Çalışmada lezzet vardır

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

Ey çalışmadaki lezzet ve saadeti bilmeyen tembel insan! Bil ki, Cenab-ı Hak, hizmetin mükâfatını hizmet içinde koymuştur. Amelin, işin ücretini amelin kendisi içine koymuştur. İşte bu sır içindir ki, varlıklar, Allah’ın tabiata yerleştirdiği kanunlar olan hususî vazifelerinde, büyük bir istekle ve bir çeşit lezzetle Allah’ın koyduğu kurallara boyun eğerler.

Arıdan, sinekten, tavuktan tut, ta güneş ve aya kadar her şey tam bir lezzetle vazifesine çalışıyorlar. Demek hizmetlerinde bir lezzet var ki, akılları olmadığından sonu ve neticeleri düşünmeden, mükemmel vazifelerini ifa ediyorlar.

Meselâ, nasıl ki bir damla su, birçok küçük cam parçası, kendisi ışıksız, ehemmiyetsizken, saf, temiz kalbiyle güneşe yüzünü çevirse, o vakit o ehemmiyetsiz, ışıksız damla ve cam parçası, güneşin bir nevi tecelli ettiği yer olup senin yüzüne de tebessüm eder. Bildiğimiz gibi elmasın da kendinde ışık yoktur. Dışarıdan aldığı ışığı yüzleri vasıtası ile yansıtır.

İşte bu misal gibi, atomlar, moleküller ve varlıklar, sınırsız güzellik ve her yönüyle mükemmel olma sahibi olan sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah’ın isimlerine vazifesini seven olma yönünde ayna olurlar. Damla ve küçücük şişe gibi gayet aşağı bir dereceden gayet yüksek bir ortaya çıkma derecesine ve parlamaya, nurlanmaya çıkıyorlar.

Madem vazife cihetinde gayet nuranî ve yüksek bir makam alıyorlar; lezzet mümkün ve kabilse, yani hayatın genel manasından pay sahibi iseler, gayet lezzetle o vazifeleri görüyorlar denilebilir.

Vazifede lezzet bulunduğuna en açık bir delil: Sen kendi organ ve duygularının hizmetlerine bak. Her biri, ferdin devamlılığı ve türün devamlılığı için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Hizmetin bizzat kendisi, onlara bir lezzetlenme hükmüne geçiyor. Hattâ hizmeti terk etmek, o organın bir nevi azâbıdır.

Örnek vermek gerekirse mesela bir kişinin kolu kırılsa ve üç ay alçıda kalsa sadece kırık kemiğe işlem yapıldığı halde kol açıldığında eklemlerin de çalışmadığı görülür. Ayrıca bu müddet zarfında o bölgedeki kaslar da çalışmadığı, muattal kaldığı için diğer kola göre zayıflamışlardır.

Hem en açık bir delil dahi, horoz ve yavrulu tavuk gibi hayvanların vazifelerinde gösterdikleri fedakarca ve mertçe vaziyetleridir. Horoz aç olduğu halde tavukları nefsine tercih edip, bulduğu rızka onları çağırır; yemez, onlara yedirir. Ve bir istek, arzu ve övünme ve lezzetlenme ile o vazifeyi gördüğü görünür.

Demek o hizmette, yemekten fazla bir lezzet alır. Hem küçük yavrularına çobanlık eden ve korkak diye isimlendirilen tavuk dahi, yavrularının hatırı için ruhunu feda eder, köpeğe atılır, aslana saldırır. Kendini aç bırakıp civcivlerini doyurur.

Tavuk, demek o hizmette öyle bir lezzet alır ki, açlık acısına ve ölmek kederine üstün gelir.

Validenin çocuğa merhametindeki şefkat vasıtasıyla kazandığı zevk ve mükafat için hayatını o merhamet yolunda feda eder dereceye gider. Yavrusunu kurtarmak için aslana saldıran bir tavuk, hayvanat milletinde bu hakikate bir misaldir.

Bütün annelerin şefkatleri, ancak Allah’ın rahmetinin tecellisinin bir parıltısıdır.

Evet, aç bir aslan zayıf bir yavrusunu kendi nefsine tercih ederek, elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna vermesi;

hem, korkak tavuk, yavrusunu himâye için ite, aslana saldırması;

hem, incir ağacı kendi çamur yiyerek yavrusu olan meyvelerine hâlis süt vermesi, besbelli nihayetsiz Rahîm, Kerîm, Şefîk bir Zâtın hesabıyla hareket ettiklerini kör olmayana gösteriyorlar.

Hayvani anneler, yavrularını, küçükken vazifeleri bulunduğundan, lezzetle himayeye çalışır. Büyük olduktan sonra vazife kalkar, lezzet de gider. Yavrusunu döver, elinden daneyi alır.

Yalnız, insan nev’indeki annelerin vazifeleri bir derece devam eder. Çünkü insanlarda, zaaf ve acizlik itibarıyla, daima bir nevi çocukluk var; her vakit de şefkate muhtaçtır.

 


Etiketler: , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Sıtkı Göksu Yazarlarımız

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?