Şeriat ve Demokrasi Aynı Şeyler mi?

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

 

ŞERİAT VE DEMOKRASİ MESELESİ

Gençleri Hakk yoldan saptırmak için canla başla mücadele eden komite elemanları, hezeyanlarını yaymaya devam ediyor. Şeriat ile demokrasinin aynı şeyler olduğunu iddia ediyorlar.

Peki, nedir demokrasi ve şeriat?

Halkın kendi kendini idare etme icraatına demokrasi denilir.

Şeriat ise Hakk’ın; halkı idare etme şeklidir. Başka bir ifadeyle insanların; Allah-u zu’l-Celal tarafından gönderilen kanunlarla idare edilme şeklidir.

Meselenin hakikati ilmi bir edayla incelendiği vakit şeriat ile demokrasi arasında esasta, usulde ve furu’da çok ciddi farklar vardır. Bazı fer’i meselelerde benzerlik varmış gibi görünse de şeriat ile demokrasinin aynı şeyler olduğuna asla delil sayılamaz ve katiyen yan yana getirilemez. Şöyle ki:

Demokratik sistemin esası beşeridir, kanunları beşer aklının ürünü ve Yunan orijinlidir. Şeriatın esası ise وَإِنَّهُ لَتَنزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ⊗ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الأَمِينُ gibi birçok ayet-i kerimenin sarih hükmüne göre vahiydir, semavidir ve Rabbanidir.

Demokraside mutlak salahiyet halka hastır; ancak şeriatta ise salahiyet Halık’a mahsustur.

Demokraside halk hem kanun yapar hem de reisini seçer; lakin şeriatta kanunları koyan Allah’tır, halk ise vahiyle indirilen o hükümleri tatbik etmek maksadıyla halifeyi seçer.

Demokraside her ülkenin adı var, askeri var, maliyesi var, hududu var. Fakat şeriatta ülke mefhumu yoktur, İslam diyarları arasında hudut yoktur; tek bayrak, tek ordu, tek maliye, tek ümmet ve tek vatan vardır. Yürekler adeta tek çarpar…

Demokratik bir ülkede ahlaki çöküntü içinde olanlar dâhil herkes başkan olmak için seçime katılabilir. Ancak şeriatta sadece ehil, âlim, faziletli, ahlaklı, dinine ve ülkesine bağlı olan insanlar halife olabilir.

Demokrasinin vazgeçilmez esası ve ana unsuru laikliktir. Din, devletin işlerine karışamaz. Hâlbuki şeriatta din, hayatın bütün safhalarını tanzim eder, devlet işlerinin tamamında esas alınması vazgeçilmez bir düsturdur.

Medeni sistemde laiklik müessesesinin mevcut olma meselesi, demokrasinin; şeriatla müsavi olduğunu dava eden neferlerin mürted olmasına yeter ve fazladır bile…

Demokraside halkın koyduğu hükümler ve kanunlar esastır.

Şeriatta ise وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ ayetinin sarih nassına binaen hüküm koyma hakkı sadece ve sadece Allah-u zu’l-Celal ve O’nun Resulü Muhammed sallallahu aleyhi veselleme mahsustur.

Ayet-i kerimenin açık hükmünde müşahede edildiği gibi Allah ve Resulünün koyduğu hükümlerden meydana gelen şeriatı; beşerin koyduğu esaslardan müteşekkil demokrasiyle aynı şeyler olduğunu iddia eden kişinin İslamiyet ile hiçbir alakası kalmaz.

Demokrasi, sadece ferdin dünyasıyla alakalı kanunları yapar; ancak şeriat, şahsın hem dünyası hem de ahiretiyle alakalı meselelerde hüküm koyarak tanzim eder.

İslam şeriatı iman, ruh, haşir, adalet, risalet ve vahdaniyyet üzerine bina edilmiştir. Hayatın bütün merhalelerini helal ve haram mefhumlarıyla tanzim eder. Ancak demokraside ruh, iman ve vahdaniyet inancı yoktur, helal ve haram mefhumu da mevcut değildir.

