SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

MUSTAFA KEMAL’İN KAZLARI

MUSTAFA KEMAL’İN KAZLARI
19 Ağustos 2019 - 23:54

 

Mısırlı bir işadamının çok sevdiği köpeği ölünce taziye çadırı kurar, üç gün üç gece sazlı sözlü parti düzenler. Bu vaziyete sinirlenen mahalle muhtarı israf yaptığı için adamı mahkemeye verir. Duruşma günü hâkim, köpek sahibine: “Halk bu kadar açlık ve sefalet içinde kıvranırken niçin binlerce dolar parayı israf ediyorsun?

Adam: “Hâkim Bey! Köpeğimin yirmi bin dolar parası vardı. Ölmeden evvel vasiyetinde ‘şayet ben ölürsem on bin dolarla taziye partisi yaparsın. On bin doları da mahalle muhtarına verirsin’ der.” 

Muhtar hemen yerinden fırlar: “Rahmetli köpek ne dedi, ne dedi? Hele bir daha anlat…”

Bu günlerde, Kirazlı bölgesinde altın madeni işleten Alamos Gold isimli Kanadalı şirket aleyhinde muhtelif protestolar yapılıyor. 

Şayet Kanadalı şirketin CEO’su Paul Morphy, CHP ve kardeşlerine birer hisse verseydi tamamının sesi kesilir, Mısırlı muhtar gibi Paul’un ruhuna rahmet hatta mevlit bile okutulur, İmamoğlu da mevlide Yasin okuyarak iştirak eder ve bugün yapılan protestoların hiçbirisi cereyan etmezdi.

Vatandaş niçin altın üretimine karşı çıkıyor? 

Altın işleterek uluslararası piyasalara ihracat yapan Türkiye’nin yıllık talebi 160 tondur. 27 tonu yerli üretimden karşılanırken 133 tonu ithalat kanalıyla sağlanmaktadır. Altın madenine karşı çıkanlar; Amerikan menfaati için çabalayan naylon solcular veya müstevlilerin emellerine hizmet eden elemanlar olduğu kanaatindeyim. 

Türkçe bir ifadeyle, karanlık aklın esas maksadı: Ülke için ciddi bir ihtiyaç olan altın üretimine mani olmak; böylece Amerika, Almanya ve İsviçre gibi ülkelerden ithalat yapıp ecnebileri zengin ederek memleketi maddeten çökertmek… Veya altın keşfi yapılan ocaktan, hiçbir emek vermeden havadan pay kapmaktır. 

Meselenin başka herhangi bir izahını bilen var mı aranızda? 

Siyanür olmadan altın elde etmek mümkün mü?

Dünya altın üretiminin %85’i; tabiatı icabı siyanür kullanılarak elde edilmektedir. Toprak oksitleriyle beraber bulunan altının yeryüzünde siyanürden başka hiçbir işleme metodu mevcut değildir. Üretimin %15’i ise toprak içinde, kaya parçaları arasında veya dere yatağında bulunan nabit altındır. Altının bir kısmı hava veya su kullanılarak altın elde edilir ancak siyanür kullanılmazsa yine toprak arasında büyük oranda altın parçacıkları kalmaktadır.

Geçenlerde toprak ve kaya parçaları öğüterek su vasıtasıyla altın üretimi yapılan bir tesise uğradık. Atık topraktan numuneler aldık ve laboratuvara gönderdik. Siyanür kullanılarak o atık toprağın içinde dünya standartları üzerinde 32 gr/ton altının varlığını tespit ettik. Demem o ki siyanür olmadan altın elde etmek pek mümkün görünmüyor. 

Türkiye bu madenden ne kazanacak? 

Türkiye gibi bir ülke, evvela Londra Borsası Sözleşmesine binaen toplam üretimden takriben %7’lik gibi bir pay alır. İşletme giderleri çıkarıldıktan sonra elde edilen altın veya diğer metallerden %22 gelir vergisi alır. Sonra katma değer vergisi alır. Devlet, istikşaf öncesi bütün sahadan km2 başına on dolar gibi ufak meblağlar tahsil eder. Lakin istikşaf sonrası ise altının keşfedildiği havzadan her sene km2 başına on bin dolar gibi ciddi miktarda arazi kiralama bedeli tahsil eder.

