Fabrika Ayarları

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

 

Evvel zaman içinde Nurlu Süleyman’ın hamdiyle tesbih eden neferler yeniden piyasaya çıkarak karanlık mahfillerin muzafferiyeti için canla başla mücadele veriyor. Çaptan düşmüş adamlar, muhtelif cephelerde kılıç sallıyor.

Yani içimize sokulan “çok münevver” adamlar, fabrika ayarlarına döndü. Ehl-i iman olan herkes şu tehlikeli fitneyi dikkate alarak ona göre tedbir almalıdır.

Ne diyor şu muvazzaf elemanlar?

Efendim, siyaset şeytan işidir. İblisten; Allah’a sığındığımız gibi siyasetten de yine O’na sığınırız…

Hâlbuki siyasetin şeytan işi olduğunu hatırlatma lütfunda bulunan zevatın; Süleyman Baba ve Nazmiye Ana hakkında kaleme aldıkları methiye ve mersiyeleri bir araya toplasanız, Meydan Larousse büyüklüğünde bir ansiklopediyi teşkil eder.

Madem siyaset şeytan işidir, niçin dağları enginleri aşarak Sülü Baba için seferber oldunuz?

Nasıl yani, yıllarca hizmetkârı olduğunuz Demirel siyaset yapmıyordu da Sultan Ahmet Camiinde imamlık mı yapıyordu?

Madem şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınma alicenaplığında bulunuyorsunuz; “cenazemi, salavat ve tekbirlerle defnedin” şeklinde vasiyet yazan merhum bir Cumhurbaşkanını lanetlerken; “mezarımın başına heykelimi dikin” mealinde putperest vasiyeti yazan adamı niçin rahmetle yâd edip bir de mevlidini okudunuz?

Putunun dikilmesini vasiyet eden bir adamı medh u sena etmek size mi düşmüştü? Hani putperestliğe karşıydınız? Beyin mi taşımıyordunuz yoksa henüz akil baliğ mi olmamıştınız?

Komitenin telkiniyle hareket eden elemanlar bu günlerde veciz bir slogan keşfetmiş.

“Efendim davasını, siyasi eşhasa yükleyen zevatın nihayet ve akıbeti hüsranla neticelenir.”

İşin hakikatine bakarsanız, efendilerin bu meselede koydukları teşhis doğru aslında… İmanî bir dava olan Risale-i Nur davasını; putperest bir adama hizmetle müsavi bir hale getirerek o muazzam davayı mahvettiler. Böyle sinsi bir taktikle milyonlarca ehl-i İslam’ı, Kur’an ve iman hakikatlerinden nefret ettirdiler.

Hakkını teslim etmek lazım, herifler bu hususta maharet ve tecrübe sahibi…

Madem imanî hizmetin; siyaset entrikalarına alet edileceğine dair endişe ediyorsunuz; “Mübarek Ramazan günü, öğle yemeğinde kırmızı şarabı kafaya diken bir münafığa; o mukaddes davayı niçin emanet ettiniz?” diye sormazlar mı insana?

Kimdir şu Kur’an hizmetinden endişe eden ‘hamiyetperver!’ neferler?

Fi tarihinde İngiliz çorbasını içip siyasetin pis ve mülevves çamurunu misk u amber zannederek teberrük niyetine yüzüne gözüne süren ve beraberinde birçok insanı bataklığa sürükleyen metruk bir gazetenin akil adamları ve ifsad komitesinin havarileridir.

Hâlbuki dava için endişe ettiğini iddia eden mezkûr zevatın, Fatih Camii avlusuna gelen müseccel bir mason için “Nurcu Demirel, Nurlu Demirel” şeklindeki bağırmalarının şahidiyim ben…

İslam’a karşı alenen savaş açan fena bir partinin fani bir vekili için Ankara’dan İstanbul’a kadar adam ve madamlarıyla yürüyüşe geçtiğine de hepiniz şahitsiniz…

Hani siyaset şeytan işiydi? Yoksa o işi yapmakla şeytanın mümessili mi oldunuz?

Geçin siz şu akıl verme işini biraderler…

Yıllarca ehl-i iman Nur talebelerini aldatarak masonlara kanalize et… Fethullat Terör Örgütü ile müttefik olup Risale-i Nur’u mahvet… Sonra o iman hazinesini muhafaza altına alan ve aslına uygun olarak neşreden hükumete destek gibi ahde vefa meselesini; bir partiye alet olmakla ittiham et… Hadi oradan derler insana beyler…

Kimse kusura bakmasın…

Merhum Said-i Nursi’nin siyasi fikirleri cümle âlemin malumudur. Adnan Menderes gibi İslam’a hürmetkâr olan siyasilere alenen taraftar olmuş ve makalelerinde açık bir surette desteklemiştir. Bu hadiseye dair Lahikalarda birçok mektup vardır.

Bugünün şartlarıyla kıyasladığımız vakit, Kur’an’a hürmetkâr bir parti var.

İslamî mukaddesata karşı savaş açan Fethullat ve silah arkadaşlarına ülkeyi dar eden ve onları terör örgütü listesine alan Cumhurbaşkanımız ve hükumeti vardır.

Hangi cihetten bakılırsa bakılsın, günümüz şartları altında, İngiliz şerbeti içmeyen; İslam hakikatlerini muhafaza ve müdafaa maksadı taşıyan ve niyetini icraata döken tek bir parti varsa, o da Ak Partidir.

Buna binaen o partiyi desteklemenin her mü’min için bir vazife olduğuna inanıyoruz.

Peki, şu akıl verme hamakatına düşen komite elemanlarına kulak verildiği vakit ne olur?

Allah-u zu’l-Celal tarafından indirilen Kur’an’ın haşa “gökten indirildiği sanılan dogma” olduğunu iddia eden militanlar, memlekete hükümdar olur.

Başta Allah’ın vahdaniyeti olmak üzere İslam’ın bütün mukaddesatını inkâr eden Fethullat Terör Örgütü ve onun namı hesabına faaliyete geçen Zümbüle Hanım başımıza ferman olur.

O vakit Müslüman ahalinin hal ve vaziyetinin daha iyi olacağına inanıyor musunuz?

Yüz senede kazanılan cepheler, böyle bir hıyanetle o mekânların tamamı, deccalın askerlerine altın tepsi üzerinde ikram edilmiş olunur.

Hulasa: Allah, kitabında iki yol beyan eder. Biri Hak yol; diğeri ise batıl…

Bizler, hizmetimiz yanında Hak yolun yolcularıyla kardeş olmaya kıyamete kadar devam edeceğiz…

Zındıka komitesinin memlekete yeniden hâkim olmasına taraftar olanlar da hiç durmadan biraderlerinin safında yer alsınlar…

Netice olarak Cennet, ucuz olmadığı gibi Cehennem de lüzumsuz değildir.

İkisi de adam ister lakin Cehennem daha fazlasını ister…

Muhammed Kahtavi


Etiketler:
Kategoriler: Muhammed Kahtavi Yazarlarımız

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?