niyet ve gayret olmadan mu’cizevâri neticeye nail olmak her zaman nasip olmaz/olmadı. 15 Temmuz’da dahi tank ve uçaklara karşı ihlas, samimiyet ve yüreğimizle karşı koyarak hainleri mağlup ettik. Bu başarının esası, Allah’ın inayetiyle beraber bombaya aldırış etmeden tankın karşısına dikilen kadın ve çocukların cesur faaliyetleri, dua ve niyazlarının payı zannedilenin çok ötesindedir.

Tahminin altında çıkan evet oylarının sebebini MHP ile yapılan ittifaka bağlayan kötü niyetliler olabilir, lakin tarafsız bir şekilde mesele tahlil edildiği vakit hakikatin öyle olmadığı görülecektir.

Referandumda MHP ile yapılan ittifakın yan etkisi; yetmişli yıllarda Milli Selamet Partisi’nin CHP ile yaptığı ittifak gibi ters etki yapmadığı anlaşılmaktadır. MSP-CHP ittifakı, İslami hassasiyeti olan halk arasında ciddi bir infiale yol açmış ve MSP neredeyse bir önceki seçimde aldığı oyların ancak yarısını alabilmişti.

Buna benzer bir hadise de doksanlı yıllarda yaşandı. Yükselişe geçen Refah Partisi, MHP ile yaptığı ittifakın akabinde batıda elle tutulur bir başarı elde edemediği gibi Doğu ve Güney Doğu’da çok ciddi bir çöküşe sebep olmuş hatta şu an Ak Parti’nin en önemli kalelerinden biri olan Adıyaman’ı tamamıyla kaybetmişti.

Referandumda MHP ile yapılan ittifak; Kürt seçmene herhangi bir aksi te’siri olmadığına delil; Doğu ve Güneydoğu’da evvelki seçimlerde kaybettiği desteğin yüzde onunu tekrar geri almasıdır. Bu arada silah zoruyla oy kullanma hadisesinin asgariye indiği ve Kürt halkının kendi hür iradesiyle tercihini yaptığı anlaşılmaktadır.

Peki bütün bunlara rağmen niçin evet oyları MHP ile AK Parti’nin toplamı olan takriben %60’lık seviyeyi yakalayamadı?

Birincisi: Sahada yaptığımız tespitlere göre Ak Parti mahalli idarecilerinin seçim çalışmaları temenni edilen bir seviyede olmadığı anlaşılmıştır. Bu ihmal ya kasten veya ihmaldendir.

İkincisi: Üst akıl; FETÖ havarilerini ve BDP taraftarı olan Kürtleri; AK Parti’ye karşı kronik düşman haline getirmede maalesef başarılı olduğu görülmektedir.

Üçüncüsü: Kılıçdaroğlu ve Fethullatçıların iftiraları, büyükşehirlerde hayatından bezmiş vatandaş arasında yalan da olsa, acaba maruz kaldığımız sefillikten kurtulmak için bir can simidi olabilir mi hayaliyle kabul gördü.

Dördüncüsü: Evet taraftarı olan kişiler, hep savunmacı vaziyetinde kaldı. Sülün Osman’dan daha hırsız olan muhaliflerin hal ve vaziyetine dair elde binlerce yazılı ve görüntülü delil ve burhan olmasına rağmen onları fiiliyata döküp hücum pozisyonuna geçilmede zayıf kalındığı inancındayız.

Beşincisi: Ak Parti’de çok üst seviyede görev almış bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı olmuş vekillerin majestelerine karşı vefa duygusunun öne çıkması; partisi ve milletine karşı nankörlüğü tercih etmesi, Feto’nun kontrolüne geçen ve masonlara hizmeti vazife sayan Nurlu Süleyman’ın hadimleri, Tayyip Erdoğan’a muhalefet etmeyi ibadet zanneden bazı tarikat ve cemaatler ve Saadet Partisi’nin bazı yaşlıları gibi asli düsturlarına muhalefet eden siyasiler… Bu taife-i beşerin her biri sayı olarak çok az görünse de toplamda tahminen yüzde biri teşkil etmektedir.

