İLAHİYATÇILARDAN YENİ BİR FETÖ TAKTİĞİ

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

İLAHİYATÇILARDAN YENİ BİR FETÖ TAKTİĞİ

Bazı ilahiyatçı profesörler: “Efendim, 15 Temmuz Gecesi darbeye kalkışan Fetullah Gülen ve silah arkadaşları baği insanlardır. ‘Her iki mümin kardeş taife’ arasında hâsıl olan kavga neticesinde ‘Gülen Cemaatinin’ mallarına el konulmuş. İsyan bittiğinden gasp edilen malların sahiplerine iade edilmesi lazımdır…”

İlahiyatçıların hulasa talebi bu…

Peki, müslümanlara göre vaziyet nasıldır, bir de ona bakalım.

Evvela: 15 Temmuz öncesi ve sonrası Allah’ın dinine ve üzerinde yaşadığımız islam memleketine karşı aleni olarak savaş açan münafık komitecileri; baği yani günahkâr mü’min seviyesine çıkarma hadisesi, yahudilerin kendi elleriyle yazdığı hezeyanları “semavi kitap” seviyesine çıkaran FETO planının birebir aynısıdır.

Saniyen: İki yüz elli şehidin kanı kurumadan, anaların gözyaşı dinmeden, yetim yavruların ah-u figanı bitmeden, 2 bin 2 yüz gazinin yarası sarılmadan böyle bir talepte bulunmak en hafif bir tabirle hıyanettir, İslam şeriatının usul ve esaslarını doğrudan tekzip ve inkârdır.

Çünkü o mel’un darbenin başını çeken FETO, 1990’lı yıllardan beri yazdığı kitap ve verdiği vaazlarda Allah’ın vahdaniyyeti, Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin risaleti, Kur’an-ı Kerim’in hakkaniyeti, Ka’be’nin kudsiyyeti, hulasa Âdem aleyhisselamdan Muhammed aleyhissalatu vesselama kadar gelip geçmiş bütün enbiya aleyhimusselamın nübbüvvet ve risaletini alenen inkâr eder. İzahını yaptığını iddia ettiği ayetleri istisnasız olarak tamamını Allah’ın muradı dışında tefsirle tahrif eder.

Buna ilaveten Allah’ın haram kıldığı kumar, faiz, zina ve içkiye helal deyip, farz kıldığı namaz ve oruç gibi erkân-ı İslamiyyenin terkini helal sayarak küfrün yularını hem kendi hem de şakirtlerin boynuna geçirir.

Darbeye kalkışan asker ve sivillerin, darbeden evvel de sonra da İslamiyet ile hiçbir alakalarının bulunmadığı ayan beyan müşahede edilmektedir.

Kimse kusura bakmasın…

Müseccel veliyyu’ş-şeytan olduğu bilinen FETO’nun, etbaına ta’lim ettiği masonik hezeyanlar asla İslam olamaz ve bahsi geçen hurufata inanan zevata Müslüman denilemez… Diyen varsa ya İslam’ı bilmiyor ya da bildiği halde komite elemanları gibi fani dünya metaının temini için ebedi ahiret hayatını mahvediyorlar.

Gelelim baği meselesine.

İslam şeriatına göre baği: Açık olan şer’i bir hükmü te’vil ederek itaat edilmesi vacip olan imama karşı güya daha münasip bir hükmü icra etmek maksadıyla silahlı olarak isyan eden mümin kişiye baği denilir.

Tariften anlaşıldığı gibi baği meselesinde mümin ve kâfir mücadelesi yoktur. Bir te’vîle binaen tenzîle dayanan halifeye karşı isyan etme hadisesi vardır. Muaviye’nin Hz. Ali’ye karşı çıkması gibi.

Hâlbuki 15 Temmuz Gecesinde;

Bir tarafta “dinler arası diyalog” ismi altında hak din olan İslam’ı, küfürden müteşekkil dinlerle karıştırıp yeni bir din meydana getirmek için mücadele veren zındık ve münafık bir tayfa vardı.

Diğer tarafta ise İslam’ın Hakk ve tek din olduğuna iman eden mümin bir tayfa vardı.

O gece;

Bir cenahta yahudinin emir ve tavsiyelerine binaen hükumeti devirmek… Müslüman Anadolu halkının üzerinde yaşadığı memleketi İsrail, Amerika ve İngiliz kâfirine esir ve köle yapmak için çabalayan hain bir komite vardı.

Diğer cenahta ise ülkesini kâfire yar etmek istemeyen ehl-i hakk vatansever bir fırka vardı.

