SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Hulusi Yahyagil Kimdir?

Hulusi Yahyagil Kimdir?
Mehmet Nuri Turan( mehmetnurituran@nurdanhaber.com )
01 Ekim 2019 - 12:33

Evvelemirde itikadımız odur ki Risale-i Nur dairesine giren herkes istihdam olunuyor. Bu isdihdam herkesin kabiliyetine ve ihlasına göredir. Üstadımız bunu muhtelif yerlerde izah etmiştir. Risale-i Nurdan anladığımız odurki istihdam olunanların başında Hulusi Bey gelmektedir. O zatın  hizmet anlayışını ve hizmetteki yerini kendi fikrimi katmadan Risale-i Nurdan Hulusi Bey kimdir? Ve Hulusi beyin kendi kaleminden, hizmet anlayışını anlatmaya çalışacağım. Amacım Hulusi Beyi kuru kuruya medih etmek değil, Gavs-ı Azamın ve Üstadımızın bunca iltifatına mazhar olan bu zatın hizmet anlayışını kavramaya çalışmak ve olduğu gibi taklit etmekten ziyade, istifade etmeye muvaffak olmaktır.

Önce mübarek Üstad’ımızın VEFÂTIMDAN SONRA SADÂKATLİ VÂRİSİM, BİRÂDERZÂDEM… Diğe hitap ettiği Hulusi Bey için neler demiş Risale- Nur’da hakkında neler yazılmış birkaç pasajla kısaca bakalım.

            …Birincisi: Hulûsî ise, âhirdeki Sözler’in ve ekser MEKTÛBÂT’ın yazılmasına onun gayreti ve ciddiyyeti en mühim sebeb olması… (Barla Lahikası)

…..İşte seni gurûrsuz bildiğim için bu sırrı sana açıyorum. Şöyle ki, ben Sözler’i yazarken ihtiyârsız olarak ekser temsîlâtı, şuûnât-ı askeriye nev’inde zuhûr ediyordu. Ben hayret ediyordum. Neden böyle yazıyorum, sebebini bulamıyordum. Sonra hâtırıma geldi ki, belki istikbâlde şu Sözler’i hakkıyla anlayacak, kabûl edip hırz-ı cân edecek en mühim talebeleri askeriyyeden yetişecek. Onun için böyle yazmaya mecbûr oluyorum, düşünüp o kahraman askerleri bekliyordum.

İşte mağrûr olma, şükret; sen o askerlerden bahtiyâr birisisin ki, evvel yetiştin… (Barla Lahikası)

…Mezhebimizde (mesleğimizde) firâk yok. Sen nerede bulunsan, şu kardeşin ile ellerinizdeki Sözler vâsıtasıyla sohbet edebilirsin. Ben de istediğim zamân, seni yanımda dergâh-ı İlâhîye berâber el açıp niyâz etmek sûretinde görebilirim….(Barla Lahikası)

Azîz, sıddîk, muhlis kardaşım ve îmân hizmetinde sebâtkâr, metîn arkadaşım!

….Evvelâ: Kat’ıyyen bil, sen eski mevkııni nûr dâiresinde, tam muhâfaza ediyorsun. Ve senin ile muhâbere hiç kesilmemiş. Ben kardaşlara yazdığım mektûbumda “Azîz sıddîk” dediğim vakit dâimâ saff-ı evvelde Hulûsî de muhâtabdır. …”. (Barla Lahikası)

“….Belki ru’yâdan ziyâde gördüğün vâkıa, bir hakíkatın temsîlidir, tâ’bîri pek zâhir olduğu için tafsîl etmeyeceğim. Yalnız bir-iki noktayı ihtâr ediyorum…”

Birisi: İkimize bir beşârettir ki, hizmetimiz makbûl oluyor. Livâü’l-Hamd-i Muhammedî altında asker kabûl edilmişiz. Bize bir bayrak verilmiş. Hizbullahda dâhil olmuşuz.

اَلَا اِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ    sırrına mazhar olmuşuz, demektir…” (Barla Lahikası)

 

“…Birisi: İkimize bir beşârettir ki, hizmetimiz makbûl oluyor. Livâü’l-Hamd-i Muhammedî altında asker kabûl edilmişiz. Bize bir bayrak verilmiş. Hizbullahda dâhil olmuşuz.

