Süfyaniyet’in Dördüncü Rüknünü İfşa Ediyoruz (IV)

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

SÜFYANİYET’İN DÖRDÜNCÜ RÜKNÜNÜ

İFŞA EDİYORUZ (IV)

SÜMMÜN, BÜKMÜN…” AYETİNİN GÜNÜMÜZE BAKAN BİR TAHLİLİ

Bakara Suresi’nin 18. ayeti “Sümmün, bükmün, umyün, fehüm lâ-yerciûn.” olup münafıklar hakkındadır ve onların dört özelliğini dört cümle hâlinde nazara vermektedir. Bunlar:

1. Sağırdırlar.

2. Dilsizdirler.

3. Kördürler.

4. Artık dön(e)mezler.

Münafıkların bu dört özelliğine mukabil Risale-i Nur’da Süfyaniyet’in de dört rüknü olduğundan bahsedilir.(1)

Süfyan, İslam Deccalı olup münafıktır. İslamlar içinde çıkar, gerçek niyetini gizlemek suretiyle Müslümanları aldatarak İslam şeriatını ve şeâirini değiştirmeye, bozmaya, kaldırmaya çalışır.

İşte bu yazımızda Bakara Suresi’ndeki münafıkların dört vasfı ile Süfyaniyet’in dört rüknü arasında mana mutabakatı ve ebced tevafuku yoluyla münasebet kurmaya çalışacağız.

Ve’l-ilmü indallah. Lâ ye’lemü’l-ğaybe illallah.

Tahlillere başlıyorız:

1. SÜMMÜN = SAĞIRDIRLAR

Bu cümle, Süfyaniyet’in bir rüknü olan Mustafa İsmet İnönü’ye bakıyor.

Mana mutabakatı:

İnönü, sağırdır.

Ebced tevafuku:

Sümmün” cümlesinin ebced değeri 220’dir. (Şedde hesaba girer ve tenvin, nun sayılır.)

Onun birinci adı olan “Mustafa” da aynen 220’dir. (Elif-i maksûre, 1 olan değeriyle hesaba girer.)

2. BÜKMÜN = DİLSİZDİRLER

Bu cümle, Süfyaniyet’in diğer rüknü olan Fevzi Çakmak’a bakıyor.

Mana mutabakatı:

Fevzi Çakmak, dindar görüntüsüne rağmen, İslam aleyhindeki icraatlara karşı -genelkurmay başkanı olduğu hâlde- sessiz kalmıştır.

Ebced tevafuku:

Bükmün” cümlesinin ebced değeri 112’dir. (Tenvin, nun sayılır.)

“Fevzi” kelimesinin ebcedi ise 113’tür. (Ye harfinde aslen mevcut olan şedde, hesaba girer.)

Arada 1 sayı fark var. O da onun hakikaten dilsiz/lal değil, dinsizlik namına yapılan tahribatlar karşısında sükût ettiği için dilsiz hükmünde olduğuna işarettir.

3. UMYÜN = KÖRDÜRLER

Bu cümle, Süfyaniyet’in diğer rüknü olan M. Kemal’e bakıyor.

Mana mutabakatı:

M. Kemal, kördür.(2)

Ebced tevafuku:

Umyün” cümlesinin ebced değeri 170’tir. (Tenvin, nun sayılır.)

M. Kemal, adını resmî olarak “Kamâl”e çevirmiştir. “Kamâl”i elifsiz yazdığımızda ebcedi 170 olur ve ayetle bire bir eşleşir.

Şayet mimden sonra elif yazarsak 171 olur. Bu 1 fark, onun yalnız bir gözünün kör olduğuna işarettir. (Kaftan sonra elif yazılmaması, umumi bir temayüldür.)

4. FEHÜM LÂ-YERCİÛN = ARTIK DÖN(E)MEZLER

Bu cümle Süfyaniyet’in dördüncü rüknü olan Fethullah Gülen’e bakıyor.

Mana mutabakatı:

Fethullah Gülen, tahripkâr tutumundan geri adım atmamaktadır.

Ebced tevafuku:

Fehüm lâ-yerciûn” cümlesinin ebced değeri 488’dir. (Meddeler hesaba katılmaz.)

Fethullah’taki “Feth” kelimesi de aynen 488’dir.

İkinci ve daha manidar bir tevafuk:

Buna benzer bir ayet de yine aynı Sure’nin 171. ayetidir ki bu ise kâfirler hakkında olup şöyledir: “Sümmün, bükmün, umyün, fehüm lâ-ye’kılûn.”

İlk üç cümle yukarıdaki ayetle aynıdır. Dördüncü cümle ise farklıdır ve “Asla akıl etmezler.” mealindedir.

Şayet “Fehüm lâ-yerciûn”un meddeleri hesaba katılırsa ebcedi 495 olur.

Lâ-ye’kılûn” 297 değerindedir. (Burada da meddeler hesaba katılır. “Fehüm” kelimesi önceki ayette hesaba girdiğinden burada hesaba girmez.)

