“CHP VE MİLLETİN BAŞINA BELA OLMAKTAN ÇEKİL!…”

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Evet, sevgili okurlar.

Bilindiği gibi dün akşam Resulullah Efendimiz (S.A.V)’in yer yüzünü nurlandırdığı ve “Kutlu Doğum Gecesi” olarak adlandırılan Mevlid-i Nebi, tüm İslam dünyası tarafından kutlandı.

Tüm Müslümanlar arasında dostlar, büyükler küçüklere, küçükler büyüklere kutlama mesajları gönderdi.

Tebrikler, kutlamalar, ibadetler…

Mevlithanların gece geç vakte kadar okuduğu mevlitler, okunan aşr-ı şerifler, gerçekten herkese olduğu gibi bize de doyurucu bir kutlama hareketi olarak yansıdı.

Yaşamak istedik ve yaşadık; Allah’ın izniyle diyoruz.

Allah her müminin dualarını kabul eylesin.

Ve geçirdiğimiz o mübarek geceyi, ne mutlu o kimselere ki seher vakitlerinde şafak söküğünden evvel oturup teheccüd namazını kılması…

Kur’an okuyup, Cevşen-ül Kebir okuma gibi ibadetlerin yapılmış olmasını can-ı gönülden istiyor ve temenni ediyoruz.

Allah kabul eylesin.

İslam’ın ruhlara ne kadar manevi bir gıda olduğu…

Ki, Müslümanlar ancak mana âleminde yüce İslam dininin inanç merhalesinde mutluluk duyabileceğini her halükarda kendini gösteriyor.

Müslümanların, inanan ümmetin, gerçekten derin ruhi rahatlıklar içerisine girmesi, kalplerin, küfür ve imansızlığın paslarının silinip nurlanması, inananlar için en büyük hazinedir ve huzurdur..

Ki en büyük bir manevi serbesttiyettir.

Ama ne yazık ki “bir an evvel deyip anlık” yaşıyoruz.

Ondan sonra arkamızı dönüp geçiyoruz.

Seneden seneye aynı geceyi ancak hatırlıyoruz.

Oysaki Hz. Muhammed (S.A.V)’in Kutlu Doğum Haftası, yalnızca bir geceye mahsus değildir..

Ki olmamalıdır da.

Regaip geceleri seneden seneye belirli zamanlara bırakılmamalıdır.

Müslüman her an için yüce İslam dininin ve o yüce İslam dinini insanlara hidayet kaynağı olarak gelen Hz. Muhammed (S.A.V)’in vahiyleri ve Peygamberlik vasfını unutmamalı, yalnız bırakmama gayreti içinde olmalıyız ki; günün 24 saatinde Müslümanlar böyle yaşamalıdır.

Yoksa kupkuru bir geceyi kutlamakla bir yere varılamaz.

Mevlithanların güzel seslerini yükselterek ilahi okuması, o an için cemaate bir zevk, bir tatlılık veriyorsa da camiden çıkıp gittikten sonra unutuluyor.

Oysaki Hz. Peygamber (S.A.V) diyor ki;

“Ben vefatımdan sonra size önemli iki emanet bırakıyorum.

Siz onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe, hem dünyada, hem Ahirette mutlu kalırsınız, kutlu kalırsınız ve üstünsünüz…”

Bu cümleden anlaşılan mefhulumu muhalif şudur ki;

İslam dünyası; “İslamiyet’e ve o iki emanete sarılmadığı” müddetçe, başarılı olamaz, gaye ve muradına da erişemez.

İşte o iki emanet; Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniye’dir.

Yani Resulullah (S.A.V)’ın konuşma ve okuma şeklidir…

Fiilen yaşayış biçimidir.

Pek tabi ki, bunu toplumun her kesimine götürme ve gönderme yine devlet sorumluluğundadır.

Siyasetin ve siyasetçinin sorumluluğundadır.

Bu halde, bütün millet bu güzel anları kutlarken, ana muhalefet partisi lideri sayın Kılıçdaroğlu, durup dururken “Çamur at, tutmazsa izi kalsın” kabilinden yalan, iftira ve sahte ithamlarla Sayın Cumhurbaşkanını karalamak istiyor olması nedendir?.

