İman mı ettik?

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Mehmet BİLEN

İMAN MI ETTİK YOKSA SADECE BOYUN MU EĞDİK?

Bedevi Araplar: ‘iman ettik’ dediler. De ki; iman etmediniz, fakat boyun eğdik deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi.”…( Hucurat, 49/14.)

İmanın yeri kalptir; yani inanılması gereken şeyleri kalp ile tasdik etmek, gönülden inanmak gerekir. Peki, kalp ile tasdik etmek nasıl olur. Bu sorunun cevabı kalbin tarifinde gizlidir. Kalbin ne olduğunu bilirsek kalp ile tasdik etmenin de nasıl olduğunu kavrayabiliriz.

Kalp; tıp dilinde, tüm vücuda kan pompalayarak hayatın devamını sağlayan en önemli organdır ve bu bakımdan bedenin merkezi konumundadır. Aynen öyle de gönül diye adlandırabileceğimiz manevi kalbimiz de ruhumuzun merkezi hükmündedir ve tüm duygular ona bağlıdır. Peygamberimiz bu konuda; Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o doğru olursa bütün vücut düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” ( Buharî, İman, 39) buyurmuşlardır. Buhari’nin “iman” bölümünde zikrettiği bu hadiste peygamberimiz; maddi kalbimizle manevi kalbimiz arasında bir benzetmeye giderek bu ince meseleyi daha anlaşılır kılmak istemiştir, diyebiliriz.

Madem maddi kalp ile manevi kalbimiz görev bakımından birbirine benzemektedirler biz de iman adına elde ettiğimiz bilgileri gıdaya benzeterek konumuzu daha iyi anlamak adına bir temsil verebiliriz. Mesela bir bardak süt, içmek için hazırlanmış olsa ve elimizde bulunsa, o süt daha bizim olmamıştır. Çünkü o bardağın başına bir şey gelip içindeki süt dökülebilir. Sonra o bardaktaki sütü yudumlayarak ağzımıza alsak yine de o süt daha bizim sayılmaz. Çünkü bir öksürük veya yere düşmemiz onu ağzımızdan çıkarmaya yeter. Hatta o süt midemize girse dahi hâlâ bizim olmamıştır. Bir mide bulantısı ile veya zehirlenme sebebiyle hastanede midemiz yıkanarak tekrar geri çıkartılabilir. Peki, ne zaman o süt tam anlamıyla bizim olur? Midemizde vitaminlerine ayrılıp vücudumuzun tüm organlarına ulaştığında işte o zaman artık o süt bizimdir diyebiliriz. Çünkü hem o vitaminlerin toplanıp tekrar süt haline gelme ihtimali yoktur hem de o süt artık bedenimizin bir parçası olmuş ve bize fayda vermektedir. Yani hem yapacağımız işlerde güç ve kuvvet sağlamakta hem de bedenin başına gelen hastalıklarda direncini artırmaktadır. Dikkat edilirse diğer üç durumda bu faydaların hiçbiri yoktur, kişi sadece taşıyıcı konumundadır ve her an elinden çıkma ihtimali vardır.

İşte aynen öyle de ailemizden ve çevremizden din ve iman adına öğrendiğimiz, duyduğumuz, gördüğümüz bilgiler ve olaylar; kulağımızda, gözümüzde ve aklımızda kaldığı sürece bize bir faydası dokunmayan ve her an çıkma ihtimali olan taklidi bir imandan öteye geçemez. Ya bir şüphe ya bir günah o imanı alıp götürebilir. Öyleyse bunların kalp midesine girip tüm duygulara dağılması gerekmektedir ki gerçekten bizim olabilsin. Yani bu bilgiler; sevgi, nefret, utanma, cömertlik, korku vs. gibi kalbin duygularına işlemesi gerekmektedir. İşte o zaman kalp ile tasdik etmenin sırrı ortaya çıkmış olur. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurur; “Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını alır: Allah ve Resulünü herkesten fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini inkâr bataklığından kurtardıktan sonra tekrar inkâra dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.” (Buhârî, Îmân 9, 14; Müslim, Îmân 67.) diyerek imanın sevgi ve hatta korku gibi duygulara geçmesi gerektiğini ifade buyurmuşlardır. “İman yetmiş küsur şubedir. Hayâ da imandan bir şubedir.” ( Buhârî, Îmân 3.) hadisi de konumuzu destekler mahiyettedir.

Sonuç olarak kalben tasdik etmek demek; kalbin tüm duyguları ile Allah’a yönelmesi anlamına gelmektedir. Böylece kişi; Allah’tan gelen bir emri yerine getirmeye istekli olmak, o emri yapamasa ve ya günah işlese pişmanlık duymak; Allah’ı, peygamberi ve müminleri sevmek, şeytanı düşman bilmek, günahlardan nefret etmek, inkâra düşmekten korkmak, müminlerin kötü hallerine üzülmek vs. gibi dinin yaşanması adına gerekli olan halleri kazanmış ve artık din ona fayda vermeye başlamış olur, çünkü imanı artık yerleşmiştir ve kendisinindir. İşte yukarıdaki ayette belirtilen “boyun eğmek” ile “iman etmek” arasındaki fark bu olsa gerektir. Acaba biz iman mı ettik yoksa sadece boyun mu eğdik…



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Mehmet Bilen

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?