Temel Karamollaoğlu ve Rıza Paşa

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

TEMEL KARAMOLLAOĞLU VE RIZA PAŞA

Halife Abdülmecid devrinin evvelinde ordunun yeniden düzenlenmesi hareketine başlanılmış, İngiltere, Fransa ve Polonya’dan askeri eğitimciler getirtilmiş ancak askere kimse alınamamıştı.

Eyaletlerde asker toplama işi zorlukla yürütülüyor, payitaht İstanbul bundan muaf tutuluyordu. Gençler askerlikten kaçmak için kafile kafile başkentin yolunu tutuyor ve şehir, asker kaçaklarıyla dolup taşıyordu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı, o günleri anlatan tarihi ve ibretlik bir vesikayı şöyle aktarır:

“O çağda Serasker -yani Genelkurmay Başkanı- Rıza Paşa idi. Aslen Kürt’tü… Askere ihtiyaç vardı ve onları bulmak gerekiyordu. Rıza, başarısına giden yolun bütün Müslümanların camilerde toplandıkları Cuma namazından geçtiğini keşfetti. Elindeki bütün orduyla, zabıta gücü ve askerlerle payitahttaki bütün camileri kuşattırdı. Müminler camiden çıktıkça askerlik görevine elverişli bütün adamlar Halife adına tutuklandı ve onlar İstanbul’un çok sayıdaki kışlalara götürüldüler. Boş kadrolar bulunan çeşitli alaylara yazıldılar, onlara sultanın askerleri olduklarını bildiren Saltanat iradesi ve Şeyhülislam fetvası okundu. Gerçek İstanbulluları polislik hizmetinde kullanmak üzere ayırdılar.

Uygulanan bu usulle sultan bir günde 40.000 asker sahibi oldu. Müslümanlar sultanın iradesine itirazsız boyun eğdi, ama kadınlar Rıza Paşa’ya karşı açık mücadeleye giriştiler.

Yolu üzerinde çok sayıda kadın kalabalığının toplandığını gördüğü zaman, birkaç yaveri ve az sayıdaki maiyetiyle Haliç üzerindeki köprüden geçiyordu. Maiyetine, kendinden biraz uzakta durmalarını emretti ve maiyetini teşkil eden askerlere hangi sebeple olursa olsun silah kullanmayı ve atlarını çark ettirmek suretiyle kalabalığı dağıtma teşebbüsünde bulunmalarını yasakladı.

Gösterişli Serasker, tek başına atının üzerinde, atakça, korkmadan ama sakin durarak kalabalığı yardı. Bütün o çileden çıkmış kadınların hakaretlerine, beddualarına, tehditlerine tepki vermedi.  Ona pabuçlarıyla vurdular, taş hatta çamur attılar. Hiç telaşa düşmeden sağ eliyle ve sol eliyle selam veriyor ve güçlükle ilerliyordu. Seraskerlik’le Dolmabahçe Sarayı arasındaki mesafeyi böyle aştı.

Sultanın huzuruna üstü başı çamurlu olarak çıktı ve ona 40.000 adamı silahaltına aldığını bildirdi; bu ilk düzenli ve etkin orduydu. Rıza Paşa, Cihan Serasker unvanını aldı.

Bu andan itibaren hiç kimse hükümdarın nazarında daha büyük bir saygınlıktan yararlanamadı ve hiç kimse imparatorluk meclislerinde daha çok önem kazanamadı.”

Seçim münasebetiyle Edirnekapı 15 Temmuz Şehitliğini ziyarete giden Temel Karamollaoğlu Bey’i bekleyen davetsiz bir misafir vardı.

Darbe gecesi İstanbul’da şehit düşen merhum İbrahim Yılmaz’ın eşi Esma Yılmaz, Temel Bey’in karşısına dikilerek: “15 Temmuz Darbesine tiyatro diyen adamlarla niçin aynı safta yer alıp Erbakan Hocamızın yolundan sapıyorsunuz” mealinde itirazda bulundu.

Amcamız da eski Türk filmlerindeki kabadayılar gibi torunu yaşında hem de şehit eşi bir Hanımefendiyle kavgaya tutuştu. Vicdansızlık bu kabalıkla bitmedi, Temel’in yoldaşları ahlak sınırlarını aşarak o tertemiz namuslu Hanımefendiyi; pavyon kızı Fadime’ye benzeterek ahlaksızca saldırılarını sürdürdü.

Genelkurmay Başkanı Rıza Paşa, emrinde on binlerce asker olmasına rağmen, kendisine ayakkabı, sopa, taş, çamur ne buldularsa fırlatan, her türlü hakareti yapan ve beddua eden hanımlara asla mukabele etmemişti.

Hatta çamur ve ayakkabı izlerinin olduğu elbisesiyle Halifenin huzuruna çıkarak, kadınlarla kavgaya tutuşmanın mertlik ve erkekliğin vasfı olmadığını âleme ilan etmişti.

Osmanlı Paşası, takdire şayan davranışıyla halifeden Cihan Seraskeri unvanını alırken; Temel Amca da Donkişot hareketleriyle vicdanlı insanların gözünden düşmüş, seçimde kazanma ihtimali olan binde birlik şansını dahi yitirmiştir.

Muhammed KAHTAVİ

İstanbul / 2018


Etiketler: , , ,
Kategoriler: Muhammed Kahtavi Yazarlarımız

Yorumlar (1 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?