Azerbeycan -1

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Mehmet Nuri TURAN

GÜNEY AZERBEYCAN VEYA İRAN AZERBEYCANI-1

1828 Türkmençay Antlaşması, ve Azerbaycan’ın İkiye Bölünmesi;

Yirminci yüzyılda birçok önemli olay oldu dünya iki büyük savaştan sonra yeniden paylaşıldı. Bu olaylardan ikiside İranda gerçekleşti. 1941 yılında İngiltere ve Sovyetler Birliğinin, İranı işgali neticesinde 1945-1946 yıllarında İranda iki devlet ilan edildi Azerbeycan Halk Cumhuriyeti ve Mahabat Kürt Cumhuriyeti. Önce Türkiyede çok az bilinen Azerbeycanı sonrada kısmen bilinen Kürdistanı anlatmağa çalışacağız.

Siyaset ve askerlik alanında büyük bir dâhi olan, İran’da Safevi Hakimiyetine son vererek 1736 yılında iktidarı ele alan Avşar boyundan Nadir Şah, Şii ve Sünni İslam dünyası arasındaki ayrılıkları sona erdirip Müslümanlar arasında birlik sağlamak istiyordu. Hatta İslam dünyasının en büyük hakimi olan Osmanlı Devleti nezdinde girişimlerde bulunarak Caferiliği beşinci Sünni mezhebi olarak kabul ettirmek istemişti.

Nadir Şah ülkenin içinde bulunduğu iç ve dış durumun iyice kötüleşmesi üzerine kurtarıcı olarak görülmüş ve Safevi Devletinin başkomutanlığına getirilmişti. Ancak durumun vehameti onun tahta çıkmasını gerektirmişti. Nadir Şahın İslam dünyasını birleştirme düşüncesinin ne kadar samimi olduğu daha kendisine teklif edilen taht için ileri sürdüğü şartlar incelenince anlaşılacaktır. Şöyle ki o:

  • Safevilerin benimsediği şekliyle Şiiliğin terkini ve Caferiliğe dönülmesini.

  • Teberra’nın (yani halife ve sahabelere) küfrün terkini.

  • Sünnilere iyi davranılmasını istemişti.

Şii ve Sünni dünyası arasında ki ayrılıkları gidermek ve dostluğu sağlamak amacıyla 1743 yılında Necef’te Hz. Ali türbesinde İslam aleminin bölgedeki ileri gelen ulemasının katıldığı bir toplantı düzenletti. Toplantıya önde gelen Şii uleması ile Maveraünnehir ve Afganistan bölgesinin Sünni alimleri katılmışlardı. Bu toplantıya başkanlık eden Ebu‟l-Berekat Abdullah b. Hüseyn el-Bağdadi es-Süveydi   “el-Hucecu’lKafiyye li’t-tifaki’l-Fırakı’ı-İslamiyye” adlı eserinde bu toplantıyı konu almıştır.

İktidarı boyunca İran’da Caferi anlayışını hakim kılmaya çalışan Nadir Şah zamanın en büyük İslam devleti olan Osmanlı Devletine Caferi mezhebini beşinci Sünni mezhebi olarak kabul ettirmek için elçileri vasıtası ile girişimlerde bulunmuş ancak çeşitli şer’i gerekçeler ile bu isteği Osmanlı Devleti tarafından kabul görmemişti. Fakat Nadir Şah döneminden sonra Osmanlı-İran ilişkilerinde fazla bir sıkıntı yaşanmamıştır.

Askeri ve siyasi başarıları nedeniyle bozkırın son hakimi olarak nitelendirilen Nadir Şah 19 Haziran 1747 yılında müfrit Şiilerce tertiplenen bir suikast sonucu hayatını kaybetti. Ölümü Osmanlı Devleti olmak üzere İslam Dünyasının genelinde üzüntü ile karşılandı. Bazıları onun Sünni olduğunu, bazıları siyasi gayelerle bu tür bir girişimde bulunduğunu iddia ederler. Gerçek olan şu ki her ne amaçla yapmış olursa olsun çabası takdiri hak etmektedir. Onun ölümü İran’ın yirmibeş hanlığa bölünmesine sebep oldu.

Bu hanlıklar yarım asır birbirleriyle çatıştıktan sonra 1805 yılından itibaren birer birer Rus idaresine girmek mecburiyetinde kalırlar. 1827 yılı itibariyle Rus orduları Tebriz, Maraga, Urmiye ve Erdebil’i, dolayısıyla Güney Azerbaycan’ı işgal eder. Şah Abbas Mirza 22 Şubat 1828’de Rusların dikte ettiği Türkmençay Antlaşmısı’nı imzalamaya mecbur kalır. Bu antlaşma ile Aras sınır kabul edilerek Azerbaycan ikiye bölünür. Aras’ın kuzeyi Ruslara, güneyi ise Kaçar hanedanının saltanatta olduğu İran’a bırakılır. Bu ayrılık, Kuzey ve Güney Azerbaycan edebiyatında ana temalardan biri olur. Hâlâ Aras demek ayrılık demektir. Aras, beşiklerde ninni, sazlarda türkü, gönüllerde destandır:

