İlahiyatçılar ve Müslümanlar

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

 

İLAHİYATÇILAR VE MÜSLÜMANLAR

Dinî sahada kimin salahiyet sahibi olduğuna dair tartışmalar tahminin ötesinde hararetle devam ediyor. Kimileri bu makamın ehli ilme mahsus olduğunu savunurken, kimileri de farklı kaynakları gösteriyor.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş: “Milletimize de ben buradan çağrıda bulunuyorum; onlar da uyanık olsunlar, teyakkuz halinde olsunlar. Doğru dini bilgiyi Diyanet İşleri Başkanlığından, ilahiyat fakültelerinden öğrensinler” şeklindeki beyanıyla karar mercilerinin sadece Diyanet ve ilahiyatçılar olduğunu iddia ediyor.

Kahir ekseriyeti İlahiyatçılardan müteşekkil Diyanet mensupları hangi ilimleri tahsil ederek hayata atılır, gerçekten o dinî ve ulvî makama layık mıdırlar, evvela ona bir göz atalım.

İlahiyatlarda ağırlıklı olarak sosyoloji, psikoloji, mantık, ilkçağ felsefesi, ortaçağ felsefesi, yeniçağ felsefesi, din felsefesi, din sosyolojisi, din psikolojisi, eğitim sosyolojisi, eğitim psikolojisi, genel öğretim metotları, ölçme ve değerlendirme, Türk dili, beden eğitimi, Atatürk’ün ilke ve inkılapları gibi dersler okutulur.

Fakülte eğitiminin neredeyse yarısından fazlasını teşkil eden derslerin din ve imanla herhangi bir alakası var mı sizce?

Sonra…

Bu derslerin yanında bir de şifahen Kur’an, hadis, tefsir, kelam, mezhepler tarihi, dinler tarihi, Türk İslam edebiyatı, sistematik kelam, İslam felsefesi tarihi, Türk İslam sanatları tarihi ve benzeri dersler okutulur.

Eğitim programında tefsir ve hadis gibi İslam’ı çağrıştıran derslerin okutulduğuna aldanmayın siz. Çünkü bahsedilen dersler; İslamî muteber kaynaklardan değil; hocanın insafına bırakılmış… Yani hoca isterse İslam’ı okutur, isterse hadisleri inkâr eder, isterse ayet-i kerimelerin manasını saptırır. İsterse kız ve erkek talebelere “İzmir’in dağlarında çiçekler açar, yaşa Mustafa Kemal Paşa” gibi türküleri koru halinde seslendirir.

Üniversite tahsilini Müslüman ülkelerde tamamlamış veya haricen ulemadan ders alarak kendini bir nebze yetiştirmiş ve itikadını nispeten muhafaza etmiş bazı ilahiyatçıların olduğunu da söylemekte fayda var, onları saygıyla anıyoruz.

İlahiyatların temeli

Memlekette ilk ilahiyat fakültesi Milli Şef İsmet İnönü devrinde 1949 senesinde Ankara Üniversitesi bünyesinde açılmıştır. Bugünkü ilahiyatların eğitim sistemi de o meş’um yıllara mahsus hemen hemen aynı minval üzere devam etmektedir.

Allah’ın evi olan camileri at, eşek ve inek ahırına çeviren bir zihniyetin, ilahiyat fakültesi açıp gençlere hakiki İslamiyet’i öğreteceğine inanıyor musunuz gerçekten?

Kimse kusura bakmasın… Bu eğitim sistemiyle İslamiyet öğrenilmez, bilen veya anlayan ilim adamı yetişmez; yetişir diyenler ya İslam’ı bilmiyor ya da doğruyu konuşmuyor.

İlahiyat Fakültesini terk eden bir öğrenciye: “Fakülteyi niçin terk ettin” sualine şu cevabı verir:

“İlahiyatta okumaya başlamadan evvel Allah’a inancım tamdı. Bir sene okudum, Allah’ın varlığı ve birliğinden şüphelenmeye başladım. Şayet ikinci sene devam etseydim Allah’ı inkâr eden bir mülhid olarak mezun olacaktım, o yüzden okulu bıraktım.”