Hulasa sahadan elde edilecek gelirin takriben %50’si devletin kasasına girer. %25’i işçi maaşları, makine, fabrika ve enerji gibi işletme masraflarına gider. Kanadalı şirketin payına da % 25 civarında net bir kâr düşer. O yüzden altın üreticileri, en fazla vergi ödeyen şirketler arasında yerini almaktadır.

Siyanürle imalat çok mu tehlikeli?

Türkiye’de altının tabiatta mevcut şekli icabı, on sekiz seneden beri siyanür kullanılarak üretilmektedir. Bugüne kadar hiç kimsenin malına, canına, çevreye, su havzalarına ve toprağa zarar verildiğine dair herhangi bir mahkeme kararı veya ispatı yapılmış tek bir hadise dahi mevcut değildir. Zaten on bin damla suya üç-beş damla siyanür ilave edilerek işlem yapılmaktadır. 

Mesela Bergama’da siyanür atık havuzu içindeki siyanür miktarı 0.2 mg/Litre seviyesindedir. Hâlbuki marketlerde satılan çekirdekli meyve sularındaki siyanür miktarı 1-15 mg/litre seviyesindedir. Sigara dumanı, şeftali, kiraz ve kayısı gibi meyve suları ve elemanların Kaz Dağlarında tükettiği şarap gibi içeceklerdeki siyanür oranı çok daha fazladır.

Türkiye’de faaliyet gösteren madenciler;  Amerika, Almanya, Kanada, İsveç ve Avustralya gibi altın çıkarma işleminde dünya standartlarında aynı teknoloji ve yöntemi kullanmaktadır. 

Peki, bütün dünya milletleri çevre düşmanıdır; bir tek gösteri yapan elemanlar mı çevre dostu acaba?

Kirazlı Bölgesinde altın arama faaliyetleri, 1980’lı yıllara kadar dayanır. Kanadalı şirket; Ak Parti kurulmadan evvel 2001 yılında saha ruhsatını, başka bir şirketten devraldı. Madenin tarihçesi Bülent Ecevit ve Kenan Paşa’ya kadar bile uzanır…

Meselenin başka hassas bir noktası…

Altın elementinin olduğu sahalarda elmas ve rubidyum gibi gramı altmış bin dolar değerinde olan nadir toprak elementleri de bulunur. Kanadalıların bahsi geçen çok değerli nadir toprak oksitlerini işletecek yüksek teknolojiye sahip olduğu kesindir. Şayet yeteri miktarda nadir metaller veya radyoaktif elementler keşfedilirse, böyle bir tesisin kurulması gündeme gelir ki Avrupa, Amerika, İsrail ve Türkiye’deki oğullarının esas telaşı ve paralı askerlerini dağlara sürmesi de bu yüzdendir. 

Şimdiye kadar neredeydiniz?

Türkiye’de ithal edilen siyanürün %97’si tekstil, galvaniz, boya, ilaç, kozmetik, plastik ve kuyumculuk sektöründe tüketilir. %3’ü ise Kanadalı şirket gibi altın sahası işleten madenciler tarafından tüketilir. Yıllardır şu %97 siyanürün kullanımını yapan şirket, holding ve sanayicilere karşı bugüne kadar kaç protesto düzenlediniz diye sorarlar insana, madem çevrecisiniz…  

Şayet mesele ağaç ise, İstanbul’a bekleriz… Babanız Koç, Boğaz’a nazır Mavramoloz Ormanları’nda üniversite binaları için on binlerce ağaç kesti. Buyurunuz, evvela şu dünya şehri İstanbul’da yapılan ağaç katliamını halledelim…

Kaz Dağlarına gitmişken… İmamoğlu ve ailesinin aynı bölgede betonlaşma projesini niçin protesto etmiyorsunuz? O beton binalar, ekmek yedirmez, yağmur yağdırmaz, havayı temizlemez… Lakin o altın sahası, çevreye hiçbir zarar vermeden hem devlete yüz milyonlarca dolar para kazandırır hem de yüzlerce vatandaşın ekmek kapısı olur. 

Madem ağaçları çok seviyorsunuz, niçin ağaç yerine sürekli heykel dikiyorsunuz o zaman?  

Milyonlarca lira harcanarak yapılan o putların ekonomiye, sanayiye, enflasyona, çevreye, havaya, su havzalarına veya insan sağlığına dair tek bir faydasının olduğunu söyleyebilir misiniz?

Muhammed KAHTAVİ