İstanbul’un Hüsrev’i, Ahmet Aytimur

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

“Seni on şeyhülislâm, on fetva emini yerine kabul ediyorum.”

“İstanbul’un Hüsrev’i.”

Evet üstadımız Bediüzzaman Said Nursî, talebesi Ahmed Aytimur için söylemişti bu ifadeleri. Sadece ona has bir örnek gösterme tarzıydı, bazı talebelerinin ismini başka bir talebesine sıfat olarak vermek.

Bu hitap, alelâde bir teşbihten ziyade takdir, taltif ve tavzif manası taşırdı.

Hayatını Risale-i Nur hizmetine adayan
Aytimur ağabey 31 ocak 2016 da teslim-i ruh etmiş 2 Şubat 2016 Fatih Cami’inde ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazından sonra Eyüp Sultan Mezarlığında Tahiri Mutlu Ağabeyin yanına defnedilmiştir.

Ahmed Aytimur Ağabeyimiz 1924 Elazığ doğumludur.

Kur’an öğrenmeye çok iştiyakı vardı.
Askerliğini yaptıktan sonra 24 yaşında iken, 1948 yılında, hem Kur’an öğrenmek, hem de çalışmak için İstanbul’a gider.

Kader onun karşısına hemen başlayabileceği bir devlet memuriyeti çıkarır. Ancak bu memuriyetin Kur’an öğrenme hedefine uygun olmadığını anlayınca o memuriyeti istemez.
Bir mağazada tezgâhtarlığa başlar. Diğer yandan da Kur’an öğrenir.

Bir gün yolu, bir yayınevine düşer. Orada Kur’an’a hürmetisizlik edildiğini görür.
O zamanlar Kur’an-ı Kerim’in tab işleri Mason ve Ermenilerin tekelinde idi. Onlar da Kur’an’a ticari bir meta olarak bakıyorlardı.

Bu durum Ahmet Ağabeyin kanına dokunur ve onu Kur’an neşretmeye sevk eder. Matbaacılık işini öğrenmeye çalışır.

Bu konuda birçok engellerle karşılaşır, önüne çok maniler çıkarılır. Çok da zarar ettirirler. Fakat o vazgeçmez. Ne yapar, ne eder matbaacılık işini öğrenir ve Kur’an basımı işlerine devam eder.

Ahmed Ağabeyin bu Kur’an sevdası, samimi ve halis bir duaya dönüşür.

Cenab-ı Allah da ona Risale-i Nurlarla tanışmayı lutfeder. Bir zaman sonra Kur’ân’ın dellalı ve Risale-i Nurların müellifi Bediüzzaman’ı ziyaret etmek iştiyakı uyanır. Emirdağ’a Üstadı ziyarete gider.

Bu görüşmeyi “Aradan uzun zaman geçti.
Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum” diyerek geçiştirir. Anlatmaz.

Ziyaretten sonra hayatını Risale-i Nur hizmetlerine ve neşriyatına vakfeder. Bediüzzaman ona Risale-i Nurları neşretme vazifesi vermiştir.

Ahmed Ağabey, önüne birçok dünyevi imkânlar çıkmasına rağmen, imana ve Kur’an’a hizmet etmeyi tercih eder. Bu ihlas ve fedakarlığına binaen Allah ona, Bediüzzaman’ın tertib ettigi tevafuklu Kur’an’ı, meşhur Hattat Hamid’e yazdırma vazifesini de nasib eder.

Ahmet Aytimur Ağabey, 1950 senesinin başlarında önce Süleymaniye’deki 50 numaralı; birkaç sene sonra da Kirazlımescid Sokaktaki 46 numaralı dershanede kalmaya başlar. 46 numara, aynı zamanda 1962 senesinden itibaren Zübeyir ağabeyin vefatına kadar kalacağı dershanedir.

Ahmet Aytimur Ağabeyin o zamanki dershane arkadaşları; Muhsin Alev, Mehmet Fırıncı, Mehmed Emin Birinci, Üzeyir Şenler, Hakkı Yavuztürk gibi İstanbul’un ilk genç nurcularıdır. Bunların en mühim görevi ise, Risale-i Nur’un eski ve yeni harflerle neşridir.
Bu ağabeylerin ilk başlarda yazarak ve teksir ederek başlattıkları İstanbul neşriyat hizmetleri, 1956’dan itibaren matbaalarda devam eder.

Ahmet Aytimur Risale-i Nur’un neşir, tashihat ve orijinalliğinin muhafazası hususlarında fevkalade hassasiyet göstermiştir. Risalelerin sıhhatli neşrinde onun payı çok büyüktür.

Bu genç kadronun 1950 senesinde yeni harflerle tab ettirdikleri Gençlik Rehberi, 1952’de Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkında bir dava açılmasına sebep olur.

