Doğa Kanunları: Nedir. Ne Değildir? -1

Nurdan Haber Haber Merkezi | |
‘Deizm, Teizm ve Ateizm Üçgeninde Varoluş’ Paneli

Üsküdar Üniversitesi, İstanbul

20 Mart 2019

FİZİK (DOĞA) KANUNLARI: NEDİR, NE DEĞİLDİR

Özet

Deizm görüşüne göre ezeli olan Allah, bir saat ustasının saati yapıp kurduğu gibi, evreni yaratıp ilk hareketi vermiş ve sonra evreni kendi haline bırakmıştır. Evren, başta Newton’un kanunları olmak üzere tüm doğa kanunlarının öngördüğü şekilde, kurulu bir saat gibi, işlemeye devam etmektedir. Hayatı var edip insana akıl ve muhakeme gücü veren Allah, yaratılış alemine ve insanların eylemlerine direk olarak müdahale etmemektedir. Yani Allah evrenin yönetimini doğa kanunlarına bırakmış, kendisi de adeta emekliye ayrılmıştır.

Ancak, Bediüzzaman’ın ısrarla ifade ettiği gibi, bir prensipler ve kanunlar kümesi olan doğa kanunlarında ilahlık vasıfları yoktur. Ayrıca, fizik aleminde her şey, bir amaçla faydalılık gözeterek ilim, irade ve güç ile yapılmaktadır. Doğa kanunları ise amaç gözetme, faydalılığı esas alma, ilim ve irade sahibi olma ve güç yetirme gibi vasıflardan yoksundur. O yüzden deizm görüşü akla uygunluk, mantıklılık ve gözlemlerle uyumluluk testlerinden geçemez. Kendi hallerine bırakılmış doğa kanunları ve kuvvetleri ile yer yüzünde ancak yağmur, sel, rüzgâr, erozyon, şimşek, deprem, yanardağ, sıcaklık, soğukluk, genleşme, büzüşme, donma, buharlaşma, iyonlaşma, kılcallık etkisi, fiziksel etkileşimler, kimyasal reaksiyonlar, yanma, vb. gibi doğal olguların etkisi altında oluşabilecek olaylar ve değişimler meydana gelebilir – farklı atom ve moleküllerin karışımından oluşmuş rasgele şekilli taşlar, kayalar, toprak yığınları, çukurlar, yıldırım düşmesiyle başlayan yangınlar, yağışlar, rüzgar, yanardağlar, depremler, nehir yatakları, kalyonlar, göller, vb. gibi.

Bu yüzden, arkeolojik kazılarda bulunan rastgele şekilli bir taş veya demir atomları külçesinin pek bir kıymeti yoktur. Çünkü o tür amaçsız rastgele formasyonlar doğal olayların etkisiyle oluşabilir. O külçelerin oluşması için bir kasıt, bilgi, bilinç ve güce ihtiyaç yoktur. Ancak, silindir şeklinde mermer bir sütun veya bir ucu sivri diğer ucu küt ve delikli bir demir çubuk bulunduğunda, bunlar insan yapımı ‘tarihi eser’ olarak kategorize edilir ve değerlendirilir. Çünkü bir mermer sütun veya dikiş iğnesinin oluşumu ancak bir kasıt, bilgi, bilinç ve güç ile mümkündür. Ve mermer sütun ve iğne gibi eserlerin varlıkları, kasıt, bilgi, bilinç ve güç sahibi varlıkların, yani insanların varlığını hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte gösterir.

Keza, Kapadokya vadisinde birbirinden farklı yüzlerce peri bacalarına bakan bir kişi, bunların yağmur, dolu ve rüzgâr gibi kasıt ve irade ile ilgisi olmayan kör doğal olayların etkisi sonucu oluştuğu sonucuna varabilir. Çünkü sel ve rüzgâr erozyonuyla oluşan peri bacaları arasında hiçbir düzen ve intizam yoktur, hiçbir amaç ve faydalılık gözetilmemiştir, hiçbiri özenle yapılmamıştır, yapımlarında hiçbir kural ve kaide kullanılmamıştır. Aynı şey rastgele şekilli yeraltı mağaraları için de söylenebilir. Ama peribacalarının altındaki yeraltı şehirlerine inen ve oradaki evleri, merdivenleri, sütunları, duvar ve tavanlardaki resimleri ve sanatlı işlemeleri ve hatta havalandırma bacalarını gören kişi, bunların akıl ve ilim sahibi varlıklar yani insanlar tarafından bir amaç gözeterek yapıldığı kanaatine varır – etrafta hiçbir insan görmese bile. Çünkü amaç gözeterek, özenerek, ölçerek, faydalılığı esas alarak ve sanatla yapmak, ancak bilgi, bilinç ve irade ile olur.

