Yakup’un Abisi

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Prof. Dr. Sıtkı Göksu

 

Bir önceki yazımızda “Duchenne Muscular Dystrophy” hastalığı olan Yakup ve abisi Halil’den bahsetmiştik. Devam edelim. Her iki hastaya ana ve babaları bakıyor. Babası bütün işlerinde Yakup ve abisi Halil’e danıştığını söyledi. Bunun üzerine Yakup “Hocam bizlerin sayesinde anne babalarımız çok gelişti, makamları yükseldi” dedi.

Yakup’un o hali ile beraber o tatlı sesinden istemeyerek ayrılıp diğer hastaların yanına gittik. Servisteki tüm hasta ziyaretleri bittikten sonra Yakup’un babasını ayrı bir odaya davet ederek konuştuk. Ailesinin ve çocukların hastalık hikayesini anlattı.

Kendisi tüm bu olanlarla beraber bir gün bir yerde otostopla birisinin arabasına biniyor. Onun telefon numarasını alıyor ve bir iki defa teşekkür için telefon açıyor. Kişi mafyadan imiş ve telefonu dinleniyormuş. Yakup’un babası da telefon dinlemesine takılıyor.

Yakup’un babası suçsuz olduğu anlaşılana kadar tam üç yıl altı ay hapis yatıyor. Anne ikisi yatalak dört çocukla beraber evde yaşamak durumunda kalıyorlar. Çalışıp para kazanan da yok evde.

Yıllar sonra suçsuz olduğu ortaya çıktığı için çok şükür ediyordu. Bunun için tek bir şikâyet kelimesi söylemedi.

On dokuz ve yirmi bir yaşlarında yatalak iki evlada bakmanın zor olduğunu, bunun nasıl başardıklarını sordum. “Hocam Allah’a dayandıktan sonra her şey kolaylaşıyor. Bunlar bizim evlatlarımız, Allah’ın da kulları; hastalığı veren de O, sabrı veren de O. Çocuklarım bu halleri ile bize sabretmeyi ve şükretmeyi öğrettiler. Onlar sayesinde rızkımız arttı” dedi.

Sonra Yakup’un abisinin bir anısını anlattı. “Benim de olmadığım bir zamanda anneleri bunların bakımından yorulmuş ve hafif de olsa bir şekvada bulunmuş. Yakup’un abisi Halil bunun üzerine çok üzülmüş ve “Anne lütfen şikâyet etme, Allah’ın gücüne gider. Bak ben evdeyim, senin yanındayım. Yirmi bir yaşındayım. Eğer sağlıklı olsa idim belki yaramazlık yapar, kötü yollara dalar ve hapislere düşerdim. Sen de gelip beni hapishanelerde görmek zorunda kalırdın. Bu daha mı iyi olurdu? Bunu mu istiyorsun? Ben hastayım ama senin yanındayım, lütfen tövbe et ve şükür et” demiş. Yakup’un babası bir süre daha yanımda kaldıktan sonra oğlu Yakup’un yanına gitti.

Ben ise bu manzara karşısında Hazreti Eyüp Aleyhisselamın sabrını gösteren Yakup, abisi, anne ve babalarına hayran kaldım. Gözlerim yaşardı; dakikalarca yerimden kalkamadım. Hem kendi hayatımda hem de her gün karşılaştığım ve basit bir hastalıktan çok ciddi şikâyet eden hasta ve yakınlarını hatıra getirdim. Basit bir hastalıkta sabır etmeyerek yaptığım şekvalardan dolayı utandım.

Yakup’un tedavisi bitip taburcu olurken babası kendileri için bir tavsiyemin olup olmadığını sordu. Bu aziz aileye ne tavsiye edebilirim ki? O sırada Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin “Hastalar Risalesi” isimli eserini okumuş ve çok faydalanmıştım. Ondan Yakup ve Halil’e okuması için verdim. Onlar da herkese teşekkür ederek taburcu oldular.

Bu olaydan yaklaşık iki yıl sonra (zamanını tam hatırlamıyorum) yine sabah hasta ziyaretlerini yaparken bir sedyede yine oksijen makinasına bağlı Yakup’u gördüm. Neşesi devam ediyordu. Yakup’u yanımdaki ekibe tanıttım. Geçen süre içerisinde Yakup bir kızla sözleşmiş ama uzun süre devam ettirmemişler ve ayrılmışlar.

Hafif sakalı vardı ve onu daha yakışıklı gösteriyordu. Epey uzun bir sohbetten sonra Yakup hayatından bazı değişiklikler yaptığını söyledi. (Devamı bir sonraki yazımızda)

 

 



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?