Nurdan Haber

Doğa Kanunları: Nedir. Ne Değildir? -2

Doğa Kanunları: Nedir. Ne Değildir? -2
26 Mart 2019 - 7:10
‘Deizm, Teizm ve Ateizm Üçgeninde Varoluş’ Paneli

Üsküdar Üniversitesi, İstanbul

20 Mart 2019

FİZİK (DOĞA) KANUNLARI: NEDİR, NE DEĞİLDİR

Maddeyi Bir Arada Tutan Maddesiz Tutkal: Kuvvet

Eğer evren sadece madde (veya enerji) olsaydı, büyük patlamadan (big bang) sonra irili ufaklı bir toz bulutu (veya bir radyasyon alanı) olarak kalacaktı. Atom gibi anlamlı yapıların oluşması, parçacıkların bir araya getirilmesiyle olur. Bu da kuvvet gerektirir. Örneğin proton içinde kuarkları ve atom çekirdeği içinde birbirini iten pozitif yüklü protonları bir arada tutan şey ‘güçlü kuvvet’tir. Kuvvet maddeye etki eder, maddeyle iletilir, ama madde değildir. Kuvvetin kendisi görülmez; varlığı madde üzerindeki etkisinden bilinir. Kuvvet olmasaydı, evrende biz dahil her şey dağılıp parçacık bulutuna dönecekti.

 

İlim ve İrade ile Yapılış

Kuşlar ve çiçekler gibi yeryüzünde gözlemlediğimiz tüm varlıkların gayet düzenli ve sanatlı olması, her şeyde hassas bir ölçü bulunması ve her şeyin bir faydaya ve amaca yönelik olması, evrende her şeyin ilimle yapıldığını ve yaygın bir ilmin varlığını gösterir. İlim de kanun gibi fizik dışıdır. Yani ilmin kaynağı madde değildir, çünkü maddenin temel yapıtaşı olan parçacık veya dalgalarda ilim diye bir unsur yoktur. Bilimsel araştırmalarla yapılan şey ilmi icat etmek değil, baştan beri var olan ilim veya bilimi keşfetmektir – bir hazine arayıcısının var olan bir defineyi fark edip bulması gibi.

Örneğin bitkilerin bez parçasını andıran basit görünümlü nazenin yaprakları, aslında havadaki karbondioksit gazı ile su buharını hammadde olarak kullanarak güneş enerjisini arabalarda sıvı yakıt olarak bile kullanılabilecek olan kimyasal enerjiye dönüştüren sessiz ve atıksız birer kimya fabrikasıdır. Fotosentez denen bu mekanizmanın tüm inceliklerinin ve değişen şartlardan nasıl etkilendiğinin ortaya konması, fen bilimlerinin çalışma konusudur. Keza, bir tavuk yumurtasının hangi şartlarda ve ne kadar sürede bir civcive dönüştüğünün veya karanlık bir toprağa gömülen bir karpuz çekirdeğinin hangi şartlarda ve hangi aşamalardan geçerek bir bitkiye dönüşüp hijyenik koca karpuz meyveleri oluşmasının incelenip irdelenmesi ve arka planda hükmeden kanun ve prensiplerin belirlenip ortaya konması yine fen bilimcilerin işidir. Hatta tavuk yumurtası ve karpuz çekirdeğindeki genlerde değişiklikler yaparak farklı özelliklerde tavuk ve karpuz elde etmeye çalışmak da fen bilimlerinin çalışma alanı kapsamındadır.

Fen bilimlerinin nihai çıktısı, verilerden çıkarımla ifade edilen ve doğruluğu deneylerle bağımsız olarak teyit edilen genel kanun, prensip ve prosedürlerden oluşan bir genel kanun ve prensipler topluluğudur.