Güney Azerbaycan’ı İran’dan soyutlamak mümkün değildir. Onun tarihi ve talihi genellikle İran’la ilgili olmuştur. İran, İslâmiyet öncesinde Zerdüştiliğin ve Mezdekîliğin, oluşup geliştiği yer, yani bir “din devleti” olduğu gibi İslâmiyet sonrası da bilhassa Safevîlerle birlikte bir “mezhep devleti” olmuştur. İran coğrafyası hemen her devirde dinî, siyasî ve sosyal zıtlıkların, sapmaların, çatışmaların yaşandığı yer olmuştur. Aşiretlerin hakim olduğu bir ülke olmaktan kendini kurtaramamıştır. Bunun için de başta Fransa, İngiltere ve Rusya olmak üzere birçok ülkenin bu aşiretleri kullanarak ülke üzerinde istedikleri eylemleri yapmalarına müsait olmuştur. Bilhassa 1828-1906 yılları arasında Rusya ve İngiltere’nin tahakkümünden yakasını kurtaramamıştır. Ülkenin şahları, onların izni olmadan ülkenin bir yanından diğer yanına gidemez olmuşlardır. Şah Nasreddin Kaçar’ın bir sözü bunu açıkça göstermektedir: “Ülkenin kuzeyine gitmek istiyorum, İngiltere sefiri karşı çıkıyor, güneyine gitmek istiyorum, Rusya sefiri karşı çıkıyor… Kahrolsun böyle bir ülkeyi ki ülkenin Şahı, ülkesinin kuzeyine ve güneyine gidemiyor.”

1904-1905 Rus-Japon Savaşı’nın Rusya’nın felaketi ile sonuçlanması ve ülkenin büyük ekonomik sıkıntıya girmesiyle birlikte işçi hareketlerinin başlaması ve sosyalistlerin 1906’da birinci sosyalist devrimini gerçekleştirmeleri birçok ülkeyi etkilediği gibi İran toplumunu dolayısıyla Güney Azerbaycan Türklerini de derinden etkilemiştir. Şah Nasreddin Kaçar’ın, 1896’da İmamzade Abdülazim’in türbesini ziyaret ederken Cemaleddin Efganî’nin yandaşlarından bir hürriyetçi tarafından öldürülmesinden sonra tahta Muzaffereddin Şah geçmiş, “iktidar” Rus ve İngizlerin eline geçmiştir! Azerbaycan’ın ve İran’ın petrol zenginliklerine ve jeostratejik imkânlarına göz diken sömürgeci devletler ülke yönetimine hükmetmeye başlar. İran ve Güney Azerbaycan karışır. Hürriyetçi ve meşrutiyetçiler ayaklanırlar. Ruslar, Şahı desteklerken, İngizler meşrutiyetçileri desteklemektedir. Din, mezhep ve tarikat çatışmalarının yanına bir de siyasî çatışmalar eklenir. İngiliz konsolosluğunun önünde büyük bir miting yapılır. Halkın dilinde Tebrizli şair Hacı Rıza Sarraf’ın “Dur Vakt-i Seherdir!” (Kalk Sabah Oldu) şiiri vardır. Sarraf bu şiiri miting alanında okuduğunda gerçekten halk ayağa kalkar. Şair, “Millet-i İslâm” ifadesi ile sömürgeci güçlerin hakimiyetleri altında bulunan, sömürülen, kanları emilen, kasıtlı olarak geri bırakılan Müslüman halkları kastetmektedir. Onlara, uyanın, bunca zamandır yattığınız, yatırıldığınız yeter, kalkanlar sizi ezip geçmektedir, bu devirde yatanın kanı heder olur, herkes uyandı, hatalarını anladı siz hâlâ uyuyorsunuz… demektedir. Hatta çok ağır şekilde ikaz etmekte, siz yatın, bırakın onlar uyansınlar, çünkü onlar insandırlar, demektedir.

İç ve dış baskılara dayanamayan Şah Muzaffereddin 7 Eylül 1906 günü meşrutiyet ilân eder ve 8.01.1907 günü de ölür. Tebriz Bölge Valisi Mehmet Ali Kaçar tahta geçer. Ağustos 1907’de bir araya gelen Rus ve İngiliz devlet yöneticileri İran’ı iki nüfuz bölgesine ayırırlar. İran’ın kuzeyi Ruslara, güneyi ise İngilizlere bırakılır. Bu durumu öğrenen hürriyetçiler ve encümen üyeleri meclise yürürler ve Şah’ın azlini isterler.

Allaha emanet olun gelecek makalemiz Azerbaycan’ın birinci bağımsızlık hareketi olacak inşallah.



Etiketler: , , , , ,
Kategoriler: Mehmet Nuri Turan

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?