Bir de Nurettin Yıldız gibi bir Müslümanın Mekke Üniversitesinde tahsil ettiği ilimleri nazara verelim ki vaziyet tam manasıyla anlaşılsın… Halkın dinî sahada kime teslim edileceği hakikati ortaya çıksın.

Ummul Kura Üniversitesinde Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerif, usul-u hadis, fıkıh, usul-u fıkıh, tefsir, ulumu’l-Kur’an, hüküm hadisleri, hüküm ayetleri, belağat ilmi, kıraat ilmi, İslam miras hukuku, tefsir medreseleri, Dört Mezhebin fıkhi görüşleri, davet ve irşat, mevzuuna göre tefsir,  hadiste tahric ve esanid ilmi, hadis râvileri, beyan ilmi, sarf-nahiv gibi ulum-u şer’iyyenin esasını teşkil ilimlerin tamamı hem de ana kaynağından Arabî lisanla tahsil edilir.

Görüldüğü gibi Müslümanların eğitim sisteminde felsefe, sosyoloji ve psikoloji gibi Kur’anî ve İslamî ilimlerle uzaktan yakından hiçbir alakası bulunmayan lüzumsuz ve malayani derslerin tek bir tanesi mevcut değildir.

Bir bal arası, gıdalandığı çiçeklere göre bal verir. Tertemiz hava, berrak bir su ve rengârenk çiçeklerin bulunduğu dağda dolaşan bir arı şifalı bal ürettir. Esrar ve Eroin tarlalarının olduğu mıntıkada cevelan eden bir arı da bal yerine zehir üretir.

İnsan da aynen böyledir. Avrupalı filozofların nazariye ve varsayımlarından ibaret ilahiyat eğitim sisteminden felsefeci; İslam’ın usul ve esasını teşkil eden ilimlerin tahsil edildiği bir eğitim sisteminden de İslam uleması yetişir.

Meseleyi biraz daha açalım…

İlahiyat ilim ve irfanı bakımından en mümtaz şahsiyetlerden biri Diyanet İşleri Başkanı Prf. Dr. Ali Erbaş’tır. Hocamızın ilahiyatta hangi ilimleri tahsil ettiğini okudunuz. Kaleme aldığı kitaplar da incelendiğinde ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. İşte o kitaplardan bazıları…

1-Hıristiyanlıkta İbadet, 2- Hıristiyanlıkta Reform ve Protestanlık Tarihi, 3- İlahi Dinlerde Melek İnancı, 4- Hıristiyanlık, 5- Engizisyon, 6- Dinler Tarihi Sözlüğü, 7- Hıristiyan Ayinleri, 8- Kur’an’daki Tekrarlar, 9-İslamla Yüzleşen Batı…

Şu eserlerin müellifi gibi ilahiyatçılar; ahaliye gerçek İslam’ı anlatacak, öyle mi? Muhtevasını incelemedim ancak o bir tanesinin ismi dikkatimi çekti: ‘İlahî Dinlerde Melek İnancı.’

Nasıl yani يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ayetinin şehadetiyle “insanların kendi elleriyle yazdığı kitaplar” ve dinler İlahî mi oluyor? Madem ilahiydiler, o hâlde niçin Allah onlara karşı savaşmayı emretti?

Fethullat denilen alçak da muharref dinlere “semavi dinler” diyordu, peki ne anladık bu işten?

“Yahudiler, Kur’ân’ın bir kısmını îmân ve tasdîk eder diğer kısmını ise inkâr ederiz derler. Yahudilikle İslâmiyet arasında yeni bir dîn meydana getirmek isterler. İşte böyle şeytânî bir yola tevessül eden neferler, kâfirlerin tâ kendileridirler” ayetinde beyan edilen Dinler Arası Diyalog safsatasının temel taşını ilahiyatçı hocalar teşkil eder.