Altıncısı: Darbeye birebir iştirak eden, finanse eden, ByLock kullanıcısı veya herhangi bir şekilde FETÖ’ye bulaşmış olan yüzbinlerin yanında bu şahısların birinci derece akrabalarının hükumete muhalefeti ve Başkanlık nizamından sonra kendilerini bekleyen akıbeti bertaraf etme hevesiyle hayırcıların safında yer almaları.

Yedincisi: Doğu Anadolu, Karadeniz ve İç Anadolu Bölgesi menşeli ülkücülerin diğer bölgelerde ikamet eden ülkücülere nisbeten dini ve milli duyguları daha ağır bastığı için EVET oyunu tercih ettikleri; Türkçülük tarafı daha ağır basan Trakya, Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde yaşayan ülkücülerin kahir ekseriyeti de HAYIR’ı tercih ettikleri görülmektedir. Bu hadise de takriben MHP’den yüzde 6’lık bir kesiminin HAYIR’ı tercih ettiği anlaşılmaktadır.

Peki çare nedir? :

İstisnasız bütün cemaatler arasında olduğu gibi Ak Parti’nin çeşitli kademelerinde de vazife alan fakat horul horul uyuyan üyeler veya hem devlet ve hem de Ak Partinin çöküşü için çalışan kripto Fethullatçılardan temizlenmeli. Vazifeden ziyade hizmet etmeyi ibadet ve mecburiyet telakki eden kültürlü, samimi Anadolu gençleri bölge gözetilmeden tercih edilmeli.

Her şeye rağmen, vatandaş olan Kürtler, şimdikinden daha adil ve elle tutulur kardeşlik eli uzatılmaktan usanılmamalı ve Kürtlerin bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı ve Türk Milletinin de öz kardeşi olduğu fikri hararetle anlatılmalı ve yaygınlaştırılmalı. Eski iktidarlar döneminde verilen vaatler gibi buharlaşmamalı, bizzat icraata geçilmeli.

Son derece hassas olan bu meseleye his ve kin karıştırılmamalı ve uhuvvette ısrar edilmeli. Her şeye rağmen kardeşlik biraz zor görünse de imkânsız olmadığı bu seçimde açık bir şekilde görüldü. Zira Doğu ve Güneydoğu’da çok düşük oy oranının olduğu illerde dahi evet oylarında en az %10’luk bir artışın olduğu göz önünde bulundurulmalı ve acilen harekete geçilmeli. Öyle bir oran ki Türkiye’de evet oylarının kazanmasında %1 oranında etki yapıp evet oylarının hayır oylarına galip gelmesinde müessir bir sebep olmuştur.

Temeli İslamî olan fakat Tayyip Erdoğan’a muhalefeti marifet zanneden cümle cemaatlere mümkünse samimi bir şekilde dostluk eli uzatılmalı varsa masonlarla olan alakaları tespit edilip halka teşhir edilmeli. Müslüman Anadolu halkını ifsad etmek isteyen ve cemaat arasına sokulan hainler tasfiye edilmelidir.

Üst akıldan ilham alan Fethullat ve Kılıçdaroğlu’nun yalanlarını bölge bazında bertaraf edecek özel ekipler kurulmalı. Savunma yerine hücuma geçilmeli. Muhalif cephe eleman ve taraftarlarının soyduğu bankalar ve yüz elli milyar dolar servetiyle tapınakta inzivaya çekilen Feto’nun hırsız, din düşmanı ve vatan haini olduğu vatandaşlara kısa ve anlaşılır bir dille anlatılmalı. Feto ile alakalı kriminal bazda çok ciddi çalışmalar neşredildiği halde dini cihetiyle alakalı elle tutulur herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.

Daha evvel Ak Parti’ye oy verip de oğlu, kızı veya yakın bir akrabası Fetö’den dolayı işten atılan veya hapsedilen insanlar yakın takibe alınmalı. Çok zayıf bir ihtimal olsa da varsa mağduriyetleri dinlenilmeli ama yalan ve aldatmalarına dikkat edilmeli. Fetö’ye birebir destek veren şakirtlerin ülkede yaptığı tahribat ve İslam dininde yaptığı tahrifat akrabalarına izah edilmeli. Pennsylvania ormanlarında yaşayan canavar tarafından iğfal edildikleri delilleriyle beraber izah edilmeli. Akrabalarının suçlarının sıradan olmadığı, esas maksadın din-i İslam’ı tahrif ve memleketi gavura teslim etmek olduğu hakikati şerh edilmeli ve verilen cezaların adil olduğu anlatılmalı. Ancak Ecevit gibi aflar çıkartılarak vatan hainleri affedilmemeli, çünkü o af hiç kimsenin değil memlekette mağdur edilen milyonların hakkıdır. Kaş yapalım derken göz çıkartılmamalı.

