Vehhabilik -14

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Mehmet Nuri Turan

Suud İhvan’ın Yapısı:

İhvanın Taif eski valisi Muhammed es-Sehabie göre İhvan, göçebelikten İslama hicret eden ve başörtülerinin üzerindeki ikalleri çıkarıp sarık sararak bu dönüşümlerini gösteren kimselerdir. (42- Kostiner, Joseph, “The Making of Saudi Arabia 1916-1936: Ffrom Cheieftaincy to Monorchical State, New York & Oxford,1993,s.41) Sehabinin İhvanı bu şekilde tanımlaması, kıyafet biçiminin İhvan olmanın en ayırıcı özelliklerinden birisi olduğunu göstermektedir. Gerçekten de hicrelere yerleşimle birlikte, İhvan olan bedevilerin görünüş ve kıyafetlerinde belirgin değişiklikler olmuştur.

Bunların en başında ise, Sehabinin sözlerinde ifade ettiği gibi, baş kıyafetindeki değişiklik gelmektedir. Bedevi erkeğinin vazgeçilmez aksesuarı olan kırmızı, beyaz damalı geniş başörtüsünü (ğutre) başa tutturmak için başın tepesine takılan ve ikal adı verilen kalın siyah ip yerine İhvan, ğutrenin üstüne Hz. Peygamber (ASM) yi örnek alarak sarık sarmaya başladılar. Bugün de Suudi Arabistan’da yaygın olarak kullanılan ikal, Hz. Peygamber (ASM) öncesi cahili Arapların ve göçebelerin bir aksesuarı kabul ediliyordu. Vücuda sevb adı verilen ve boyu ayak bileğine kadar uzayan bir entari, onun üstüne de mislah denilen pelerin benzeri cübbe giyilmekteydi. Genellikle yalınayak dolaşan İhvan, bohçasında veya heybesinde taşıdığı deve veya keçi derisinden yapılma sandaletleri sadece mecbur kaldığı zaman, özellikle de yolculuklarında kullanırdı. Bu kostüm, baston gibi ellerinde taşıdıklar bambudan mamul bir sopa ile tamamlanmaktaydı.

Akına gidilirken bu sopa bırakılmakta, elbise üstüne takılan fişeklik, omuzdaki tüfek ve beldeki hançer ile savaşa uygun bir kostüm ortaya çıkmaktaydı. İpek giyisi ile altın takılara izin yoktu. Saçlarını genellikle omuzlarına değecek şekilde uzatmaları, İhvana haşin bir görünüm kazandırmaktaydı. Bıyıklar, üst dudağı geçmeyecek bir boyda ve alttaki derinin rengi görünecek kısalıkta kesilmekte, fakat sakal herhangi bir ölçüye tabi tutulmaksızın, genellikle dağınık ve bakımsız bir şekilde uzatılmaktaydı. Muhtemelen su kıtlığından ve çölün doğal temizliğinden kaynaklanan bir alışkanlıkla, kişisel bakım ve üst temizliğine İhvan mensuplarının gerekli önemi vermedikleri bildirilmektedir. Bu durumun, onları oldukça pejmürde ve hırpani bir kılığa soktuğu anlaşılmaktadır.

Görünüm ve kiyafeti dini bir kimlik sayan İhvan için söz konusu kıyafet ölçülerine aykırı davranmak dini yasakları hiçe saymak anlamına gelmekteydi. Hicrelerde veya ele geçirilen kasaba ve şehirlerde bıyık, sakal kontrolü yapılmakta, entarilerin boyunun yere değecek  uzunlukta olmamasına dikkat edilmekteydi. İhvan’in ölçülerine uymanlara kıyafet konusundaki had hatırlatılmaktaydı. Hadis rivayetinin yarar sağlamadığı durumlarda,herhangi bir İhvan veya çoğu kez bir mutavvi (din ve ahlak polisi), elindeki makasla bıyıkları ve entarileri istenilen kısalığa getirmekteydi. Hatta bir de Ertaviyye’yi ziyaret eden İbn Suud’un entarisinin uzunluğu sorun olmuş, onun da onayı alınmak suretiyle elbise hala üstündeyken uzun kısım makasla kesilerek entarinin nizami hale gelmesi sağlanmışti.