 

Doğa Kanunları: Kurallar Kitabı veya Kudretli bir Hükümdar

Doğa, evrenin yaratılışından beri yürürlükte olup her zaman ve zeminde geçerliliğini sürdüren ve kendileri gözle görülmedikleri ve maddi vücutları olmadığı halde varlıkları gözlemlerle sabit olan kanunların toplamından ibarettir. Yani doğa, yerçekimi ve enerjinin korunumu gibi, tüm fizik âleminde hükmünü icra eden ve fizik kanunları da denen ‘doğa kanunları’nın tamamından oluşan madde-dışı bir varlıktır. Madde-dışı bu vasıflar doğanın tanrılaştırılmasına yol açmış ve kökleri milattan öncesine Plato’ya kadar uzanıp Hollandalı filozof Baruch Spinoza’nın 17nci yüzyılda felsefi altyapısını oluşturduğu ve birçok önde gelen fizikçilerin de benimsediği panteizm felsefi akımına yol açmıştır. Panteizm, tanımını ‘Allah her şeydir, her şey Allah’ klişesinde bulur. Panteizmde madde, kuvvet ve kanundan ibaret olan doğa ile Allah aynı gerçeğin iki değişik ismidir. Ancak bu görüş sonraları çok kısıtlayıcı bulunmuş ve maddeden bağımsız olup maddeye nüfuz eden bir doğa üstü varlığın da olduğunu kabul eden pananteizm felsefi akımı doğmuştur.

İnsanların doğayı gözle görünmeyen kudretli bir hükümdar olarak hayal etmelerini pek de garipsememek lazımdır. Çünkü, insanın hür iradesiyle yaptığı işleri düzenleyen kanun ve kaidelere, bazıları pekâlâ yaptırım gücü olan dirayetli bir hâkim olarak bakabilir. Bir dağ köyünden şehre ilk defa inen ve ortalıkta trafik polisi görmeyen bir kişi, arabaları kırmızıda durduran şeyin trafik kanunu olduğunu kabulde pek zorlanmayacaktır. Keza, rüşvet suçuna ağır cezalar öngörülen bir ülkede rüşvete bu ceza kanununun engel olduğunu söyleyenler çıkacaktır. Veya Kur’an’daki orucu farz kılan ayeti, gündüz yenip içilmesine izin vermeyen keskin görüşlü ruhanî bir varlık olarak hayal edenler olacaktır.

Aslında bir kanun, kaide veya ayetin yaptırım gücü ne kadarsa, doğa kanunlarının da yaptırım gücü o kadardır. Nasıl trafik kurallarının kendi başlarına trafiği düzenleme güçleri yoksa, doğa kanunlarının da evrende kendi başlarına hayranlıkla gözlemlediğimiz düzeni sağlama güçleri olamaz. Keza, bir canlının genetik haritasının çıkarılmış olması ve her hücrenin çekirdeğinde o canlının tüm özelliklerinin yazılı olması, tek bir hücrenin klonlama yoluyla belli kanunlar muvacehesinde o canlıya dönüşmesini basitleştirmez. Aksine, harikalığını tüm akıllara güneş gibi gösterir.

Bir cep telefonunun tüm özellikleri ve üretim aşamalarının tüm detayları ve mühendislik çizimleri, portakal çekirdeği büyüklüğündeki bir hafıza aletine yazılabilir. Şimdi, bu çekirdeği cep telefonunun yapımında kullanılan malzemelerin bolca bulunduğu bir toprağa gömüp yerden bir cep telefonu (veya daha da garibi, dallarında yüzlerce cep telefonu asılı bir cep telefonu ağacı) çıkmasını bekleyen kişiye herhalde deli nazarıyla bakarlar. Ama nedense doğada defalarca gözümüz önünde meydana gelen bundan çok daha garip olayların – ülfet denen göz alışkanlığından, şartlanmadan veya körlükten olsa gerek – farkına bile varılmıyor.

Örneğin, bir portakal ağacının ve meyvelerinin bütün özellikleri ve ağaç büyüyüp meyveler oluşurken geçilecek bütün aşamalar, çekirdeklerinde yazılıdır. Çekirdekteki genetik kodları okuyabilen bir kişi bütün bunların detaylarını verebilir. Çekirdek, uygun şartlar altında toprağa gömülünce, çekirdeğin kökler oluşturup etrafından su le birlikte gerekli maddeleri tanıyıp almasını ve adeta nanoteknoloji kullanarak atomik ölçekte üretim yapmasını, sağlam bir gövde ve dallar oluşturmasını, yapraklar dokumasını, güzel kokulu çiçekler açıp portakal yapımına geçmesini, her portakal içinde karanlık bir bölmede hiçbir alet kullanmayarak şeffaf zarlarla ayrılmış dilimler içinde, gayet hijyen bir şekilde portakal suyunu tutabilen yüzlerce lifler yapmasını, sonunda her meyvenin dışını son derece sanatlı ve süslü su geçirmez koruyucu bir kabukla örtmesini nedense hiç garipsemiyoruz. Hele her portakalın içine liflerin arasına, her biri adeta dürülüp küçültülmüş birer minyatür portakal ağacı olan çok sayıda çekirdek konmasını düşünmeye bile değer görmüyoruz.