Saf Müslüman ahaliyi; bahsi geçen ilahiyatçılara teslim etmek, kuzuyu sırtlana emanet etmekten farkı var mı acaba?

İşin başka bir ciheti, devletin resmi bir müessesesi olan Diyanet’e ve Diyanetin esasını teşkil eden ilahiyat mensuplarına tabii olarak taraftar görünen Cumhurbaşkanımızın sonradan düzeltilen hatalı bir beyanına binaen gizlendikleri siperden haddi aşan ifadelerle karşı saldırıya geçen çok yüzlü adamların hücumlarına kesinlikle taraftar değiliz, tasvip etmiyoruz. O adamların İslam’a ve Kur’an’a samimi olduğuna inanmıyoruz.

İdrakten mahrum bu tür şahsiyetlerin mensup olduğunu iddia ettiği cemaat fertlerine verdiği zarara, tarih sayfaları şahittir.

Halkı ıslah niyeti taşıdığını iddia eden çokbilmiş bu ‘münevverler’ evvela kendilerini ıslah etsin, oturduğu Avrupalı kâfirlerin kucağından çıksın, sonra bu tarafa buyursun…

Hulasa: Müslümanlar olarak ilahiyatçıları eleştirelim derken, kalemini silah düzenine getiren adamların oyununa gelmeyeceğiz, Halife Abdülhamid’i tahttan indiren safdil ve gafillerden olmayacağız. Fakat devlet erkânına, hak ve hakikati beyan etmekten de geri durmayacağız elbette…

Kızıl kâfir FETÖ için “Hocaefendi veliyullahtır, Büyük bir İslam âlimidir, büyük bir kutuptur” şeklinde methiyeler dizen, ancak Müslüman Cumhurbaşkanımızı yerden yere vuranlara:

İslam yerine Siyonizm’i ikame etmek isteyen FETÖ ve havarileri aleyhinde tek bir kitap yazdınız mı?” sualini sorun, o zaman adamların kimin namı hesabına çalıştıklarını anlarsınız…

Sadede gelirsek…

Şayet Diyanet İşleri Başkanları;

Siyonistlerin hazırladığı İlhadi Tefsirlerden iktibas ederek Kur’an ayetlerinin manalarını tahrif etmeye çalışan ilahiyat profesörlerini lanetleyip halka teşhir etmemiş ise… Din-i İslam’ın ikinci kaynağı olan sahih hadisleri tahkir ve inkâr eden ilahiyatçılara karşı harekete geçmemiş ise…

Biz Müslümanlara nasihat etmeye hiçbir hakkı yoktur…

Cumhurbaşkanımızın talimatıyla darbeden sonra Pensylvania canavarı hakkında bir kitapçık yayınlayıp ve o kitapçıkta da…, Neyse oraya girmeyeyim…

Diyanet İşleri Başkanlığı, 1960 ihtilalinden tâ bugüne kadar, halkı; Ben-i İsrail’in muzır efkârıyla zehirlemeye çalışan müflis bezirgânın bir alçak olduğuna dair 17/25 Aralık öncesine kadar tek bir kitap neşretmiş mi, hayır, etmemiş…

O münafığı camilere imam ve vaiz olarak tayin etmiş mi, evet etmiş… Memleketin en büyük cami ve vaaz kürsülerini onun emrine tahsis etmiş mi, evet etmiş… Üstelik halkı, samimi Müslüman ilim adamlarından nefret ettiren beyanlar vermiş mi, evet, vermiş…

Yetmedi, Kur’an ayetlerini tefsir ederken “geniş bilgi için Tevrat ve İncil’e müracaat edin” tavsiyesinde bulunmuş mu, evet, bulunmuş…

O halde Müslüman ahali, Diyanetin onlara gerçek İslamiyet’i anlatacağına nasıl itibar etsin ki?


Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Muhammed Kahtavi Yazarlarımız

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?