1920′ lerin başında İhvan teşkilatını tasvir eden Futayyih el-Medeni, hicrelerin yönetim şekli hakkında bize değerli bilgiler sunmaktadır. Bu bilgilere göre, hicre yönetiminin başında, Riyad’daki Şura Meclisi tarafından seçilen ve emir adı verilen bir yönetici bulunmaktaydı. Merkezden gelen talimatların duyurulması, yürürlüğe koyulması, uygulanması, düzenin sağlanması, askeri faaliyetler ve zekatların toplanması, emirin en başta gelen vazifeleri arasındaydı. Beytülmalden sorumlu bir maliyeci ile polisiye görevler ve posta işleri için istihdam edilen on civarında memur, emire görevinde yardım etmekteydiler. Emir, Şura Meclisi’nin seçiminde oy hakkına sahipti ve merkezi lider yani imam olan İbn Suud’a karşı doğrudan sorumluydu.

Sivil ve askeri yönetici olan emir yanında, hicrelerde en az onun kadar söz sahibi olan Kadı (hakim), dini otoriteyi temsil etmekteydi. Şeriatın tatbiki ve infazlar, eğitim ve öğretim, kaza ve ifta işleri ile mutavvilerin idaresi hakimin görevleri arasındaydı. Hakim, Riyad’da bulunan ve dini hiyerarşinin en en üstünde yer alan şeyhül İslama karşı doğrudan sorumluydu. Bu yönetim biçiminde sivil-idari ve dini otorite arasında bir ayrılık var gibi görünüyorsa da bu görüntü gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü hakimin bağlı olduğu şeyhülİslamın sorumluluğunun da imamlik makamına karşı olduğu düşünülürse, nihayetinde hem emirin hem de hakimin sorumlu olduğu otoritenin tek bir kişide yani İbn Suud’da birleştiği ortaya çıkmaktadır. İmam ünvanı, ilk devletlerini kurmalarından itibaren Suud ailesi hükümdarlarının kullandıkları bir ünvandı ve hem dini hem de dünyevi otoriteyi birlikte temsil etmekteydi. Abdülaziz İbn Suud da 1926 ya kadar bu ünvanı kullandı. 1926″dan sonra ise sultan ve melik ünvanları kullanılmaya başlandı.

Ülkedeki dini hiyerarşinin en üstünde, Ali-Şeyh (şeyh ailesi) denilen Muhammed Bin Abdülvehhab’in soyundan olan alimler bulunmaktaydı. 1922’de Philbynin kaydettiği bilgilerden, üst düzey dini yönetimin yirmi civarında alimden oluşan bir grup tarafından yürütüldüğü anlaşılmaktadir. Bu ulemadan altısı merkezde Riyad’da, üçü Kasimde, diğer üçü Ahsa’da ve geri kalanları da diğer bölgelerde görevliydiler. Verdikleri kararlar, mahalli idarecileri bağlamaktaydı. Mutavvilerin yetiştirilmesi ve idaresi de söz konusu üst düzey ulemanın görevleri arasındaydı. Kelime olarak “gönüllü” anlamına gelen mutavvi, din ve ahlak açısından toplumun durumunu kontrol ederek gerektiğinde polisiye tedbirler almakla vazifeliydi. Şehirler ve kasabalar yanında hicrelerde de hakimlerin yardımcıları olarak görev yapan bu memurlar, göçebelerin irşadı ve zekatların toplanması gibi vazifeleri de ayrıca yapıyorlardı. Philby, yaklaşık elli bedeviye bir mutavviin düştüğünü bildirmektedir. Dini hiyerarşinin en altında ise, tilmiz denilen, mutavvi olmak için dini eğitim almak isteyen öğrenciler bulunmaktaydı.(43-Kostiner, Joseph, “The Making of Suudi Arabia 1916-1936: From Chieftaincy to Monorchial State, New York & Oxford, 1993,s.74)

Allaha emanet olun gelecek makalemiz Suud İhvan’ın Dini Zihniyeti-1, olacak inşallah.

 

 



Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Mehmet Nuri Turan

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?