Belagat ilminin “muhatabın akli ve ilmi seviyesine göre hitap etme” kaidesine binaen şu münharif ve sapıtmış adamlara meseleyi anladıkları dilden izah etmenin daha faydalı olacağı kanaatindeyim.

Demokratik sistemde şarap içmek serbest mi, evet, serbesttir. Faizin her türlüsü normal mi, evet, normaldir. Eroin, esrar ve kokain gibi insaniyeti helak eden maddeleri kullanmak bir hak mıdır, evet, tabii bir haktır. Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da kafelerde açıktan satılır. Çok affedersiniz Lût kavminin o iğrenç a’mal ve ef’alini işlemek, fahişehane açmak, travesti olmak gibi enva-ı çeşit fuhşiyatın tamamı medeni ve demokratik bir hak olarak kabul görür.

Hâlbuki insanı dalalet, sefalet, felaket ve helakete sürükleyen mezkûr amellerin tamamı ahlaki olmayan taleplerdir, şeriatta yeri yoktur ve kesinlikle haramdır. Sadece meselenin bu ciheti nazara alındığı vakit demokrasiyle; şeriatı aynı kefeye koyanların zındık olmalarına kâfi ve vafi bir sebeptir.

Şeriat nizamında bir kadın sadece nikâhlı eşiyle aynı evi paylaşma hakkına sahiptir. Lakin medeni ve demokratik sistemlerde bir kadının, canı istediği erkekle, bir erkeğin de istediği kadınla nikâhsız olarak beraber kalmalarında hiçbir mani yoktur.

Affedersiniz, domuz hariç hayvanların tamamı eşinin başka hayvanlarla beraber olmasına razı gelmez. Ahlak sınırlarını aşan böyle bir davranışı normal bir amel olarak telakki eden medeniyetin; şeriatla aynı maksada hizmet ettiğini dava eden kişi, küfrünü ilan etmiş olur.

İsteyen Yunan orijinli demokrasiye iman edebilir… İsteyen medeniyetin sunduğu hak ve hürriyetlerin tamamından istifade edebilir…

Lakin iman ve vahdaniyetten müteşekkil semavi ve Rabbani olan Şeriatı; beşeri ve küfrün kokuşmuş malı olan medeniyet ve demokrasiyle aynı kefeye koymaya hiç kimsenin hakkı yoktur ve olmamalıdır.

Mevzunun başka bir ciheti…

Kur’an ve Sünnetin sahih kaynaklarında batıl davalarına dair hiçbir delil bulamayan neferler; bu sefer de Said-i Nursi’nin beyanlarını çarpıtarak iddialarını delillendirme ve güçlendirme yoluna gidiyorlar.

Hâlbuki Bediüzzaman, seksen yedi senelik ömründe, altı bin sayfalık Risale-i Nur Külliyatında Frenk malı olan medeniyet ve demokrasiye hiçbir zaman taraftar olmamış, müdafaa etmemiş; “Ben talebeyim, onun için her şeyi mizan-ı Şeriatla muvazene ediyorum” buyurmuş, ancak “her şeyi mizan-ı demokrasiyle muvazene ediyorum” mealinde tek bir ifade dahi sarf etmemiştir.

Yine “Ben milliyetimizi, yalnız İslâmiyet biliyorum. Onun için her şeyi de İslâmiyet nokta-i nazarından muhakeme ediyorum’’ buyurarak şeriat haricinde hiçbir nizama tabi olmadığını açıkça beyan etmiştir.

Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhya-yı din ile olur şu milletin ihyası” ibaresiyle huzur ve saadetin sadece şeriatta olacağını dava etmiş ve ispatlamış. Fakat milletin ihyasının medeniyet ve demokrasi gibi İslamiyet harici efkârla olamayacağını açıkça beyan etmiştir.

