BİR DEVRİN KALBİ DURDU

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

BİR DEVRİN KALBİ DURDU

Şubat tatili için Türkiye’ye dönüyordum. Yanımda bir Türk iş adamı vardı. Üç saatlik yolculuk esnasında birçok mevzuun yanında siyasetten de bahsettik. Sıra Turgut Özal’a gelince, yol arkadaşım bakışlarını değiştirerek konuşmasına şöyle devam etti:

1980 öncesi sanayi, ticaret, ithalat ve ihracatın yüzde seksen beşi Yahudi, Hristiyan ve Rumların elindeydi. Fakat, Özal’ın iktidara gelmesiyle ibre tersine döndü. Anadolu iş adamlarını organize ederek ülkenin sanayii ve üretiminde yer almalarını sağladı.

Masonlar, meydana gelen bu tehlikeyi bertaraf etmek için iki hafta evvel İstanbul’da toplandılar. Ne yapıp edelim, ticaret ve sanayide eski günlere dönelim? Bu girdaba düşmemizin tek müsebbibi Turgut Özal’dır.

Komitenin toplantısında çıkan karar: “Üç ay içinde Özal öldürülecektir…”

Nitekim alınan karar üzerine 17 Nisan 1993 yılında bahsi geçen ülkenin 9. Cumhurbaşkanı öldürüldü ve sonrası ise, malum…

Özal öncesi Türkiye, üçüncü dünya ülkelerini andırıyordu. Şehirlerarası otomatik telefon yoktu. Halk ve devlet yokluk ve sefaletle mücadele ediyordu… Birçok devlet dairesinde kaloriferler çalışmıyordu. Memurlar kışlık paltolarıyla otururlardı masalarının başına…

Vatandaşın üzerinde Dolar veya Mark ya da yabancı para birimi bulundurması resmen suç teşkil ediyordu. Kürtçe konuşmak yasaktı. Mevzu bahis dilde söz veya sesin olduğu kasetler de yasaktı. Anlayacağınız tabii ve fıtri olan birçok şey yasaktı.

Özal, İnsan haklarına aykırı birçok kanun müsveddesini tarihin çöplüğüne attı.

Yıllar yılı yasak olan Kürtçenin serbest konuşulmasının önünü açtı. Siyonistler tarafından yangına çevrilen Doğu ve Güneydoğu illerine şefkat elini uzatarak ateşi söndürmek istedi, ancak ömrü kifayet etmedi.

İktidara geldiği ilk günlerde Risale-i Nur eserlerinin basımını ve dağıtımını Meclisten çıkardığı özel bir kanunla serbest hale getirdi. İmam-Hatip okulları ve İslami eğitimin önündeki engelleri tek tek ortadan kaldırdı.

Türkiye’yi, vahşi Batının esaretinden kurtarmanın yollarını çok iyi biliyordu. Savunma sanayii, ihracat, madencilik ve petrol arama çalışmaları için ülkenin bütün kaynaklarını seferber etti… Aselsan gibi birçok dev savunma sanayii şirketlerinin temelini attı…

Çok cesur bir liderdi…

Körfez Savaşı esnasında Musul ve Kerkük’e girecekti, ancak arkasında yürüyecek orduyu bulamadı. Demirel, Kenan Evren, NATOCU ve FETÖCÜ subayların hıyanetine maruz kaldı. Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay’ı makamına çağırarak: “Ya istifa et ya da ben seni görevden alırım” diyerek istifa ettirdi. O yüzden cuntacılar O’nu hiç sevmezdi, O da darbecileri… Askeri garnizonları takım elbise yerine spor ayakkabı ve şortla teftiş ederdi…

Ferasetli ve ileri görüşlü bir liderdi…

“Süleyman Demirel, nerede bir kaçakçı, nerede bir hırsız ve hortumcu varsa arkasına alıp hıncahınç geliyor. İktidarı ele geçirirse memleket felakete gider” diyordu.

Aynen öyle oldu…

Başbakan Merhum Necmettin Erbakan zorla istifa ettirildi ve iktidar, Demirel’in adamlarına altın tepside ikram edildi. Arka arkaya şirket iflasları ve ekonomik felaketler yaşandı. Yirmi beş bankadan milyarlarca dolar hortumlandı. Paralar, yerli ve yabancı hırsızların kasasına indirildi.