Üstad bu vesileyle çeyrek asrı aşkın bir zamandan sonra tekrar İstanbul’a gelir.
Onu, İstanbul’da Ahmet Aytimur ve diğer talebeleri karşılarlar.

52’den itibaren vefatına kadar zaman zaman İstanbul’a teşrif eden Üstad Hazretleri onların misafiri olur.

Ahmet Ağabey, yüksek bir hassasiyete sahipti. Çok düşünür, az konuşurdu. Delilsiz konuşmaz, her aklına geleni söylemezdi.

Bir soru sorulsa meselenin ehemmiyetine göre bazen günlerce sonra cevap verirdi.

Zarif ve nezaketli bir mizaca sahip olan Ahmet Ağabey, bazen söylemek istediklerini, ince bir nükte ile anlatırdı.

Ahmet Aytimur Ağabey, çok mütevazi ve şefkatli, çok merhametli ve candan bir insandı. Tanıdığı tanımadığı herkese bir anne baba şefkatiyle yaklaşır, hal-hatır sorardı. Çok hassas, dikkatli, ihtiyatlı ve kural-kaide insanıdır.
Senelerce hastalıklarla uğraştı, ameliyatlar ve tedaviler yaşadı. Hastane ziyaretlerimde hep mütevekkil, mütebessim, sâbir ve şâkir bir halde görürdüm. Hiçbir dakikası boşa geçmezdi. Hastalığının arttığı son zamanlarında elinden Kur’an, Cevşen ve Risaleler düşmezdi. (Bilal Bulut)

Üstadı gibi dünyaya bir misafirhane gözüyle baktı. Bir hane sahibi olmayı, mesut bir aile hayatı yaşamayı düşünmedi.

Şöhretten, görünmekten, kendisinden bahsetmekten ve bahsedilmekten hoşlanmayan Ahmet Aytimur Ağabey, Üstadın görünmez kahraman talebelerinden idi. Hatıralara çok gerçek dışı eklemeler yapıldığından dolayı hatıra anlatmaktan kaçınan bir mizaca sahipti. Onun hususi dünyası hakkında bilinenler hatıralardan değil, anlattığı başka meseleler dolaysıyla söylediklerindendir. (Mustafa M. Yakup)

1956’dan itibaren İstanbul’daki matbaalarda Risale-i Nur’un bir nâşiri olarak vazife alan Ahmet Ağabey, Envar Neşriyat ile bu hizmetine ömrünün son anına kadar devam etmiştir.

Aytimur Ağabeyin hiç hapishane hayatı olmamıştır. On beş gün Emniyet 1. Şubede,
bir hafta da Merkez Komutanlığında nezarette kalmıştır.

Aytimur Ağabey, Üstad Hazretlerinin cenazesine gider, fakat bir gün önce defnedildiği için yetişemez.

Ahmet Aytimur Ağabey, başkalarından borç alarak neşettiği Kur’an ve Risaleler, büyük kazançlara kapı aralamasına rağmen,
o üstadının, nâşirlerden vaktini iman hakikatlerinin yayılmasına vakfedenlere verilecek tayinattan başka bir şey istemez. Risale gelirlerini hiçbir zaman kendi rahatına sarf etmemiş, vefatına yakın adına kayıtlı olan Envar Neşriyatı da bütün varlığı ile Üstadın Talebelerinin idaresindeki vakfa devretmiş,
hiç bir miras bırakmadan dünyaya veda etmiştir.

Emirdağ Lâhikasında Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir vasiyetnamesi vardır.
Bu vasiyetnamede Ahmet Aytimur Bediüzzaman’ın varisleri arasında sayılmaktadır.
Mektubun ilgili kısmı şöyledir:

“Vasiyetnamemdir

“Aziz, sıddık kardeşlerim ve vârislerim!

“Ecel gizli olmasından, vasiyetname yazmak sünnettir. Benim metrukâtım ve Risale-i Nur’dan olan benim hususî kitablarım ve güzel cildlenmiş mecmualarım vesair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikalarının heyetine, başta Hüsrev ve Tahirî olarak o heyetten oniki (*) kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki; emr-i hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrukâtım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin.

(*) “Kardeşim Abdülmecid, Zübeyr, Mustafa Sungur, Ceylan, Mehmed Kaya, Hüsnü, Bayram, Rüşdü, Abdullah, Ahmed Aytimur, Âtıf, Tillo’lu Said, Mustafa, Mustafa, Seyyid Sâlih.

“Emirdağ Lâhikası-1 /134

Aytimur ağabey her nur talebesinde olması gereken; neşir, tashihat ve Risale-i Nur’un orijinalliğinin muhafazası hususlarında fevkalade hassasiyet göstermiştir.

Rabbim rahmet eylesin
makamı cennet olsun inşaallah
ruhuna fatiha… .



Etiketler:
Kategoriler:

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?