Yeni Asya Şerbeti

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

YENİ ASYA ŞERBETİ

Ehl-i imanı Hak Yoldan saptırmak için her nebi aleyhisselamın ümmetinde İslam düşmanı olduğu gibi ona tabi olan her mürşid zatın etrafında da din düşmanları vardır.

Uhud Harbinden sonra Muhammed aleyhissalatu vesselamın vücudunu ortadan kaldırmaya muvaffak olamayan Medine’li münafıklar, niyet-i habîselerini fiiliyata geçirmek,  mü’minler arasına nifak sokmak, Allah’ın dinini ortadan kaldırıp Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem ve sahabeye karşı savaş açmak ve onların hareketlerini müşahede edip gözetlemek maksadıyla Mescid-i Dirar’ı inşa ederler.

Münafıkların tuzağına karşı Allah  وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِّمَنْ حَارَبَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ  ayetiyle mü’minleri ikaz ederek tedbir almalarını emreder.

Aynen bunun gibi…

Kur’an hakikatlerine hayatını vakfeden Said-i Nursi ve davasını bertaraf etmek, talebeleri arasına tefrika sokmak, Risale-i Nur’dan ehl-i imanı nefret ettirmek ve okunmasına mani olmaya azimli bir komite; gazete, yayınevi ve dershaneler açarak faaliyete başlar.

Seksenli yıllarda henüz ortaokul öğrencisiydim. Elime geçen harçlığın bir o kadarını da borç ederek kitap alırdım. Liseye başladığımda Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim şerhlerinin altını çize çize okurdum. Vahiy olan hadis-i şerifleri okumaktan tarifi mümkün olmayan bir haz alırdım.

Aynı yıllarda okuduğum Risale-i Nur’da, müstesna bir üslupla iman ve Kur’an hakikatlerini izah ederdi merhum Bediüzzaman…

Lakin akranım olan “nurcular” farklı telden çalardı. Yeni Asya Gazetesi’ni ceketinin sağ cebine yerleştirir; iman hakikatlerine bedel sürekli demokrasinin olmayan faziletleri ve Süleyman Demirel’in menkıbelerini anlatırlardı.

Sorardım o zevata: “Said-i Nursi de mi sizin gibi düşünüyor”; ısrarla “evet” şeklinde cevap verirlerdi. Ancak onların verdiği cevap beni hiç tatmin etmiyordu. Risale-i Nur gibi muazzam bir tefsiri yazan bir zatın böyle düşünebileceğini aklım almıyor ve inancım kabul etmiyordu.

Nurcular arasına sokulan şu virüs-ü habis, binlerce genç gibi beni de Risale-i Nur’dan uzaklaşmaya sevk ediyordu, lakin vicdanım müfarakat ve ayrılığa razı olmuyordu. Mevcut müşkilata bir çare bulmam lazımdı. Bu maksatla Said-i Nursi’nin hayatını anlatan Tarihçe-i Hayat isimli eseri alıp okumaya başladım.

Evet, Said-i Nursi; o bedbahtlardan farklı şeyler anlatıyordu. Sanki o zat: “Çamura bulaşmış neferlerin hezeyanlarına aldanma, Risale-i Nur’un mahiyetini öğrenmek istersen beni dinle” şeklinde hitap ediyordu.  

Çok farklı bir sedayla haykırıyordu…

Akranım olan gençler gibi demokrasinin süfli hezeyanlarına değil; “en mukaddes maksadım, şeriatın ahkâmını tamamen icra ve tatbiktir” beyanıyla Şeriatın ulvi hakikatlerine davet ediyordu merhum Said-i Nursi… Risale-i Nur’a dört elle sarılmama yegâne vesile olan kitaplardan biri de Tarihçe-i Hayat eseri olmuştu…

Şeriat ıstılahında sahabeyi Hak Yoldan saptırmak isteyen ikiyüzlü taifeye münafık denilir. Risale-i Nur ıstılahında çok yüzlü neferlerin teşkilatına da ifsad komitesi denilir.

