Selâhaddîn Eyyûbî -5

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Mehmet Nuri Turan

KRALLAR SAVAŞI, HİTTÎN MUHAREBESİ

581’de (1185) Musul ile ihtilâfı hallederek ordusunu daha da güçlendiren Selâhaddîn aradığı fırsatı 583 (1187) yılında yakalayabildi. Bu arada Kudüs Kralı IV. Baudouin ölmüş, yerine küçük yaştaki oğlu V. Baudouin geçmiş ve Trablus Kontu III. Raimond kral nâibi olmuştu. V. Baudouin’in annesi bir müddet sonra Guy de Lusignan ile evlendi ve Guy kral seçildi. Guy de Lusignan’ın kral olmasına kızan III. Raimond, Selâhaddîn ile ittifak yapmanın yollarını aramaya başladı. Bu sırada Kerek-Şevbek bölgesi hâkimi Renauld de Châtillon, topraklarından geçen zengin bir Müslüman kervanını aradaki anlaşmaya rağmen yağmalayıp mallarına el koydu, yolcuları esir aldı. Selâhaddîn malların ve esirlerin iadesini istedi, ancak hem kral hem Renaud bunu reddettiler. Bunun üzerine sultan 583’te (1187) Kerek’e karşı büyük bir sefere çıkmaya karar verdi. Dımaşk’ın güneyinde Re’sülmâ denilen yerde oğlu el-Melikü’l-Efdal’i askerlerin başında bıraktıktan sonra hassa birliğiyle ilerleyip Kerek topraklarını yağmaladı.

Bu arada el-Melikü’l-Efdal, çevreden gelen askerlerden oluşturduğu seçkin bir birliği Muzafferüddin Kökböri kumandasında akına gönderdi. Bu birlik Franklar’ın öncü birliğini ağır yenilgiye uğrattı. Selâhaddîn bunu öğrenince Taberiye gölünün doğusundaki Aşterâ’ya döndü. Mısır’dan gelen askerlerle el-Melikü’l-Efdal’in yanında toplanan askerler birleşti, böylece 12.000 süvari toplanmış oldu. Ardından Selâhaddîn, Hittîn denilen yerde (Ürdün nehrini arkasındaki  Boynuz şekilde “Hittin” adlı bir volkanik kayadan oluşan bir tepe önünde bulunan Hittin köyü.) Haçlılar’la yaptığı meydan savaşında büyük bir zafer kazandı (24-25 Rebîülâhir 583 /3-4 Temmuz 1187).

Muharebenin Ayrıntıları

3 Temmuz günü Haçlı ordusu Saffuriye’den sabah erken yola çıkarak genellikle 4 saat çeken Tiberiyas yanındaki bu mevkiye, hiç bir su kaynağı bulunmayan bir yol takip ederek, gitmeye başladı. Selâhaddîn’in ufak pusu ve yan hücumlarıyla yavaşlayan Haçlı ordusu ancak akşam üstü susuzluklarını gidermeyi planladıkları Tabariye Golünü uzaktan gören bir sırta vardılar. Hıttin köyü bu sırtın altındaydı ve ilerisinde Tabariyee Gölü ve su bulunmaktaydı. Ama bu mevki ile bu su kaynağı arasında Selâhaddîn Eyyubî’nin ordusu bulunmaktaydı. Bu nedenle Haçlı ordusu geceyi de susuz geçirdi.

Ertesi gün 4 Temmuz 1187de şafakla beraber Haçlı ordusu önde piyadeleri sırttan aşağıya göle doğru bir hücuma geçti. Susuzluktan çılgın gibi ileri atılan Haçlı piyadeleri Selâhaddîn ordusu tarafından püskürtüldü. Selâhaddîn’in ordusu tarafından arkalarından takip edilen Haçlı piyadeleri hızla gerideki atlı şövalyelere doğru düzensiz olarak geri çekilmeye başladı. Bu her iki Haçlı ordusu grubunun durumunu da karıştırdı. Özellikle ağır süvari birliği olan Şövalyeler kendilerine doğru kaçmakta olan Haçlı piyadeleri arasından onları takip eden Eyyubî birliklerine karşı bir süvari hücumuna geçme imkanları olmadı. Haçlılar hiçbir savunma hattı da kuramadılar. Tepenin arkasından gelen hafif Eyyubî süvarileri tarafından kuşatıldılar. Ama sonuna kadar savaşmakta devam ettiler. Trablus’lu Raymond kuşatmayi yarıp kaçmayı denedi ve onu tanımış olan Eyyubî alt komutanları tarafından kaçmasına karşı konulmadı. Raymond böylece kaçmayı başardı ve Trablus’a gidebildi. En sonunda Hittin köyü civarındaki tepede Kral ve 150 kadar şövalye direniş yaptılarsa da sonunda bu şövalyelerin hepsi ya öldürüldü yada esir alındı.

Eyyubî ordusu Kudüs Kralı’nı esir aldığı gibi Krallık otağı Renauld de Châtillon ele geçirmişti. Haçlı ordusu içinde bulunan Akka Kardinalı öldürüldü ve bu din adamının Haçlılara moral vermek için yanında taşıdığı İsa’nın üzerinde olduğu “gerçek istavroz çarmıh” da Eyyubîler eline geçti. Haçlı esirleri arasında Kral Guy de Lusignan yanında kardeşi II. Amalrik, Renauld de Châtillon , Montferrat’lı V. Giyom, Redefortlu Gerard ve birçok Haçlı soylular bulunmaktaydı. Bu muharebeye katılan ve imha edilen Haçlı ordusunun 17.000 ölü zayiat verdiği bildirilir.