İlginçtir ki yerde mozaik taşları ile yapılmış bir kuş resmi gören bir kişinin zihni hemen onu yapan insana intikal ederken, gökte uçan canlı bir kuş gören kişi onu bir yapıcıyla ilişkilendirmek yerine tesadüfler zincirine verebilmektedir.

Dünyadaki tüm arkeologların önerisi ve tüm insanların onayıyla sabittir ki, doğa kanunları ve kuvvetlerinin etkisi altında bir mermer sütun veya bir dikiş iğnesi bile meydana gelemez. O yüzden, bakterilerden çiçeklere, balıklara, kelebeklere ve insanlara, her saniye meydana gelen sanat, bilim ve teknoloji harikası trilyonlarca canlı organizma ve her biri modern bir kimya fabrikası olan ve her saniye ağaç dallarında oluşmaya başlayan trilyonlarca yaprak, hal dilleriyle, her saniye, deizmi trilyonlarca kez tekzip etmekte, akıl ve mantık dışı ilan etmektedir.

 

Giriş: Deizm ve kısa tarihçesi

Günümüzde oldukça farklı dünya görüşlerini temsil etmelerine rağmen, ‘deizm’ ve ‘teizm’ tabirlerinin her ikisi de ‘tanrı’ anlamına gelen sırasıyla Latince ‘deus’ ve Yunanca ‘teos’ kelimelerinden türemişlerdir. Yani ‘deizm’ görüşü, semavi dinlerdeki ‘teizm’ gibi, varlığı kendinden olan ve evreni yoktan var eden ‘tek tanrı’ inancına dayalıdır. Ancak deizm ile teizm arasındaki benzerlik burada sona ermektedir. Deizm, tek tanrı inancına dayalı olmasına rağmen, peygamberlere ve kutsal kitaplara dayalı semavi dinleri reddederek, teizmden ayrışıp ateizme yaklaşmaktadır. Klasik ve modern versiyonları arasında önemli farklar olmasına rağmen, deizm genel hatlarıyla şöyle özetlenebilir:

  • Ezeli olan Allah, bir saat ustasının saati yapıp kurduğu gibi, evreni yaratıp ilk hareketi vermiş ve sonra evreni kendi haline bırakmıştır. Evren, başta Newton’un kanunları olmak üzere tüm doğa kanunlarının öngördüğü şekilde, kurulu bir saat gibi, işlemeye devam etmektedir. Hayatı var edip insana akıl ve muhakeme gücü veren Allah, yaratılış alemine ve insanların eylemlerine direk olarak müdahale etmemektedir.
  • Semadaki yıldız ve gezegenlerin Newton’un kanunları doğrultusunda hareket etmelerinin anlaşılmasıyla, evreni, hareketi Allah tarafından başlatılan ve doğa kanunlarına göre hareketine kendi kendine devam eden büyük bir makine olarak gören klasik deizm inancı, 17nci yüzyılda bilimsel devrim sürecinde ortaya çıkmaya ve yayılmaya başlamıştır. Ancak 19’uncu yüzyılda etkisini kaybetmeye başlamıştır.
  • Allah ile doğanın bir ve aynı olduğu görüşünü paylaşan panteizm ve pananteizm felsefi akımlarından etkilenen ve ruhani ve mistik bir boyutla kendini yenileyen modern deizm, internetin de etkisiyle, 21nci yüzyılın başlarında hızla yükselen bir görüş olmuştur.
  • Deizme göre gözlem ve muhakeme, fen bilimlerinde olduğu gibi, her türlü bilginin kaynağıdır. Doğal alemi gözlemlemek ve muhakeme etmek, tek bir yaratıcının varlığı sonucunu çıkarmak için yeterlidir.
  • Deizm vahyi, kutsal kitapları, peygamberleri, mucizeleri ve tüm bunlara dayalı semavi dinleri ve onların öğretilerini reddeder. Deistler için İslamiyet ve Hıristiyanlık gibi organize semavi dinler ile Kur’an ve İncil gibi kutsal kitaplar yok hükmündedir.
  • Ruhun varlığı ve ölümsüzlüğü hakkında deistler çok farklı görüşlere sahiptir. Bazı deistler ruhun varlığını inkâr ederken, bazıları da ruhun ebediliğine ve hatta ölümden sonra dünyadaki davranışlarına dayalı olarak Allah’tan ceza veya mükafat göreceklerine inanır.
  • Doğa kanunlarının bir makine gibi işleyen evrenin tüm hal ve hareketlerinde belirleyici rol oynadığı görüşü, ‘determinizm’ felsefi görüşünü doğurmuştur. Bu görüşe göre, insanların davranışları dahil evrende olmuş ve olacak her şey, güneşin yarın saat kaçta doğacağı gibi, sebep-sonuç ilişkileri kapsamında önceden tamamen bellidir. Bu görüş, hür iradenin varlığı konusunda birçok felsefi tartışmayı da beraberinde getirmiştir.
  • Bazı panteizm fikirlerini adapte etmiş olan deizm, Allah ile evrenin bir ve aynı olduğu inancını ifade eder ve ‘pan-deizm’ olarak bilinir. Bu görüş aslında Allah’ı evrene yayıp yok etme yani Allah’ı inkâr edip O’nun bazı vasıflarını evrene yükleme düşüncesinden farklı bir şey değildir.

