SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Vehhabilik -15

Vehhabilik -15
Mehmet Nuri Turan( mehmetnurituran@nurdanhaber.com )
21 Mart 2019 - 7:04

Nurdanhaber – Mehmet Nuri Turan

Suud İhvan’ın Dini Zihniyeti-1:

İhvan’ın dini zihniyeti ve uygulamaları, tamamıyla Vehhabilik fikriyatı ve davranış kalıplarıyla şekil almiştir. 1918 ve 1920’de baskıları yapılarak Necd kasabalarında ve bedeviler arasında dağıtılan Muhammed Bin Abdülvehhab’a ait el-Usulü’s-Selase ve Edilletuha adlı risale  vehhabiliğin İhvan’in bünyesinde bölgede tekrar canlanışa geçmesinde önemli bir araç işlevi görmüştür. İhvan’ın eğitim ve da’vet için kullandığı bu risalenin ilk paragrafları, öğrenilmesi vacip olan dört meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır. Bu dört meseleden birincisi, Allah, Hz. Peygamber (ASM) ve İslam dini hakkında bilgilenmek; ikincisi, bilinenleri amele dökmek; üçüncüsü, bunları diğer insanlara ulaştırarak onların da amele yönelmelerini sağlamak; dördüncüsü ise, zorluk ve  sıkıntı durumunda bile bu işlere devam etmektir. Risale, hicretin lüzumu meselesini de ihtiva eden iman ve İslam ile ilgili bir dizi konuyu muhtasar bir şekilde, fakat mutlaka ayet ve hadislerden delilleriyle hamasi bir uslupla ortaya koymaktadır.

Risaledeki konular, rahatlıkla anlaşılacak ve delilleriyle birlikte kolayca ezberlenecek şekilde sunulmuştur. Bu risaleden başka, İbn Abdülvahhabın torunlarından olan ve Riyad’da şeyhülİslamlık makamında bulunan Abdullah b. Muhammed b. Abdüllatifin yazdığı aynı türden muhtasar (özet) eserler, yine İhvan’ın eğitim ve davette kullanılmışlardır. Bunlara, aslen Yemenli olan, fakat sonradan Vehhabiliği benimseyip Necd’e yerleşen Şeyh Süleyman b. Sahman’ın el Hidayet ü’s Seniyye isimli eserini de eklemek gerekir. Bedevilerin anlayış düzeylerine uygun olarak, karmaşk meselelere girmeden, içinde basit cümlelerle konuların izah edildiği bu risalelerin dini yaşantıyı canlandırmada başarı sağladığı, emire itaat ve Cihad gibi konuları da içermeleri nedeniyle aynı zamanda siyasi bir bilinç kazandırdığı rahatlıkla söylenebilir.

Söz konusu Vehhabi da’vet faaliyeti, bir teşkilat olarak İhvan’in doğmasını ve onun dini zihniyetinin oluşmasını sağlamakla kalmadı, şehirli olsun göçebe olsun İhvan mensubu olmayan Necdlilerin de dine bakış ve yaşayışlarına doğrudan etki etti. Abdülaziz İbn Suud, İhvan hareketi başlamadan önce Arap bedevilerinin yüzde doksanının İslamiyet hakkında çok az bilgiye sahip olduklarını, evliliklerini şer’i nikahla yapmadıklarını, hatta erkek çocuklarını sünnet ettirmediklerini ileri sürmektedir. Bu sözler biraz abartı taşısa da bütünüylede gerçek dışı iddialar değil.

Aşiretlerin din kuralları yerine kabile geleneklerine başvurarak suçluları cezalandırdıkları, sorgulama ve yargılamada ateş ve diğer işkence şekillerine başvurulduğu, nikah ve boşamalarda dini kuralların gözetilmediği, hatta namaz kılış şeklinin deforme olduğu, Kur’andan hiç bir sure bilmediklerinden dolayı namaza durmak zorunda kaldıklarında sadece ağızlarını kıpırdatarak mırıldandıkları, Necdli bedevilerin kendi ifadelerinde rastlanan çarpıcı itiraflardı.

İbn Suud’un başlatmış olduğu Vehhabi davet hareketinin kabulü ve arkasından gelen hicret, yukarıda sözü edilen nedenlerden dolayı İhvan tarafından “cehaletten İslamiyet’e giriş” olarak algılanmıştır. “Allah’ın lütfu ve İbn Suudun inayeti sayesinde,bu dine geri döndüklerini” (44-Mudi bint Mansur b.Abdulaziz, el-Hucer ve Netaicuhe fi Asril Melik Abdulaziz, s.336,Beyrut, 1994) söylüyorlar, hayatlarındaki safhalarla ilgili kurdukları cümlelere “ben müslüman olduğumda,” diye başlıyorlar, dini davette bulunduklarında, “İslam’a girmek”, “İslam’a çağırmak”, “Abdülaziz’in İslam itikadını takip etmek” gibi ifadeleri tercih ediyorlardı.

