SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Önce Bayılt Sonra Ayılt

Önce Bayılt Sonra Ayılt
28 Aralık 2018 - 7:00

Nurdanhaber – Prof. Dr. Sıtkı Göksu

 

Önce bayılt sonra ayılt” ifadesi en çok biz anestezi doktorları ile ilgilidir. Anestezi doktorlarını anlatmaktadır. Bize zaten halk arasında “Bayıltıcı-ayıltıcı doktor” veya “Narkoz doktoru” denilmektedir. Tabii asıl ismimiz “Anestezi doktoru”dur. Bayıltma ve ayıltma bizim bir ömür boyunca yaptığımız iştir. Ancak bu ifade bir kitaba isim olmuş. Gerçi kitabı yazan da anesteziye yabancı birisi değil. Genel cerrah olan Merhum Prof. Dr. Tarık Minkari hocamız. Kitabın adı da “Önce Bayılt Sonra Ayılt”. “Önce Bayılt Sonra Ayılt Bir Cerrahın Anıları” kitabı 2005 yılında basılmış. Prof. Dr. Tarık Minkari Hoca şimdi şöyle diyor: “Kâmil insan ona derler ki yaşar hatıralarla Bir başka kerem beklemez gelecekten.” Bu kitapta şahsî, meslekî anılarını, onda iz bırakmış olayları ve anlatıları, sevgi, coşku, merak, mizah ve hüzün yumakları içinde bulacak, keyifle okuyup, zevkle anlatacaksınız.

Prof. Dr. Tarık Minkari’nin 3. Baskısını 1994 yılında yaptığı “Bir Cerrahın Anıları” kitabını daha önce okumuştum. Prof. Dr. Tarık Minkari kitabında diyor ki: “Babam okul hayatı boyunca benden sadece şunu istedi; Evladım, ahlak notun daima ‘pekiyi’ olsun. Öteki notların düşük olabilir, önemli değil; yükseltirsin. Ama ahlak notun asla düşük olmasın.”

Prof. Dr. Tarık Minkari’nin 3. Baskısını 1994 yılında yaptığı Bir Cerrahın Anıları kitabından bir hatıra ile yazımızı bitirelim.

Sarayburnu Asker Hastanesi”

İlk askerlik görevimi 1957-58 yılları arasında İstanbul Sarayburnu Asker Hastanesi’nde, ikincisini 1974’te, Kıbrıs harekatı sırasında, Çorlu’da yaptım. Aslında ilk askerliğimi fakülteyi bitirince, sınıf arkadaşlarımla beraber yapmam lazımda, ama olmadı.

1948 Ekim’inde Cerrahpaşa Cerrahi Kliniği’nde Genel Cerrahi asistanı olduktan sonra, uzmanlık ve doçentlik için, aralıksız, didindim durdum; yıllar akıp gitti. Uzman olduktan sonra birkaç yıl göğüs cerrahisi yapmıştım. Yedek subay Okulu’na giderken Klinik Şefi Ord. Prof. Dr. Fahri Arel’den akciğer ameliyatlarını yapabilecek kadar deney sahibi olduğumu gösteren bir belge almıştım. Bu benim çok işime yaradı. Zamanı gelince onu Okul Komutanı’na sundum; o da beni kuraya sokmadan Sarayburnu Asker Hastanesi’ne atadı.

Bu hastaneye özellikle akciğer hastası askerler yatırılırdı. Hastanenin iyi bir ameliyathanesi vardı ama kapalıydı, orada ameliyat yapılmıyordu.

Aslında bu ameliyathane, Gülhane İstanbul’dayken, devrin cerrahlarına çok hizmet vermiş, ama sonra kaderi değişmiş, gözden düşmüştü.

Biz onu yeniden canlandırmaya çalıştık. Baştabip komutana bu ameliyathaneyi çalıştırabileceğimi söyledim, inanmadı. Sordu: “Anestetisti ve asistanları nereden, nasıl bulacaksın?”Onları Cerrahpaşa Cerrahi Kliniği’nden, ücretsiz, getirebileceğimi söyledim. İnandı, kabul etti.

Ameliyathaneyi güvenle kullanabilecek hale getirdik. Sonra çalışma günümüzü seçtik: Çarşambaları, öğleden sonra. Her Çarşamba öğle vakti, bir askeri aracı Cerrahpaşa’ya gönderir, gönüllü dostlarımı aldırır, onları Sarayburnu’na getirtirdim. Ben bu müstesna dostlarım sayesinde orada çok sayıda lobektomi ve pulmoner dekortikasyon ameliyatlarını, kırıcı ve üzücü bir olay olmadan başarıyla yaptım.

O tarihte, o şartlar altında, böyle bir atılım bize cerrahi güven ve cesaret kazandırmıştı.

Ameliyat bittikten sonra dostlarımla beraber yemek salonuna çıkardık.

Salon ön taraftaki binanın ikinci katında denize karşıydı. Hemen önünde Ahırkapı Deniz Feneri vardı.

Yemek yerken, sohbet ederken denizi, deniz üstünde gelip giden gemileri, fenerin ışık oyunlarını seyrederdik

Arkadaşlarım “Ameliyat olmasa da sen bizi buraya çağır abi, ne zaman istersen koşa koşa geliriz.” derlerdi sonra eklerlerdi: “Aman gün sisli olmasın!”

Sisli gecelerde fenerin bitmez tükenmez böğürtüsüne dayanabilmek için vurdum duymaz olmak gerekir. Fenerciye, hanımına, çocuğuna Allah sabır versin!

Geç saatlere kadar sohbet eder, hastayı tekrar görür sonra ayrılırdık. Ama gerekirse hastanede sabahlardık. Ben bu muhteşem dayanışmayı hiçbir zaman unutmadım, aksine onu her fırsatta heyecanla dile getirdim.

Onlar benim vefakar, fedakar, alicenap, yardım seven, dostlarım ve meslektaşlarımdı. Onları Dr. Cevdet Turan’ı, Dr. Yıldırım Kuran’ı, Dr. Hüseyin Çetin’i, Dr. Güven Eti’yi, Dr. Yılmaz Karaözbek’i, Dr. Ali Nihad Mındıkoğlu’nu ve Dr. Eti Loya’yı minnet ve şükranla Dr. Mehmet Ali Bugay’ı ve Dr. Aslan Ergüven’i sevgi ve rahmetle anlarım.