Kurban Bayram’ında memlekete akraba ziyaretine gitmiştim. Oğlu Fetö’den dolayı içeride bulunan doksan yaşına ermiş mübarek bir aile dostumu ziyaret ettim. Feto’nun dünyada yaydığı fitne ve fesadın tehlikesine dair uzun uzun sohbet ettik. Hüzünlü olduğu her halinden belli olan baba, gözyaşlarını sildikten sonra: “Hapiste olan oğlum iki defadır mektup yazıp kendisini ziyaret etmem ricasında bulunmuş.” Ben de: “Dinine ve ülkesine hıyanet eden öyle bir oğlum yoktur” diye haber yolladım. Herkes, bu zat gibi iman ve idrak sahibi olma hassasiyetine sahip olunamayacağı hakikati göz ardı edilmemeli…

Siyonizm’in emir neferi Feto’nun, müseccel masonlarla beraber olup yirmi sekiz Şubat döneminde mağdur ettiği binlerce vatandaş, çeyrek asır geçmesine rağmen maalesef mağdur edilen insanlar kaderleriyle baş başa bırakılmış vaziyettedir. Adalet ve kanun önünde yüzde yüz haklı olmalarına rağmen hâlâ mahkeme salonlarında ömür tüketen mazlumların mağduriyeti giderilmeli ve devam eden bu haksızlığa son verilmelidir.

Hülasa: Çalışkanlığı, dürüstlüğü, samimiyet ve icraatıyla seksen milyon nüfuslu halkın yüzde elliden fazlasının rızasına nail olan Cumhurbaşkanımız; İngiliz, Alman ve Amerikan nam-ı hesabına çalışan ve civarında bulunan fiyakalı heriflerin üzerine çizgi çekmeli; liyakat ve sadakati esas almalıdır.

Yüzde yirmi bandında bulunan Cumhuriyet Halk Parçası adamlarına Atatürk’ü getirsen, kalbi mühürlü Fethullatçılara da Cebrail aleyhisselâm’ı getirsen dahi netice değişmeyecektir.

Tam iki yüz seneden beri temenni edilen idari sistemi, ülkeye kazandırmakta emeği olan herkese teşekkür ederim.

CHP, 1946 yılında “açık oy, gizli tasnîf” usulüyle yapılan seçim hariç hemen hemen bütün seçimlerde kaybeden taraf olmuş ve sonuçlara her daim itiraz etmiştir. “Bu asil Türk milleti, ihtiyarıyla o partiyi kat’iyyen iktidara getirmeyecek” Bediüzzaman’ın müjdesini göz önünde bulundurursak ufukta, CHP’nin her seçim sonunda aynı mızıkçılığı icra edeceği görünüyor.

CHP’nin Yüksek Seçim Kurulu’na yaptığı itiraz reddedilince bu sefer de Anayasa Mahkemesi’ne gitme hesapları yapılıyor. Merak etmeyin arkadaşlar! AYM’nin halk oylaması kararını inceleme hakkı ve yetkisi yoktur.

 



Etiketler:
Kategoriler: Muhammed Kahtavi

Yorumlar (3 Yorum)

  • Mehmet Ali Aluç

    Keyifle okuduğum bir yazı… Kutlarım KAHTAVÎ kardeşi…
    Kalemin susmasın…

  • Nurettin

    Fetullah olacak doğrusu. Gayrimüslimler islam ismini kullanırlar fakat bir harfini katmazlar. Mehmet yerine ,memet dedikli gibi.

    • Muhammed Kahtavi

      Eyvallah Kardeş. Ben de “Fethullah” şeklinde yazmamışım; FethullaT demişim. Hani Lat diye bir put vardı, işte onu kasdetmişim.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?