Yine başka bir eserinde “zira en mukaddes maksadım, şeriatın ahkâmını tamamen icra ve tatbiktir” buyurmuş; 28 Şubat Darbe şakşakçıları, sahte demokrasi havarileri gibi “en mukaddes gayem demokrasiyi hâkim kılmaktır” mealinde hiçbir ibare kullanmamıştır.

31 Mart hadisesi münasebetiyle kurulan Divan-ı Harp’te Said-i Nursi muhakeme edilir. İttihatçılar, onu yok etmek ister. Bir ay hapisten sonra idamla yargılanır.

Mahkeme başkanı Hurşit Paşa, on beş kişinin darağacına asılan cesetleri göstererek:

“Sen de mi şeriat istedin? İşte şeriatı isteyen adamlar böyle asılırlar!…” der.

Kan donduran bu tehdide karşı Said-i Nursi: “Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeğe hazırım” buyurarak Şeriata bağlılığını haykırmıştır.

Merhum Bediüzzaman Risale-i Nur’da, şeriatın kanunlarına iltizam etmeyen ve hakiki taraf olmayıp şeriat dışı ahkama, demokrasinin kanunlarına taraftar olanların iman etse dahi ehl-i necat olamayacağını açıkça beyan etmiştir. Şöyle ki:

Müslim-i gayr-ı mü’min ve mü’min-i gayr-ı müslim’in ma’nası şudur ki:

Bidâyet-i Hürriyette İttihadçılar içine girmiş dinsizleri görüyordum ki; İslâmiyet ve şerîat-ı Ahmediye, hayat-ı içtimâîye-i beşeriye ve bilhassa siyaset-i Osmaniye için, gâyet nâfi’ ve kıymetdar desâtir-i âliyeyi câmi’ olduğunu kabul edip, bütün kuvvetleriyle şerîat-ı Ahmediyeye tarafdar idiler. O noktada Müslüman, yâni iltizam-ı hak ve hak taraftarı oldukları halde mü’min değildiler; demek müslim-i gayr-ı mü’min ıtlakına istihkak kesb ediyordular.

Şimdi ise frenk usûlünün ve medeniyet nâmı altında bid’atkârane ve şerîat-şikenâne cereyanlara taraftar olduğu halde; Allah’a, âhirete, Peygamber’e îmanı da taşıyor ve kendini de mü’min biliyor. Mâdem hak ve hakîkat olan şerîat-ı Ahmediyenin kavaninine iltizam etmiyor ve hakîki tarafgirlik etmiyor, gayr-ı müslim bir mü’min oluyor. Îmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, bilerek İslâmiyetsiz îman dahi dayanamıyor, belki necat veremiyor, denilebilir.”

Said-i Nursi’nin “Mâdem hak ve hakîkat olan şerîat-ı Ahmediyenin kavaninine iltizam etmiyor ve hakîki tarafgirlik etmiyor, gayr-ı müslim bir mü’min oluyor. Îmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, bilerek İslâmiyetsiz îman dahi dayanamıyor” cümlesi وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ ayetinin sarih manasıdır.

Yani: “Ey iman edenler! İslam düşmanı olan kâfirlere ve kâfir icadı kanunlara, medeniyet ve demokrasi gibi yalancı, aldatıcı ve semavi olmayan kanunlara taraftar olmayınız. Sizlerden kim ki kâfirlere ve onların icadı olan nizama taraftar olursa o da onlar gibi kâfir olur, iman etmenizin hiçbir manası kalmaz.”

Birçok ayet hususan mezkûr ayet-i kerimenin açık nassına binaen şeriatın bir düsturu olan el-vela ve’l-bera esasına tabi olmayanlar, bütün erkân-ı imaniyeyi kabul etse, gündüz oruç tutsa, gece de ibadet etse o iman ve amel ona hiçbir fayda sağlamayacaktır.