“Cehaletten” İslam’a geçen ve hicrelerini teşkil eden İhvan mensupları için yapılması gereken ilk önemli iş, komşu veya akraba aşiretlerin kendileri gibi “doğru yolu” bulmalarını temin etmekti. Bu, genel bir davetle yapılır, davet reddedilirse iki ayrı davet daha onu izler, bunlar da başarısız olursa son çare olarak aşirete Cihad ilan edilerek zorla “hidayeti bulmaları” sağlanırdı. Aşiretlerin bu yüzden ikiye bölünüp birbirleriyle savaşmaları veya aile içinde kardeşlerin ya da baba oğulun birbirlerini bu nedenle öldürmeleri yer yer rastlanılan olaylardı. İhvan olmayı kabul eden aşiret reisleri Riyad’a çağrılırlar, Riyad’ın merkez camiinin yanındaki medresede dini eğitime tabi tutulurlardı. Bu arada beş veya altı kadar alim ya da mutavvi bizzat aşirete giderek kabile erkeklerine dini irşatta bulunurdu. Bu arada eğitimini tamamlayan aşiret reisinden Riyad’da bir ev yaptırması istenir, böylece reisin Vehhabi imama yakın olması ve kontrol altında tutulması sağlanırdı.

İmam İbn Suud’un veya yetkili aşiret reisinin yaptığı da’vetten başka, sıradan bir İhvan mensubunun da davet yapmada kendini yükümlü hissettiği anlaşılmaktadır. 1910’ların sonlarında Futayyih el-Medeninin Riyad’da bir mahkemede karşılaştığı olay bunun en bariz kanıtıdır. Mutayr kabilesinden bir İhvan, yolda karşılaştığı Uteybeli bir bedevinin başında İhvan’a özgü sarığın olmadığını görünce cebinden çıkardığı bir akaid risalesini ona vererek kendisiyle hicreye gelmesini ve dini öğrenmesini teklif etmiş, Uteybeli bu teklife karşı çıkınca da tüfeğiyle onu öldürmüştü. Bu tür olayların sıkça tekrarlanıyor olması, geniş sayılabilecek bir kesimin göstermelik olarak İhvan görüntüsüne bürünmesine yol açmıştır. Dickson 1919 yılında yazdığı raporunda, Kuveyt’te yaşayan çok sayda bedevinin sırf korkularından dolayı geleneksel baş kostümlerini değiştirerek İhvana özgü sarık sarmaya başladıklarını bildirmektedir. Dickson’a göre, Kuveytlilerin gizli de olsa yaygın olarak sigara içmeye devam etmeleri, İhvani görünümlerinin dini zihniyet değişiminden ziyade korkudan kaynaklandığına delalet etmektedir.

Kendilerinden olmayan veya kendileri gibi olmayan insanlar, Vehhabi ulema ve İhvan açısından kafir veya en azından kınanmayı haketmiş mücrim ve fasık kişilerdir. İlk olarak, başka dinden olan insanlara karşı muameleri ile ilgili örneklere baktığımızda, İhvan mensuplarının, İslam aleminin diğer ülkelerinde yaşayan müslümanlarda görülmeyen davranış biçimlerine sahip olduklarını görmekteyiz. 1921 yılında Riyad’da bulunan doktor Dame, evden dışarı çıktığında sokaktaki insanların kafir, köpek vs. şeklindeki hakaretlerine maruz kalmadan eve geri döndüğünün çok nadir olduğunu bildirmektedir. (45-Dame, Louis P.,”Four Months in Najd”, s.353,1924)

Daha sonra baş kadılık makamına oturacak olan şeyh Abdullah b. Hasan ile İbn Suud’un kadim dostu İngiliz Philby arasında 1928 yılında geçen bir olayı bize nakleden Wahba, Philby ile aynı yemek masasında oturan Şeyh Abdullahın, Philby’nin Hiristiyan olduğunu öğrenince nasil şiddetli tepki gösterdiğini kitabında tasvir etmektedir. Şeyh Abdullah’ın sebebini anlayamadığı ve en çok tepkisini çeken davranış ise müslüman Wahba’nın Philby ile tokalaşması ve konuşurken ona gülümsemesi olmuştu. (46-Wahba, Sheikh Hafiz, The Arabian Days, 1964, s.53)

Allaha emanet olun gelecek makalemiz Suud İhvan’ın Dini Zihniyeti-2, olacak inşallah.