Fehüm lâ-yerciûn” ile “Lâ-ye’kılûn” cümlelerini birleştirip ebced değerlerini toplarsak 792 çıkar.

“Muhammed Fethullah Gülen”in ebcedi de aynen 792’dir. (Şedde hesaba katılır ve lafzullah 66 sayılır.)

Bu durumda Süfyaniyet’in dördüncü rüknünün Kur’an’da -hem münafıklar hem kâfirler bahsinde ayrı ayrı iki özelliğiyle zikredilerek- diğer rükünlere göre daha te’kitli yer aldığı görülür.

İkinci bir te’kit:

Bu ayetlerin ilk üç cümleleri ile dördüncü cümleleri arasında sebep sonuç münasebeti de vardır. Yani “Onlar sağır, dilsiz ve kör oldukları için bunların muktezaları olarak da dön(e)mezler ve akıl ed(e)mezler.”

Bu durumda Süfyaniyet’in dördüncü rüknü, diğer üç rüknün özelliklerine de sahip olmuş olur. Yani o da onlar gibi sağır, dilsiz ve kör olup hakkı işitmez, söylemez ve görmez.

ŞİMDİ BU İKİ AYETİN AYNI ŞAHSA VE KOMİTEYE PARMAK BASMASINDAN HAREKET EDEREK BAZI SONUÇLARA ULAŞMAYA ÇALIŞALIM:

1. Gülen’in şahsı ve komitesi, çok şedittir.

Bunun böyle olduğu, “Bir Sırr-ı İnnâ A’taynâ”daki şu ibareden de anlaşılmaktadır:

“… bu küçük Deccallardan 100 sene sonra büyük Deccal’a işaret vardır. Nasıl ki bu geçmiş 100’ün iki başında Mason komitesinin ve onun bir mukaddimesi olan Yeniçeri içerisine giren fesad komitesi, o 100’ün iki başındadır.. Allahu a’lem, bu gelecek 100’ün dahi bu başında bu küçük Deccallar komitesi, öteki başında büyük Deccal’ın komitesi bulunduğuna ‘İnne şânieke hüve’l-ebter.’ işaret ediyor.”

2. Yukarıdaki ibarede geçen “küçük Deccallar” Süfyaniyet’in ilk üç rüknü olan M. Kemal, İ. İnönü ve F. Çakmak’tır. Bu zamanda zuhur edecek “büyük Deccal”ın ise Süfyaniyet’in dördüncü rüknü olma ihtimali vardır. Bu doğruysa “küfrün büyük Deccal’ı” ile “Süfyaniyet’in dördüncü rüknü” aynı şahıs (F. Gülen) olmuş olur.

Nitekim ilk üç Süfyan yalnız diyar-ı İslam’da çalıştığı hâlde dördüncüsü olan F. Gülen’in diyar-ı İslam olan Türkiye’den sonra faaliyetlerine devam ettiği yer, diyar-ı küfür olan ABD’dir. Kökü Türkiye’de olup dalları budakları bütün dünyayı sarmıştır. Bu da onun hem İslam Deccal’ı hem küfür Deccal’ı olduğuna kuvvetli bir delil olabilir.

3. “Dön(e)mezler.” ve “Akıl etmezler.” cümlelerini biraz açalım.

Dönmemesi:

F. Gülen’in Risale-i Nur’u “sadeleştirme” adı altında tahrif etmesi, meşveret-i şer’iye neticesinde olmamıştır. Yani bu teşebbüste bulunurken Bediüzzaman’ın yaşayan talebeleriyle istişare etmemiş, onların görüşlerini almamıştır. İlk muharref kitabın neşrinden sonra ise Bediüzzaman’ın talebeleri bu teşebbüsün derhal durdurulması için şiddetle ikazda bulunmalarına rağmen hatasından dönmemiş, üstelik diğer kitapları da tahrif ederek piyasaya sürmeye devam etmiştir.

Siyasi arenada ise 17 Aralık 2013 tarihinde emniyet ve adliye eliyle Hükûmet’e yaptığı darbe teşebbüsünden sonra pişman olmamış, beddualarla ve 25’inde yeni darbe teşebbüsüyle işi daha da ileriye götürmüştür.

Onun bu ısrarcı tutumu, müntesipleri arasında “Bizim geri vitesimiz yoktur.” tarzında ifadesini bulmuştur.

Bütün bunlardan sonra 15 Temmuz 2016’daki ordu eliyle yaptığı son darbe teşebbüsü, onun dönmemesinin şimdilik son halkası olarak ayeti tam tasdik etmiştir.

Akıl etmemesi, düşünmemesi:

2012’de Risale-i Nur’u tahrifinden kısa bir süre sonra 2013’te Hükûmet’e karşı operasyon yaptırarak devletin hedefi hâline gelmiştir. O günden bugüne devlet eliyle darbe üstüne darbe yediği hâlde bunun tahrif ihanetine ceza olarak kaderden gelen zecir tokatları olduğunu düşünmemiş veya düşünmek istememiş ve tahrifata devam etmiştir.