Parçacıkların bir düzen içindeki hareketine ve varlıkların düzenli değişimine bakıp, komutları icra edilen kanunları görüyoruz. Ama nedense perde arkasında o görünmeyen el kitabına göre işleyen manevî tezgâh ve tezgahtarları görmezden geliyoruz. Toprağa bir portakal tohumu ekerek gözünün önünde devasa bir portakal ağacının büyümesini ve dallarında portakallar oluşmasını hayretle seyreden bir kişinin büyük bir gururla ‘artık ben portakal yapıyorum’ iddiası ne kadar geçerli ise, canlıların çekirdeklerini kopyalayıp onlardaki gen dizilimleriyle oynandıktan sonra bu çekirdeğin uygun şartlarda üzerindeki yazılım doğrultusunda gelişip büyümesini seyredenlerin ‘ben yeni bir canlı yaptım’ iddiası da o kadar geçerlidir.

Bir kişi, evde çöpe attığımız yemek ve sebze artıklarını hiç elektrik kullanmadan hijyen bir şekilde yumurtaya dönüştüren bir ev aleti yapacak olsa, herhalde böyle harika bir aletin mucidine en yüksek ödülleri layık görürdük ve o yaratıcı dehayı överek göklere çıkarırdık. Ama aynı şeyi binlerce yıldır yapan ve bilim ve teknolojiden haberi bile olmayan ‘kuş beyinli’ tavuğu fark etmiyoruz bile. Keza, mağara ağzı gibi bir dehlizden daimî şekilde yeni arabalar çıkıp tırlara yükleniyorsa o dehlizin arkasında işçisi, mühendisi, tüm tezgâhları ve elektrik şebekesine bağlantılarıyla tam teşekküllü bir araba fabrikasının olduğundan emin oluruz. Aksini iddia edenlerin de aklından şüphe ederiz.

Karanlık bir odada belli bir sıcaklıkta belli bir süre tutulan bir tavuk yumurtasının, bir gün kabuğunun çatlayıp içinden bir civcivin yürüyerek ‘cik, cik’ sesleriyle merakla etrafına bakarak çıkmasını hiç garipsemeyiz. Civcivi görünce “doğa kanunları” deme kolaylığına kaçarız. Ama, bir dehlizden çıkan yeni arabayı görünce, arka plandaki yönetim kadrosu, teknik ekip, işçiler ve tezgâhları inkâr edip ‘fabrikada yürürlükte olan üretim kuralları’ deyip arabanın içerideki malzeme yığınlarından kendi kendine meydana geldiğini söyleyerek işin içinden çıkamayız – tabi deli damgası yemek istemiyorsak.

 

DNA Yazılımında Yansıyan Mana veya Ruh

Cansız varlıklar ile bitkiler gibi hür iradesi olmayan canlılar, tüm hareketlerinde, evrenin adeta yaygın bir ruhu gibi olan fizik kanunlarına tabidir. Çekirdekler, bitkilerin bütün özellikleri ve gelişim süreçleri boyunca geçirecekleri evreler ile ilgili bilgilerin DNA moleküllerinde H, C, N, O ve S yani hidrojen, karbon, nitrojen, oksijen ve kükürt atomlarından oluşan 4 harfli (A, T, C ve G nükleotid baz molekülleri) bir alfabe ile yazılmış bir yazılımdır. Nokta gibi küçücük bir çekirdekte yazılıp korunan koca bir ağacın yapılış ve meydana geliş kanunları ve programı, adeta beden ölünce bile varlığını devam ettiren bir ruhu andırmaktadır.