Tarihî Perspektif: Bilimsel Devrim ve Din-Bilim Çatışması

16’ncı yüzyılda Nicolaus Copernicus (1473-1543), Johannes Kepler (1571-1630), ve Galileo Galilei’nin (1564-1642) gözlem ve deneye dayalı çığır açıcı çalışmaları ve ardından 17nci yüzyılda Isaac Newton’un (1643-1727) fiziğin kuvvet ve hareketle ilgili 3 temel kanununu formüle etmesi, bilimi tekelinde tutan din kurumunu sarstı. Evren hakkında gözlem, deney ve akıl yürütmeye dayalı bu yeni bilgi edinme yaklaşımı, bilimsel yöntemin temellerini attı ve modern bilim çağını başlattı. Devam edegelen bilimsel buluşlar asırlar boyu süren anlayışları sarstı ve halkın dünya görüşünü değiştirdi. Ve sonunda akıl yürütmeye dayalı modern düşünce tarzını pekiştirdi.

Dünyanın güneş sisteminin merkezi olması gibi doğruluğu sorgulanmadan yüzyıllar boyu devam edegelen inançları yıkan ve doğal olaylara mantıklı izahlar getiren bilimsel buluşlar, Batı’da kilisenin otoritesini sona erdirdi ve tüm dinî gerçeklikler hakkında artan bir şüpheciliğe yol açtı. Her şey kritik olarak sorgulanıyor ve yeni sorular yeni buluşlara kapı açıyordu. İnanç ve teslimiyet çağı, yerini sorgulama ve akıl yürütme çağına bırakırken, bilimin temsilciliği de vahiy kaynaklı dini otoriteden akıl ve gözleme dayalı bilimsel kurumlara geçti. Sonunda tüm bilinen evren, bilimlerin çalışma sahası ilan edildi ve din, metafizik ve moral değerler sahasına çekilmeye zorlandı.

Artık kilisenin duruşu zayıflamış ve dini gerçeklere güven sarsılmıştı. Fen bilimlerinin baskınlığı, doğa-üstü varlıklardan söz eden kutsal kitaplar ve mucizeler gibi, doğa kanunlarını ihlal eden her şeye şüpheyle yaklaşılmasına sebep oldu. 20’nci yüzyılın başlarında dine ve her tür kutsala enaniyetle tepeden bakan oldukça başarılı ve bir o kadar da hoyrat bir bilim müessesesi vardı. Bilim, ‘scientism’ (bilimdin) görüşünün zemini olarak, fizik-ötesini inkâr etmenin kaynağı ve dayanağı oldu.

Aynı devrede, benzer değişimler uygulamalı fenler ve mühendislikte de cereyan ediyordu. 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda dünya ‘sanayi devrimi’ (industrial revolution) olarak bilinen bir endüstriyel devrimden geçti. Bu devir, teknolojiyi en etkin bir güç ve zenginlik kaynağı olarak tesis etti. Sanayileşme ve işçi sınıfının oluşumu, zaman içinde politik sistemlerden bireysel düşünceye kadar, toplum ve birey hayatının her katmanında kalıcı etkiler yaptı. Ekonomik ve sosyal değişimler, bireycilik ve bireysel hürriyetleri doğurdu ve toplumların moral değer sistemlerini alt üst etti. Artık tüm gözler dünyaya ve maddi kazanç ve haz sağlayan şeylere döndü ve maneviyat ve ahiret düşüncesi geri plana düştü.