Siyasi noktada ise ilk zamanlarda kendisine çok geniş imkânlar veren Hükûmet’ten daha çok istifade etmesi kendi açısından en akıllıca bir strateji olacakken en akılsızca bir tutuma girerek Hükûmet’i karşısına almış, bindiği dalı kesmiştir.

*Dönmemek ve akıl etmemek vasıflarına şayet Gülen’in taraftarları noktasından bakacak olursak onları tasvir etmek için bunlardan daha uygun ifadelerin olmadığını da hayretle görürüz.

Zira Gülen taraftarları, akıllarını tamamen Gülen’e satmış ve kendi akıllarıyla muhakeme etme kabiliyetlerini kaybetmiş oldukları içinne ayetlerin ve hadislerin işaretleri ne Risale-i Nur’un düsturları(3) ve ne de Gülen’in devlete, vatana ve millete ihanet teşebbüsleri onları döndürememektedir.

Fehüm lâ-yerciûn” için ikinci bir izah:

“Dönmezler.” manasındaki “Lâ-yerciûn” aynı zamanda “Dönemezler” manasına da gelmektedir. Buna göre şöyle bir mana mutabakatı görülmektedir:

Gülen Komitesi içine bir kere girenler, artık isteseler de ondan çıkamazlar. Çünkü bu Komite makam ve mevki vaadi ile, maddi yardımlar ile, maddi ve manevi olarak minnet altında bırakmakla, şantajlar ile (önce zaaflarını işleterek sonra o zaaflarını ifşa etmeyle tehdit ederek) onları bağlarlar.

Bediüzzaman’ın “Fehüm lâ-yerciûn”u tefsir ederken münafıkları tasviri de bu istikamettedir:

O beladan kurtulup rücu etmek için var kuvvetiyle çalışmaktan maada bir çare kalmadığını görür görmez kuvvetine güvenir ve ümitvar olur. Hâlbuki zulmet her taraftan abluka etmiştir ki kuvvetiyle, çalışmasıyla kurtuluş imkânını bulamaz. Kendi su-i ihtiyarıyla bir bataklığa girdikten sonra bir daha çıkması mümkün olmayan bir eşek gibi içinde kalır. Evet, çok şeyler var ki insan ihtiyarıyla girer; amma çıkması mümteni olur. İnsan onu bırakır, o insanı bırakmaz.

İşte, onların şu vaziyetlerine karşı ‘Fehüm lâ-yerciûn’ denilmiştir ki o musibetten kurtulup rücularına bir çare kalmadığına ve son ümitlerinin de kesildiğine binaen vahşet, yeis, korkular içinde kaldıklarına işarettir.”(4)

Dikkat:

Sekizinci Şuâ’ın haşiyesindeki “(…) Baki kalan iki şahıs ise ellerinden gelse tamire çalışacaklar.” cümlesinde geçen Süfyaniyet’in o iki şahsından biri olan Fevzi Çakmak, genelkurmay başkanlığından emekli olunca resmî görevindeyken tahribatına sessiz kaldığı CHP’ye değil, DP’ye katılmış; bilahare DP’nin dahi CHP’ye karşı muhalefetini kâfi görmeyerek daha şiddetli bir muhalefet yapmak için DP’den ayrılıp Millet Partisi’nin kurucularından biri olmuş ve bu suretle eski hatalarını silmeye çalışmıştır.

Haşiye’de geçen iki şahıstan bir diğeri olan Gülen’in nasıl tamire çalışacağını ise zaman gösterecektir.

Yalnız şu bilinmelidir ki o iki şahsın hatalarını tamire çalışmaları, makbul bir imanla ahirete gidecekleri manasına gelmez. Bilakis iman etseler de “firavun imanı” gibi imanları kabul edilmeyecek, mahkeme-i kübrada yine Süfyan olarak muamele göreceklerdir. Çünkü onlar, vazifeli şahıslardır.

—————-—————-————-

(1) Şuâlar, Sekizinci Şuâ’ın haşiyesi, Envâr Neşriyat baskısı s. 735.

(2) “Büyük Deccal’ın ispirtizma nev’inden teshir edici hassaları bulunur. İslam Deccalı’nın dahi bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hatta rivayetlerde “Deccal’ın bir gözü kördür.” diye nazar-ı dikkati gözüne çevirerek Büyük Deccal’ın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek gözü var.. ve akıbeti ve ahireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder.” (Şuâlar, Beşinci Şuâ, Envâr Neşriyat baskısı, s.595.)

(3) Birçok ayet ve hadis, Gülen ve komitesine işaret ettiği gibi; Risale-i Nur’un ayet ve hadise dayalı düsturları da bu cereyanın batıl olduğunu apaçık göstermektedir. Fakat bu insanlar Kur’an, hadis ve kısmen Risale-i Nur okudukları hâlde bunları Allah’ın murat ettiği manada değil, Gülen’in istediği manada anlarlar.

(4) İşârâtü’l-İ’câz, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s. 360.


Etiketler:
Kategoriler: Abdullah Saidoğlu Yazarlarımız

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?