Sadece ehl-i dalalete taraftar olmaları cihetiyle mes’ele mütalaa edilirse Fetullah Gülen ve silah arkadaşları yirmi dört saat ibadet etse bile şeriata göre münafık olur, kâfir olur, zındık olur, insan suretine girmiş iblis olur. Sadece mümin olmaz, başka her şey olur.

Davamızın ispatına dair Kur’an-ı Kerim’den delil ve hüccetler:

Allah-u zü’l-Celal Kur’an-ı Kerim’de:  لاَ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ  “Mü’min kullarım, mü’min kardeşlerini terkedip kâfire taraftar olmasın…” buyurur. Ayetin devamında ise o ikaza uymayanları tehdit ederek:  وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ “Kim ki mü’min kardeşlerini bırakıp kâfirleri destekler ve taraftar olursa, Allah’ın dininden uzaklaşıp kâfir olur…”

Yine Kur’an-ı Kerim’de Allah:  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ  “Ey iman edenler!… İslam düşmanı olan yahudi ve hristiyanlara dost ve taraftar olmayanız. O kâfirler birbirlerinin dostlarıdırlar…” Ayette zikredilen nehye ve ikaza tabi olmayıp zındıkaya taraftar olanları ihtar ederek: وَمَن يَتَوَلَّهُمْ مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ   “Sizlerden kim ki İslam düşmanı olan kâfirlere taraftar olursa o da onlar gibi kâfir olur…”

Başka bir ayet-i kerimede Allah, evvela mü’mini tarif ederek: الَّذِينَ آمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ  “Mü’minler, Allah’ın emrine itaat ve O’nun rızasına nail olmak için cihad ederler” buyurur. Ayetin devamında da kâfirleri tarif ederek:  وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ  “Kâfirler de şeytana itaat ve onun rızasına vasıl olmak için savaşırlar…” buyurur.

Mezkûr ayet ve muhtelif surelerde zikredilen birçok ayet-i kerimeye göre Allah, Müslüman kardeşini bırakarak kâfire taraftar olmayı mutlak bir surette haram kılmış; bu nehye uymayan insanların mümin olamayacağını ve dinden çıkarak kâfir olacağını te’vile mahal bırakmayacak açıklıkta beyan ve izah etmiştir.

Muhammed sallallahu aleyhi vesellem de sahih bir hadis-i şerifte: “Mümin kardeşlerinin safında yer almayan ve kâfirlere taraftar olanlar; gece namaz kılıp gündüz oruç tutsa da kesinlikle imanın kokusunu alamaz…” buyurur.

Merhum allame Said-i Nursi:

“Frenk usûlünün ve medeniyet nâmı altında bid’atkârane ve şerîat-şikenâne cereyanlara taraftar olduğu halde; Allah’a, âhirete, Peygamber’e îmanı da taşıyor ve kendini de mü’min biliyor. Mâdem hak ve hakîkat olan şerîat-ı Ahmediyenin kavaninine iltizam etmiyor ve hakîki tarafgirlik etmiyor, gayr-ı müslim bir mü’min oluyor. Îmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, bilerek İslâmiyetsiz îman dahi dayanamıyor, belki necat veremiyor, denilebilir” buyurur.

Kur’an-ı Kerim, ehadîs-i şerife, ashab-ı kiram, dört mezhep uleması hulasa Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar gelip geçmiş binlerce müfessir ve muasır allame Said-i Nursi; diyar-ı İslam’a, küffarı hâkim kılmak için mücadele veren bedbahtları bağilik sıfatıyla tavsif etmemiş, tam aksine, şeriatın sarsılmaz usul ve esaslarından olan “el-velaa ve’l-beraa” kaidesine göre değerlendirerek kâfir olacaklarına hükmetmiştir.

Aksini iddia eden varsa bizlere değil; o Şeriat-ı Garra’yı indiren Kahhar-u zu’l-Celal’a itiraz etsin ki ahiretten evvel dünyada da perişan ve helak olsun…

Çünkü Peygamber aleyhissalatu vesselam: “Ahir zaman fitnesi esnasında ümmetim üç fırkaya ayrılır.

Birinci fırka: Dünya hayatının idamesi için ineğin kuyruğuna tutunanlar, onlar helak olur.

İkinci fırka: Aile efradı ve kendi istikbali için deccala teslim-i silah edenler, onlar kâfir olur.

Üçüncü fırka: Her şeyini bir kenara bırakıp Allah için cihad edenlerdir ki onlar da felah ve zafere nail olur.”

Küffara taraftar olanın da ne olacağını, buyurun siz karar verin…

 



Etiketler: ,
Kategoriler: Muhammed Kahtavi

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?