 

Bediüzzaman’dan Bilimsel Yaklaşım

Tüm insanlar aynı evreni gözlemler. Ancak, akıl yürütmesine bağlı olarak, herkes gördüklerinden farklı anlamlar ve sonuçlar çıkarır. Zaten bu yüzden fen bilimlerinde birlik, felsefede ise ayrılık vardır. Bediüzzaman, klasik din alimlerinden ayrışarak, sorgulamayı devre dışı bırakıp vahyi mutlak doğru kabul ederek tezlerini vahiy üzerine bina eden anlayışı benimsemez. Aksine, deistlerin kullandığı dikkatli gözlemler ve eleştirel düşünce zemininde, akla uygunluk, mantıklılık ve gözlemlerle uyumluluk kriterlerini esas alarak, gerektiğinde kıyas ve analojiye başvurarak, ikna edici argümanlarla vahyin doğruluğunu gösterir. Yani Bediüzzaman, gözlemleme ve akıl yürütme ile vahyin birbirine zıt değil, birbiriyle uyumlu olduklarını gösterir.

Bediüzzaman da deistler gibi doğal olayların doğa kanunlarıyla uyumlu olarak meydana geldiğini ifade eder. Ama deistlerden farklı olarak doğa kanunlarının bir yaptırım gücü olmadığını ve dolayısıyla ‘fail’ yani ‘yapan’ olamayacağını izah eder. Örneğin kopya çekmeyi yasaklayan bir kanun veya kural, kopya çekmeyi önleyemez. Derse devam zorunluluğu kanunu da kimseyi zorla derse getiremez. Kanunlar, gözlemlere dayalı olarak keşfedilir. Yani kanunlar çıkarımsaldır. Hayatında ilk defa trafiğe çıkan bir kişi, tüm araçların kırmızı ışıkta durup yeşil ışıkta geçtiğini gözlemleyerek ve akıl yürüterek, ‘Araçlar kırmızı ışıkta durur, yeşil ışıkta geçer’ kanununu keşfeder. Ancak araçları kırmızı ışıkta durduranın bu kanun olduğunu düşünürse hata eder. Çünkü kanun farazi bir varlıktır ve yaptırım gücü yoktur.

Bediüzzaman ayrıca, fizik aleminde her şeyin bir amaçla faydalılık gözeterek ilim, irade ve kudret ile yapıldığına dikkat çeker. Doğa kanunlarının ise amaç gözetme, faydalılığı esas alma, ilim ve irade sahibi olma ve güç yetirme gibi vasıflardan uzak olduklarına vurgu yapar. Böylelikle deizm tezinin akla uygunluk, mantıklılık ve gözlemlerle uyumluluk testlerinden kaldığını gösterir. Deistler, evreni ve doğa kanunlarını yaratan ilahı emekliye ayırıp adeta doğa kanunlarını ilah ilan ederler. Ancak, aşağıda izah edildiği gibi, bir kurallar ve kanunlar kümesi olan doğa kanunlarında ilahlık vasıfları yoktur.

 

Yunus A. Çengel

Mütevelli Heyeti Üyesi, Üsküdar Üniversitesi, İstanbul

Professor Emeritus, University of Nevada, Reno, ABD

yunus.cengel@yahoo.com

 

Devamı: 26 Mart 2019

 

[1] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 138, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[2] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 134, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[3] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 135, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[4] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 137, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[5] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 141, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[6] Said Nursi, Sözler, 16. Söz, Küçük bir Zeyl, s. 281, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[7] Nursi, B. S., İsaratül İcaz, Envar Neşriyat, İstanbul, 1998, s. 87-88.

[8] How Did Life Begin: An Interview with Andy Knoll,” NOVA Science Programming, PBS, http://www.pbs.org/wgbh/nova/origins/knoll.html

[9] Laplace, Pierre Simon, A Philosophical Essay on Probabilities, s. 4, translated from the 6th French edition by Frederick Wilson Truscott and Frederick Lincoln Emory, Dover Publications, New York, 1951.

[10] https://mybroadband.co.za/news/hardware/200748-how-a-computer-chip-is-created-from-sand-to-cpu.html; accessed: Dec. 29, 2018.

[11] https://en.wikipedia.org/wiki/Transistor_count; accessed: Dec. 29, 2018.

[12] Walter Isaacson, Einstein – His Life and Universe, s. 388, Simon & Schuster, New York, 2007.

[13] Laughlin, R. B., A Different Universe – Reinventing Physics from the Bottom Down, Basic Books, New York, 2005, p. back cover page.

[14] Aynı eser, preface, p. xiv.

[15] Aynı eser, preface, p. xv.

[16] Aynı eser, s. 45.



Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Yunus Çengel

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?