SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Afyon Hapsinin 70. Yıl Sene-i Devriyesi!

Afyon Hapsinin 70. Yıl Sene-i Devriyesi!
23 Eylül 2019 - 13:49

                                                                   

Hz. Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’un Üçüncü Mahkemesi diye tesmiye ettiği, Eskişehir ve Denizli Mahkeme ve Hapislerinden sonra girdiği Afyon Mahkeme safahatı 23 Ocak 1948 Cuma günü Hz. Üstad’ın Emirdağ’da tevkif edilmesiyle başladı.

Muazzez Üstad ve talebeleri bundan tam 70 sene önce bugün, 20 Eylül 1949 Salı günü sabaha karşı (normalde sabah 10 gibi tahliyeler olurken) gizlice seher vakti tahliye edildiler. Kendilerini karşılamaya gelen hiçkimse yoktu. Memleketlerine gidecek bir çok Nur talebesi yol harçlığından dahi mahrumdular… 20 Eylül 1949, Türkiye’de yeni bir devrin, içtimai, siyasi bir değişimin ayak sesleriydi . Ve Muazzez Üstad Said Nursi Hazretleri bundan sonra bir daha medrese-i Yusufiyeye girmedi. Her ne kadar İstanbul Gençlik Rehberi Mahkemesi ve farklı memleketlerde açılan yüzlerce mahkeme olsa da Bediüzzaman bir daha hapsedilemeyecekti…
20 Ay Devam Eden Medrese-i Yusufiye Günlerinden Sonra…
Hz. Üstad 20 ay kaldığı, zehirlendiği, türlü türlü eza ve cefaya maruz kaldığı fakat zindanları gülistan, hapishaneleri medrese eyleyen o Ulu Sultan, Afyon Hapsini de bir Medrese-i Yusufiyeye çevirdi, El Hüccetüzzehra gibi bir tevhid bahsi ve 14. Şua gibi meslek ve meşrebini müdafa sadedinde yazılmış muhteşem müdellel mektuplar o 20 aylık devre-i zulmetin nurani meyveleri oldu.
Merhum Mustafa Sungur Ağabey o tahliye gününe dair şu hatırayı nakleder;
Üstadımız 20 Eylül 1949’da tahliye edilir: “Zübeyr Ağabey, ev tutmuştu tahliye olduktan sonra. Orada Zübeyr Ağabey, Konya’dan Ziya Nur ve ben sabah tesbihat yaparken duydum ki dışarıdan at sesi geliyor.”

Mustafa Sungur anlatmaya devam ediyor: “Sabah namazını kıldık, baktık fayton sesi. Üstad geliyor. Sabah kalabalık olmasın diye Üstad’ı erkenden tahliye etmişler. Üstad geldi, bizi polislere gösterdi ve ‘Bunlar Türk milletinin medar—ı iftiharlarıdır’ dedi. Üstad o şeyde bile davasını anlatıyor yani.Sonra Hz. Üstad iki ay kadar kaldı Afyon’da.”

Ve Netice

Afyon mahkemesini tertib ve iftiralarla açtıran gizli dinsizler, Bedîüzzaman’ı i’dam etmek plânını çevirmişlerdir. Bu fevkalâde ehemmiyeti haiz büyük müdafaatın bir parçasını aşağıya aldığımız kısım böyle imhacı zalim dinsizlere karşı onun ölümü hiçe sayarak haykırdığı hakikatlerdir. Neticede, Temyiz Mahkemesi mahkûmiyet kararını nakzetti. Ve aynı mahkeme iki defa Bedîüzzaman’a beraet verdi. 20 Eylül 1949’da Bediüzzaman tahliye etti. Ve Nihayet bütün Risale-i Nur Külliyatı ve beşyüze yakın mektublar bilâ-kayd u şart Bedîüzzaman’a iade edildi.

Üçüncü Medrese-i Yusufiye ve Nuriye olan Afyon Hapsinden Hatıralar

Müddeiumumi Mustafa Sungur’a sorar: “Said Nursî’yi nasıl tanıyorsunuz?” Henüz 18 yaşını yeni doldurmuş olan Sungur. Savcının suâline şöyle cevap verir; “ Kemâlât-i insaniyenin zirve-i bâlâsında biliyorum.”

Afyon’da savcının ısrarla Nur talebelerinin isim ve sayılarını sorması üzerine, Üstad:

“Afyon’u hapishane yap, ben de talebelerimin hepsinin ismini söyleyeyim!” diye cevap vermiş.

Afyon mahkemesinde Mahkeme reisi, Üstad’a sormuş:

“Mahkumiyetiniz var mı?”

Üstad:

“Yirmi sekiz senedir zulmünüzün mahkûmuyum” demiş.

Bunun üzerine mahkeme reisi, telâşla kâtibe emretmiş:

“Yaz yaz, mahkûmiyeti yok yaz.”

Hapishanede –zehirlenerek– ölüm döşeğinde iken, fırsat bulup ziyaretine varabilen bir talebesine şöyle demiştir: “Belki hayatta kalamayacağım, bütün mevcudiyetim vatan, millet, gençlik ve âlem-i İslâm ve beşerin ebedî refah ve saadeti uğrunda feda olsun. Ölürsem dostlarım intikamımı almasınlar!..”

Bedîüzzaman’ın hapishaneye gelmesiyle çok müstefid olan hapislerden birisi, pencereden selâm verdiği zaman “Sen Bedîüzzaman’a neden selâm verdin? Neden onun penceresine bakıyorsun?” diyerek dayak atılmıştır. Çok mübarek ve çok sevgili Üstadlarının hasta ve çok elîm vaziyetinde gizlice fırsat bulup görüşmeye çalışan talebeleri, yakalandıkları zaman falakalara yatırılarak dayaktan geçirilmiştir. Fakat onlar bu mezalimden aslâ yılmamışlar, imandan ve izzet-i İslâmiyeden gelen bir salabetle, o zalimler vurdukça onlar da her vuruluşlarında “Vur! Vur!” diye bağırmışlardır. “Düşmanın çizmesi boğazımıza bastığı zaman onun yüzüne tükür! Ruhun kurtulsun, cesedin ezilsin.” hakikatini matbuat lisanıyla da beyan eden Üstadları Bedîüzzaman’a ittiba etmişlerdir.

İşte böyle türlü türlü işkence ve tazyikatlarla, gerek hapishane dâhilinde gerek haricinde hizmetini dahi yaptırmamaya çalışmışlardır. Dünyada hiçbir kimseye yapılmayan zulüm ve ihanet, Bedîüzzaman’a yapılmıştır. Nihayet 20 Eylül 1949 günü ceza müddetini hapishanede tamamlayarak tahliye edilmiştir. Bütün hapishanelerde hapisler, resmî mesai saatlerinde tahliye edilirken Afyon Hapishanesinde de saat onda âdet iken, Bedîüzzaman’ı fevkalâde bir tezahürat ile karşılamaya hazırlanan halkın istikbaline mani olmak için şafak vakti ile sabah namazı arasında hapishaneden tahliye etmişlerdir.