Hem Kur’an hem hadis, hem cümle şeriat uleması hem de Risale-i Nur’a göre kâfirin hükmü ne ise şeriatın kanunlarına ittiba etmeyen ve hakiki taraf olmayan, medeniyet, sefahet ve demokrasiye taraftar olanların hükmü aynıdır. İkisi de ahirette Ebu Cehil ve deccala komşu olacaktır.

Müşahede edildiği gibi Said-i Nursi, Risale-i Nur’da zikredilen ifadelerinde yüzlerce defa şeriatın fazilet ve üstünlüğünden bahsetmiş lakin medeniyet ve demokrasinin olmayan faziletlerine dair hiçbir medh u senada bulunmamıştır.

Hatta hayatının tüm safhalarında her mesele ve her hadiseyi şeriatın esaslarıyla muhakeme ettiğini beyan etmiş; ancak Yunan orijinli demokrasiyi asla kaale almamış ve aldığına dair tek bir işarete dahi rastlanılmamıştır.

Dalalet ve küfre tekabül eden bu iddiayı; şeriatın ihyası için canını ve hayatının tamamını feda eden Said-i Nursi gibi mü’min bir insanın savunduğunu ileri sürmek tek kelimeyle alçaklıktır, münafıklıktır, bilerek ve isteyerek zındıka komitesi namı hesabına uşaklıktır.

Meselenin başka bir ciheti…

Medeniyet ile şeriatın aynı şeyler olduğunu iddia eden adamların yüz hatlarına iyice bir bakın, secde izlerine rastlayabilecek misiniz?

Risale-i Nur davasının şu yalancı tercümanların iki maksadı var: Birincisi, yalan ve hezeyanlarla gençlerin imanını sarsmak ve böylece onları küfür derekelerine sürüklemek. İkincisi, bütün davası şeriatın ihyası olan Bediüzzaman’ı; 28 Şubat gibi darbelerin icracıları ve şakşakçıları meşhur ve malum zevat gibi demokrasi hayranı olduğunu ileri sürerek gençleri Risale-i Nur’dan nefret ettirmektir.

Şu beyefendiler, medeniyet ve demokrasinin faziletlerine dair Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeden tek bir delil getirebilirler mi?

Getiremezler… Çünkü yok öyle bir şey…

Sonra…

Bu davayı savunan kişiler; şeriatın birinci kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’i Arabi aslından okuyup Allah’ın muradını anlayabiliyorlar mı? Şeriatın ikinci esası olan Sünneti, asıl kaynağından okuyup makasıd-ı Nebeviyeyi idrak edebiliyorlar mı?

Şeriatın ahkâm kısmını teşkil eden ve ciltlerce kitaptan müteşekkil hüküm ayetlerini bir hocadan ve ehlinden ders almışlar mı? Yine ciltlerce kitaptan oluşan hüküm hadislerini okumuşlar mı? Ya İslam miras hukuku?…

Bu iddiayı savunan kişileri tek tek inceledim. Ya FETÖ gibi cahil veya onu destekleyen, himaye eden hocası gibi Tapu ve Kadastro memuru veyahut Demokrasi havarisi Demirel’in sünnetine ittiba eden neferler olduğuna şahit oldum…

Hulasa: İslam’ın esasını teşkil eden Kur’an ve sünnetin sarih hükümlerine binaen yazıyorum:

İlahi nizam olan şeriat; beşeri sistem olan demokrasiyle asla mukayese edilemez, aynı kefeye konulamaz ve aynı manayı ifade edemez.

Birbirinden tamamen farklı, muhtelif kaynakların mahsulü, aralarında hiçbir münasebet bulunmayan, beşer aklının ürünü medeniyet ve demokrasinin; semavi ve Rabbani olan şeriatla aynı nizam olduğunu dava eden kişi, kâfirin tâ kendisidir.

Aksini iddia eden varsa, lütfetmekte gecikmesin…

Edebiyat ve felsefesiyle değil; Kur’an ve sünnetten delillerle çıksınlar meydana, madem şeriattan bahsediyorlar…

Muhammed KAHTAVİ



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Muhammed Kahtavi

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?