Türkiye’de Adalet ve Tarihi Sergüzeşti

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

 

Son zamanlarda “seçim propagandası” olarak ‘Adalet kalmadı!, Nerede adalet? diyerek çok sinsi bir propaganda yöntemi geliştirilmiş olduğunu görüyoruz. Bu iddianın doğru olduğunu aynen veya nispeten kabul ederek menşeine inmek ve tarihçesini nazardan geçirmek faydalı olur diye düşünüyorum. Şöyle ki:

1- Türkiye’de adalet; İttihad Terakki komitesinin komiteci saldırıları ve suikastları ile ciddi manada yara alır. Nihayet 31 mart vak’asında sıkıyönetim mahkemesi bütün şiddeti ile faaliyettedir. Bediüzzaman hazretleri de bu gaddar mahkemede yargılanır. 15 kadar hoca idam edilir. O idam edilenler mahkeme binasının bahçesinde asılı dururken Bediüzzaman hazretlerine mahkeme reisi Hürşit paşa sorar:

“Sen de şeriat istemişsin?”

Dedim: Şeriatın bir hakikatına, bin ruhum olsa feda etmeğe hazırım! Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil….”

Üstadımız bu olayda hem hakkı haykırmış, hem de adaletin kudsi mehazini göstermiştir. Çünkü: Allah namına olmayan adalet adalet değil.

Hutbe-i Şamiyede sarihan ifade ettiği gibi

“Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i İlahiye namına ve hakaik-i İslâmiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddî ve manevî kıyametler başlarına kopacak, anarşilere, ye’cüc ve me’cüclere teslim-i silâh edecekler diye kalbe ihtar edildi.” (Hutbe i Şamiye s.79)

Osmanlı’da ve diğer islam Devletlerinde mükemmel olmasa da tatbik edilmeye çalışılan şeriat uygulaması 1908-9 Sultan ikinci Abdulhamid Hana yapılan darbe ile lafzen devam etse de fiilen nihayet bulur.

Ve tam istibdadi uygulamalar müstebit adamlarca devreye sokulur ve adalet ölür. Maalesef cenazesine sala verilmesine dahi izin verilmemiş ve cenaze bu güne kadar ortada kalmıştır. Bu tatbikata bazan Hürriyet, bazan Cumhuriyet ve daha sonraları, şimdilerde Demokrasi ismi verilmiştir.

“Ve sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükûmeti bizimle, vatana ve millete zararlı bir surette meşgul eyleyen muarızlarımız olan zındıklar ve münafıklar, istibdad-ı mutlaka “cumhuriyet” namı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla sefahet-i mutlaka “medeniyet” ismini vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükûmeti işgal, hem bizi perişan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.”
(Şualar s.287)

2- Bundan sonra isdibdadat-ı askeriye küfür ve nifak uygulamasını zaman zaman derinleştirerek bazan biraz gevşeterek devam ettirmiştir.

Mesela: Cumhuriyetin hemen ilk yılında yaşanan ve hiç tahlil edilmeyen; açık bir zülüm ve adaletin katli hadisesi: İstiklal harbinin kahramanı birinci büyük millet meclisin zorba ve darbeci bir güç tarafından dağıtılmasıdır.

3- Belki çokları yadırgayacak fakat hakkı söylemek düşünen ve bilen insanların en açık vazifesidir, dilsiz şeytan vaziyetine düşmemek için diyoruz ki:

A- Şeyh Said hadisesi bahane edilerek takrir-i sükun ile istiklal mahkemeleri marifetiyle ulema darağaçlarına çıkartılmış, binlerce masum çoluk, çocuk, aşiret mensubu ve Şark’ın ileri gelenleri çeşitli zorbalıklarla sürgün edilmiştir. O sıralarda kurulan meclisteki muhalefet partisi de kapatılmıştır. (Kazım Karabekir Paşa’nın başında olduğu fırka)

B- Hususan milletlerarası camiadan gelen baskılarla da demokratik bir düzene geçilmesi zorunlu hal almışken Birinci Reisin de onay ve kabulüyle kendi arkadaşı Adnan Adıvar’a Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurdurulur. Halk, Halk Fırkasından öyle nefret eder ki yeter ki bir muhalif çıksın onu desteklemeye hazırdır. Nitekim ilk mahalli seçimlerde zorbalıklara rağmen bir çok belediyeyi bu muhalefet alınca düzmece bir Menemen Hadisesi çıkartılır ve Adalet bir kez daha rafa kaldırılmak üzere partiler kapatılır.