Selâhaddîn’in esirleri arasında bulunan Kudüs Kralı Guy de Lusignan ile Renauld de Châtillon Selâhaddîn’in çadırına getirildiler. Burada Selâhaddîn Krala kendi eliyle bir bardak su verdi. Kral da suyu içtikten sonra bardağı Renauld de Châtillon’a uzattı ve o da sussuzluğunu giderdi. Fakat Selâhaddîn tercümanına “Krala söyle bu ihtiyar Renauld de Châtillon’a su verenin kendisi olduğunu bilsin” dediği bildirilir. Zamanın geleneklerine göre bir harp esirine, onu esir alan kendi eliyle su verirse esirin hayatı bağışlanmış olmaktaydı. Fakat Selâhaddîn Raynald’in eski ihanetlerini ve nefret uyandıran eşkiyalık hareketlerini af etmeyeceği gayet açıktı.

Renauld de Châtillon ‘ın hariç  Kral Guy ve etrafındaki soylu şövalyelerin hepsinin hayatları bağışlandı. Bilahare fidye alınarak serbest bırakıldılar. Ama esir alınan keşiş-asker Hospitalier Şövalyeleri ve Tapınak Şövalyeleri’ne İslam dinini kabul etme teklifi yapıldı ve bunu kabul etmeyenler ertesi gün idam edildi.

Muharebe Sonrası Olanlar;

Selâhaddîn bu zaferden sonra hızlı bir fetih hareketine girişti. Filistin’de Akkâ, Taberiye, Askalân, Nablus, Remle, Gazze dahil birçok kaleyi ele geçirdi. Birkaç hafta içinde büyüklü küçüklü elli iki şehir fethedilmiş, sıra Kudüs’e gelmişti. Sultan 20 Eylül 1187’de Kudüs’ü kuşattı. Mi‘rac mucizesinin yıl dönümü olan 27 Receb 583 (2 Ekim 1187) Cuma günü 49 yaşında Kudüs’ü fethetti.

Sûr şehri hariç Filistin’deki bütün kaleler bir yıl sonra tamamen Selâhaddîn’in eline geçti. Ertesi yıl Trablus Kontluğu ve Antakya Prinkepsliği’ne karşı sefere çıkan Selâhaddîn, Trablusşam’a ait birkaç kale ile Antakya Prinkepsliği topraklarının çoğunu ele geçirdi. Diğer yandan Kudüs’ün ve birçok kalenin düşmesi üzerine bütün Batı Avrupa ülkelerinin katıldığı yeni bir Haçlı seferi düzenlendi. Haçlılar 1189’da Akkâ’yı kuşattılar. Selâhaddîn ile Haçlılar arasında Akkâ önünde iki yıla yakın süren şiddetli savaşlar yapıldı. Fransa Kralı Philippe Auguste, Alman İmparatoru Barbarossa, İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard orduları ve donanmalarıyla gelip savaşa katıldılar. Akkâ 17 Cemâziyelâhir 587’- de (12 Temmuz 1191) Haçlılar’ın eline geçti.

Ancak Akkâ ile Yafa arasındaki sahil şeridini de ele geçiren Haçlılar’ın Kudüs’ü almak için yaptıkları teşebbüsler Selâhaddîn tarafından başarısızlığa uğratıldı. Nihayet 21 Şâban 588 (1 Eylül 1192) tarihinde iki taraf arasında üç yıl sekiz ay süreli barış antlaşması imzalandı. Bazı tarihçilerin Akkâ ile Yafa arasındaki sahil şeridinin Haçlılar tarafından geri alınmasının en önemli sebebi, yıllardır cephede olan Selâhaddîn yorgun ve hastaydı; askerleri de yıpranmıştı. Haçlılar’ın bir dereceye kadar başarılı olmasının asıl sebebi donanma desteği ve dinç kuvvetlerle savaşmalarıydı. Selâhaddîn, Muvahhidler’den (Endülüs Emevilerinin devamı olan İspanyadaki İslam devleti.) donanma yardımı istemiş, fakat yardım alamamıştı.

Selâhaddîn, Haçlılar’la antlaşma yaptıktan kısa bir süre sonra 27 Safer 589’da (4 Mart 1193) Dımaşk’ta 55 yaşında vefat etti. Bu tarihte Mısır, Libya, Yemen, Filistin, Suriye ile Malatya ve Ahlat’a kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve Hemedan’a kadar Kuzey Irak’ta onun adına hutbe okunuyordu. Yerine büyük oğlu el-Melikü’l-Efdal Ali geçti.

Maalesef biz torunları onun mirasını koruyamadık. Şam eyâleti Osmanlı’nın hâkimiyetinden çıkınca bölgeyi işgâl eden İngiliz ordusunun komutanı Genal Allenby, Şam Emevi Câmii’nin hemen yanında medfun olan Selâhaddîn Eyyûbî’nin kabrine muzaffer bir komutan edâsıyla girer ve alaycı bir şekilde “Yine geldik Selâhaddîn” der.

Benzer bir durumda Osmanlı devletinin kurucusu Osman Beyin kabrinde yaşanır. Yunan işgali sırasında Yunan askerlerinin başında Kral Venizelos’un yedek subay olan oğlu Sofokles vardır. Bir ayağını mezar sandukasının üzerine koyarak resim çektirir ve resmin arkasına şu notu düşerek Atinaya gönderir.  “Ordularımız Bursa’ya hakimdir. Şu anda Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman ayaklarımın altındadır. Bizans’ın intikamını aldım.”

Selam, Hürmet ve Duâlarımla. Allaha emanet olun. Gelecek makalemiz, Sleâhaddin-i Eyyubî’nin şahsiyeti hakkında olacak.

 



Etiketler: , , , , , ,
Kategoriler: Mehmet Nuri Turan

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?