Dedik ya;

“Çamur at, tutmazsa izi kalsın.”

Türkiye için yani inanan milletimiz için siyaset deyince, milli irade gerçeği akla gelir.

Milli irade ruhu kalplerde uyanır.

Toplumun içinde filizlenen ter-û taze bir gençlik, imanlı körpe dimağlı gençliğin birbiriyle kenetlenerek, ilim irfan, teknoloji ve ibadetlerini ön plana alma şekli; akla gelir.

Yıllardan beri liberal demokrasi adı altında Kemalizm’le, Laisizm’le, Kur’anı mecrasından saptırma gibi siyasi edepsizliklerle hiç kimse bir yere varamadığı gibi, memleket insanına da ülkemizin bütünlüğüne de zarar vermiştir…

Tehlikeli hallerin yaşanmasına neden olmuştur…

Barışın, kardeşliğin yerine düşmanlık getirmiştir, adavet getirmiştir, açlık ve sefalete neden olmuştur…

Zira denenmiş denenmez misaliyle, yıllardan beri denenen bir gerçek var.

Ana muhalefet partisi, mevcut CHP…

1924’teki anayasanın tüm batıl ve yanlış dayatmalarından ibaret antidemokratik yasalarla memleket yönetilmek istenilmiştir…

Ve bugünkü CHP lideri Bay Kemal de aynı şeyi söylüyor…

Ki birilerinin emir-komutasıyla, söylemek zorunda kalıyor.

Bu ise hayır yerine şer getirir.

Sen bir muhalefet partisi lideri ol.

Sonra da durup dururken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı karalamaya çalış…

Belge diye uydurma evrakları tanzim et ve kendini kurtarmak için, iftira at.

Hem de Cumhurbaşkanına…

Bakınız.

ABD’deki 17-25 Aralık kumpasıyla eş zamanlı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesine iftiralara başlayan Kılıçdaroğlu grup toplantısına sahte belgelerle çıktı.

Sormazlar mı, hayrola bu karalama nerden geldi?

Erdoğan’ın Avukatı Kılıçdaroğlu için; “Bir kez daha FETÖ tarafından tuzağa düşürülmüş ve rezil edilmiştir” diyor…

Bakınız, Kılıçdaroğlu’nun böylesine münasebetsizliğine karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan nezaket göstererek ona şu şekilde cevap vermiştir;

“Dün partisinin grup toplantısında çıktı, ‘Yurt dışındaki bir şirkete şu kişi şu kadar milyon dolar, şu kişi bu kadar milyon dolar para gönderdi’ diye birtakım yine sözler söyledi.

Elindeki bir tomar kağıdı sallayarak da ‘İşte dekontları da bunlar’ dedi.

Tabii dekont dediği kağıtları ne gazetecilere ne adli makamlara vermedi.

Avukatlar hemen anında kendisine, ‘Bunu ilgili savcılığa lütfen veriniz, medyaya veriniz.’ dedi.

O kağıtların ne olduğunu şimdilik bir kendisi bir de onları bu zatın eline tutuşturanlar biliyor.

Bir ara şahsımla alakalı ‘İsviçre’de hesaplarım olduğunu’ söyleyip durdu.

Kendisini ispata davet ettiğimde belge gösteremedi, rezil kepaze oldu.

Kendisine çok açık, net söyledim.

İspat et, ben bu görevi bırakacağım, Başbakanlıktan çekileceğim dedim.

İspat yok.

Şimdi bu defa aynısını söylüyor.

İspat et, ispat ettiğin anda ben Cumhurbaşkanlığını, siyaseti bırakacağım dedim.

Ama sen de CHP’nin başına bela olmaktan çekil, bu milletin başına da bela olmaktan çekil.”

En derin saygı ve sevgilerimle.

 

Bu makale diyarbakirsoz.com sitesinden alınmıştır.



Etiketler: , ,
Kategoriler: M.Ali Altındağ

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?