Farklı bitki türlerinin çekirdeklerinin genetik yapıları da farklıdır. Genlere müdahale ederek bir bitki türünün bazı özelliklerini değiştirmek mümkündür. Ancak değişime uğrayan tür, bu değişiklikleri çekirdeklerine aktaramaz ve dolayısı ile yeni bir tür oluşturamaz. Öyle görülüyor ki bir türün ruhunun nüfuz edip özelliklerinin yansıdığı DNA matrisindeki kelime veya harflerle oynayarak, ruhun o üyedeki yansıması ve yapılan değişikliğe karşılık gelen özellikler değiştirilebilir. Ama yeni bir ruh veya öz oluşturulmaz. Yani dıştan müdahale ile türlere yapılan değişim aslî değil, arızîdir.

Mutfakta yemek masası üzerine plastik harflerle yazılmış bir yemek tarifi ile, o tarife göre yapılmış olan yemek arasındaki ilişki neyse, bir çekirdekte atomlarla DNA molekülünün üzerine yazılmış bir canlının tarifi ile o tarife göre meydana gelmiş olan canlının ilişkisi odur. Yemek, masa üzerindeki harflerle anlatılan tarife göre yapılmıştır. Ancak yemek tarifi, bırakın yemek yapmayı, kendini bile okumaktan, anlamaktan ve hatta kendisinin bir yemek tarifi olduğunu bilmekten acizdir. O yemeği ancak tarifi okuyup anlayabilen, o yemeği yapmak isteyen ve yapmasını bilen, yemek malzemelerini istediği gibi kullanabilen ve yemek pişirme gücü olan bir usta yapabilir. Hele yemeğin her lokmasında minnacık harflerle bir de yemeğin tarifi yazılmışsa, o usta aynı zamanda bilgelik unvanını da hak eder.

Benzer şekilde, bir bitki, insan veya hayvanın, DNA’daki tarife uygun olarak oluşmasını DNA’ya vermek, aynen harflerden ibaret yemek tarifi gibi, atomlardan ibaret DNA’ya kendini okuyup anlayabilme, tarifi yazılı şeyi yapmak isteme ve yapmasını bilme, etraftaki atom ve molekülleri tanıma ve onları istediği gibi kullanabilme ve DNA’daki tarife göre yapma gücüne sahip olma gibi, kendisinde hiç olmayan harikulade özellikleri yüklemek demektir. Keza, bir satırlık bir yazı yazarsız olmazken, bir satırda ve hatta bir noktada karıştırmadan yazılan bir kitap elbette düşündürücüdür.

 

Yunus A. Çengel

Mütevelli Heyeti Üyesi, Üsküdar Üniversitesi, İstanbul

Professor Emeritus, University of Nevada, Reno, ABD

yunus.cengel@yahoo.com

 

Devamı: 29 Mart 2019

 

[1] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 138, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[2] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 134, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[3] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 135, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[4] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 137, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[5] Said Nursi, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 141, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[6] Said Nursi, Sözler, 16. Söz, Küçük bir Zeyl, s. 281, http://www.nuriklimi.org. Erişim tarihi: 20.06.2013.

[7] Nursi, B. S., İsaratül İcaz, Envar Neşriyat, İstanbul, 1998, s. 87-88.

[8] How Did Life Begin: An Interview with Andy Knoll,” NOVA Science Programming, PBS, http://www.pbs.org/wgbh/nova/origins/knoll.html

[9] Laplace, Pierre Simon, A Philosophical Essay on Probabilities, s. 4, translated from the 6th French edition by Frederick Wilson Truscott and Frederick Lincoln Emory, Dover Publications, New York, 1951.

[10] https://mybroadband.co.za/news/hardware/200748-how-a-computer-chip-is-created-from-sand-to-cpu.html; accessed: Dec. 29, 2018.

[11] https://en.wikipedia.org/wiki/Transistor_count; accessed: Dec. 29, 2018.

[12] Walter Isaacson, Einstein – His Life and Universe, s. 388, Simon & Schuster, New York, 2007.

[13] Laughlin, R. B., A Different Universe – Reinventing Physics from the Bottom Down, Basic Books, New York, 2005, p. back cover page.

[14] Aynı eser, preface, p. xiv.

[15] Aynı eser, preface, p. xv.

[16] Aynı eser, s. 45.