C- Sonra 1938 de İkinci Reisin seçimi hadisesi: O sırada askeriyenin başında bulunan ve Türk ordusunu temsil eden müstebit meraşal, -istibdadat- ı askeriyeyi devam ettirmeye sebeb olan, zahiren dindar görüntüsü ile çoklarını aldatan – Fevzi Çakmak zorbacasına meclise seçtirmesi ile derinleştirilmiştir.

4- 1946 gülünç seçimleri yapılır ve 1950 den Sonra demokrasi diye DP ile millet biraz oyalanmış. Fakat müstebitlerin gizli komiteleri ancak on sene tahammül edebilmişler, ittihad-ı islama çekirdek olabilecek Bağdat paktını kurmaları hain Batı’nın emperyalist programlarına ters düştüğü için hem Irak’ta hem bizde vesile olan siyasiler teşebbüslerinin cezasını hayatları ile ödemişlerdir. Bağdat paktına benzer teşebbüsleri geliştiren siyasilerin akibeti hep aynıdır. Ziya-ül hak, Melik Faysal, Turgut Özal, en son D-8 in müteşebbisi Necmettin Erbakanın 28 şubatta düşürülmesi ve Muhammed Mursi nin şimdiki elim vaziyeti vs.

5- 1960 da 27 Mayıs darbesi

6- 1971 de 12 mart muhtırası

7- 1980 de Kenan Evren komitesinin darbesi

8- Merhum dindar Reisicumhur Özal’ın katli

9- 90’lı yılların sonunda 28 şubat adalet ve hürriyet katliamı

10- Aradaki bazı düdük çalmaları aşarak 15 temmuz 2016 süper yalancı, çok kimlikli nifak komitesinin akim kalan teşebbüs-ü vahimanesi…

Şimdi de perde altında Kemalizmi yeniden ihya gayretlerine sebebiyet verecek seviyede isdibdata kuvvet vermiştir. Adaleti perişan etmiştir.

Bu yalancılığı çok kimlikliliği daha doğrusu kimliksizliği meslek edinen malum komite ve yeni zamanın Deccalı fetö adamları vasıtası ile el attığı bütün müessese ve kurumları sivil toplum kuruluşlarını ve hatta dini cemaatları itibarsızlaştırmayı netice vermiştir. Çünkü meslekleri kimliksizlik ve yalancılık olduğu için emniyeti, güveni sarsmış, Adalet müessesini tarumar etmiş, vatan ve millete zarar verecek gaye ve maksatlarına angaje etmeye çalışmış… Milli eğitimi, üniversiteleri, askeriyeyi, miti, polisi vs derin yıpratmış…

Şimdi devletimizin başındaki insanlar bu şahsiyetsiz çok kimlikli, yalancı, aldatıcı insanların yaptığı tahribatı tamir için gayret sarf etmektedir. Allah hayırlı ve istikametli bir çıkış yolu gösterir inşallah!

Fakat acı bir gerçek bir asra yakındır zülüm ve tahribatı ile milleti inim inim inleten Kemalist düşünce bu fetö irtidatı ve isyanı ile yeniden kuvvet kazanmasına ve ülkenin çok yönlü proplemler ile boğuşmasına sebeb olmuşlardır.

Üstadımız diyor ki

“S- Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?

C- Doğruluk.

S- Daha?

C- Yalan söylememek.

S- Sonra?

C- Sıdk, ihlas, sadakat, sebat, tesanüd. * Madem muhatablar içine Nurcular girdiler. Sıdk kelimesine ihlas, sadakat, sebat, tesanüd gibi kelimeler ilâve olur.

S- Yalnız?

C- Evet!

S- Neden?

C- Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu bürhan kâfi değil midir ki; hayatımızın bekası, imanın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır.” (Münazarat s.64)

Cenab-ı hak vatanımızı, milletimizi, millet-i islamı, dinimizi ve qur’anımızı ve hususan nurları ve Nur talebelerini aldatmakla kizble yalanla faaliyet gösteren Süfyan komitesinin, nifak cereyanının gelmiş geçmiş bütün şerlerinden, gelecekteki şerlerinden yeni yeni versiyonları olan fetö ve emsalinin de şerlerinden muhafaza buyursun. Amin!

Abdullah Hulusi



Etiketler:
Kategoriler:

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?