Kur’an Kursları kapatıldı. Katsayı bahanesiyle İmam-Hatip Liselerinin içi boşaltıldı. Başörtülü kızlar üniversite kapılarından içeri sokulmadı… İçeri girmek isteyen de faşist CHP’lilerin kurduğu ikna odaları ve polis coplarıyla karşı karşıya kaldı.

Güneydoğu’da susturulan silahlar yeniden ateşlendi. NATO ve FETO’nun hizmetine mahsus elemanlar tarafından binlerce köy içindekilerle beraber yakıldı Binlerce fail-i meçhul cinayet işlendi ki hala bugün o cinayetlerin acısını çekiyoruz.

Yeni Asyacılar, Süleyman Demirel’e dost, Rahmetli Özal’a düşmandı. Babalarının başa gelmesiyle sevince boğulup bayram ettiler. Baba da: “Başörtüsüyle okumak isteyen varsa Arabistan’a gitsin” diriktifiyle Yeni Asyacıları, kafasında yumurta patlatılan Avustralyalı faşist vekile çevirdi…

Refah Partisi cephesinden de durum pek farklı değildi. 1986 yılında yasaklı olan Erbakan’a serbest siyaset yapma hakkını referandumla kazandıran Özal’a, ne hikmetse vefalı davranılmıyordu.

Nitekim dönemin Refah Partisi milletvekillerinden Sayın Şevki Yılmaz Hoca “Eğer rahmetli Özal ile Erbakan bir arada olsaydı 28 Şubat olmazdı. Özal’ın zehirlenmesinin sebeplerinden biri, Erbakan hoca ile aynı anda Cumhurbaşkanı yapılmasını önlemekti. ‘Erbakan Başbakan, Özal Cumhurbaşkanı olmasın’ diye Özal’ı ortadan kaldırdılar” itirafında bulunacaktı.

Yıllarca Milli Gazetede ve muhtelif dergilerde köşe yazarlığı yapan Abdurrahman Dilipak da “15 Temmuz’un üç tane öncü şehidi var. Onlardan birisi de Turgut Özal’dır” diyecekti.

Merhum Özal, dünyayı idare edecek zekâ ve beceriye sahipti. Din düşmanı Fetöcülerin esas gaye ve maksatlarını keşfetmişti… Devlet dairelerinden onları temizlemek için kolları sıvamıştı ancak sinsi düşmanları erken davrandı.

Abdülhamid Han ve Recep Tayyip Erdoğan gibi Merhum Turgut Özal da yalnızdı. Her taraftan kendisine amansız hücumlar vardı.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanıydı, lakin; vefatı esnasında yanında Allah’tan başka hiç kimsesi yoktu. Yahudi taktiğiyle zehirlediler Özal’ı… Kalp krizi süsü verilerek FETÖCÜ doktorların nezaretinde hiçbir müdahale yapılmadan, bile bile, göz göre göre ölüme terk ettiler. Sevenleri yetişmeye çabalarken hain ve zalim eller tarafından verilen zehirin etkisiyle ruhunu Rahman’a teslim etti…

O gün, bir devrin kalbi durdu…

Ankara ve İstanbul’da yüzbinler yürüdü… Mahşeri kalabalıklar Tekbir sesleriyle tabutuna eşlik etti.

“Dua, tekbir ve salavatlarla cenazemi kaldırın” şeklinde vasiyet etmişti zaten… O gün Arap arkadaşlarla Mekke’de gıyabi cenaze namazını kıldık, ruhuna fatihalar okuduk…

Cumhuriyet tarihinde, Allah rızası için alnı secdeye değen ilk Cumhurbaşkanıydı… Vefatı münasebetiyle Çankaya Köşkü’nde tarihte ilk defa Kur’an okundu…

Birkaç satırla hizmet ve değeri anlatılamayacak kadar büyük bir liderdi, Merhum Turgut Özal…

Bu fani dünyada iken tanınmadın, kıymetin bilinmedi… Ebedi hayatta Cennet mekânın, şüheda ve sâlihîn yoldaşın olsun…

Dualarımız seninle… Nur içinde yatasın ey aziz insan !…

Muhammed Kahtavi



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Muhammed Kahtavi

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?