Her iki taifenin birçok müşterek vasfı vardır.

Sahabeye muasır münafıklar وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ ayetiyle müslüman kılığına girerek küfrü neşretmek, mü’minleri tefrikaya sokmak, vahdetini bozarak İslam şeriatını ortadan kaldırmayı hedefliyordu.

Risale-i Nur’a muasır neferler de “küfür ve ilhâd nâmına bu milleti ifsâd ve bu vatanı parçalamak fikriyle, Kur’ân hakikatine ve îmân hakikatlerine her vesîleyle hücum…” maksadını taşıyor.

Asr-ı Saadette yaşayan mülhidler  الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمْ  ayetinin şehadetiyle kendi öz evladını tanıdıkları gibi Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin de Allah’ın Resulü olduğunu biliyor, ancak buna rağmen muannidane İslam’a karşı canla başla mücadele ediyorlardı.

Said-i Nursi de muasır komitecilerin “bildikleri ve onunla ecdatları bağlı olan dine, adâvetkârâne, menbalarını kurutmak ve esasatını bozmak ve kapılarını ve yollarını kapatmak istiyorlar…” şeklinde bir tabirle inadına küfre taraf olduklarını beyan eder.

Medine’li münafıklar, Bizans hesabına küffarın safsatalarını neşre çalışırdı. Mezkûr ayetin sebeb-i nüzulü de buna işaret eder.

Asrın fasıkları da yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle “ecnebî hesabına ve küfür ve ilhâd nâmına bu milleti ifsâd…” etmeye çalışıyor.

Muhtelif şekillere giren muvazzaf elemanların mevsim itibarıyla yaptıkları sinsi plan, Ak Parti’yi devirip masonlara hizmetkâr olan teşkilatçıları işbaşına getirmektir.

Mahalli seçim arefesinde “Ak Parti, Kur’an ve sünnete bağlı kaldığı müddetçe desteklemeye devam edeceğiz” şeklinde iblisane bir taktikle halkı, hükumetten nefret ettirmeye çabalıyorlar.

Bilmeyen de belediye başkanları değil Halifetü’l-Müslimin seçiyoruz zannedecek.

İyi de biraderler, muhalif cephenin başında takva ve adaletiyle meşhur Hz. Ömer mi var?

Yoluna gül suyu döktüğünüz Süleyman babanız, Kemal ve Madam Meral şeriat mı istiyor?

Halbuki Tayyip Erdoğan ve dava arkadaşlarını devlet işlerinde Kur’an’a mutlak tabi olmasını talep eden çok yüzlü adamlar, müseccel din düşmanı FETO oğlanı için kitaplarında “veliyyulah, büyük İslam âlimi, Risale-i Nur’un büyük kutbu…” şeklinde saygı ve hürmetlerini arz ediyorlardı.

İslam’ın usul ve esaslarını tahrif etmeye çalışan komitecilere karşı gücü nispetinde İslam’ı müdafaa ve muhafaza etmeye azimli hükumet erkânına hücum eden zevatın tarihçe-i hayatını inceleyiniz. Ya FETO veya YENİ ASYA şerbetini içme makamına nail olmuş kripto elemanlar olduğuna müşahede edeceksiniz.

Bahtiyar bir kardeşim “Yeni Asya şerbetini içen adam kolay kolay iflah olmaz” derdi. Temenni etmiyoruz, lakin O’nun iddiasını haksız çıkaracak bir amere an itibarıyla ufukta pek görünmüyor maalesef…

Kur’an’dan aldığımız derse binaen İslam’a hürmetkâr Ak Parti hükumetini desteklemeye devam edeceğiz…

Mişon’un elemanlarına değil; Muhammed sallallahu aleyhi veselleme iman eden zevata taraftar olmayı emrediyor, Kadir-i zü’l-Celal olan Allah…

İsteyen de Mişon’un adam ve madamlarına taraftar olsun…

O koca Cehennemi yakacak oduna da ihtiyaç var çünkü…

Muhammed KAHTAVİ



Etiketler: , , ,
Kategoriler:

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?