اَلَا اِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ    sırrına mazhar olmuşuz, demektir.

İkinci Nokta:Günde iki def’a beni göreceksin” şuna işârettir ki: “Günde iki def’a seni yanımda hayâlen ihzâr ediyorum. Sen dahi yirmi dört saatte iki def’a, Sözler vâsıtasıyla Üstâdınızla sohbet ediniz” demektir. Veyâhut, sabahdaki duâda ben seni yanıma, akşamdaki dersde sen beni yanına, ihzâr ederiz. Günde iki def’a görüşürüz.

 

İkinci ru’yân ise: Sana ve Müslümanlara büyük bir beşârettir. Ve sarıklılara ehemmiyetli bir itâbdır. Onuncu safta iken İmâmetin çok ma’nidârdır. İnşâallah, Cenâb-ı Hak seni, âlî bir mertebe olan “İmâmlık Mertebesi”ne mazhar eder...””  (Mektubat, Dokuzuncu Mektub)

“…BİRİNCİ SUÂLİNİZ: Cedlerinizden birisinin imzâsı “es-Seyyid Muhammed”e dâir mahrem suâliniz var.

Kardeşim, buna ilmî ve tahkíkí ve keşfî cevâb vermek elimde değil. Fakat, ben arkadaşlarıma derdim ki: “Hulûsî ne şimdiki Türklere ve ne de Kürtlere benzer. Bunda başka bir hâsiyet görüyorum.” Arkadaşlarım da beni tasdîk ediyordular. “Dâd-ı Hak râ kábiliyyet şart nist”  sırrıyla, “Hulûsî’de büyük bir asâlet tezâhürü bir dâd-ı Hak’dır” derdik.

Hem kat’ıyyen bil ki; Rasûl-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın iki âli var. Biri: Nesebî âldir. Biri de şahs-ı ma’nevîsi ve nûrânîsinin risâlet noktasındaki âli var. Bu ikinci âlde kat’ıyyen sen dâhil olmakla berâber, birinci âlde dahi delîlsiz bir kanâatim var ki, ceddinin imzâsı sebebsiz değildir…” (Osmanlıca Lem’alar, Dokuzuncu Lem’a)

….Elhâsıl : Şu zamanda dellâl-ı Kur’an ve hâdim-i Fürkan olan o adamın iki ismi ve iki lâkabı var. “El-kürdî” lâkabı ile “Molla Said” ismi, اَنَا لِمُرِيدِى fıkrasında zâhir görünüyor. “Nursî” lâkabiyle Bediüzzaman Said ismi كَُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ fıkrasında âşikâr görünüyor. Hattâ hizmet-i Kur’aniyede en mühim bir arkadaşı ve hâlis bir talebesi olan Hulûsi Bey’e  لِلَّهِ مُخْلِصًا تَعِيشُ سَعِيدًا صَادِقًا بِمُحَبَّتِى fıkrasında işaret olduğu gibi, diğer bir kısım talebelerine işaretler var…. (Sikke-i Tasdik-i Gaybî)

Merhum Hulûsi Bey Üstadın vefatından sonra Nur talebeleriyle mektublaşmasını sürdürmüş. Bazen onlardan gelen suallere cevap sadedinde bazende ikaz makamında yüzlerce mektub neşretmiş. O mektuplardan nasıl hizmet edilmeli konusunda birkaç numune aktaracağız.

Bu parça Üstadımızın vefatından sonra hizmetin istikbali ve ne olacak türü endişeleri izale etmek için yazılmış mektubtandır.

“Hazreti Üstâd’ın Rahmeti rahmâna kavuşması ba’zı kimselerde acib şeyleri hatıra getirmiş. Ezcümle diyorlar ki:

S.1- Üstâdîn vefatıyla şakirtleri dağılâcaklar mı?

S.2- Yerine kim bu vazîfeyi devâm ettirecek?

Eğer hizmet Üstâdîn şahsına münhasır ise baş giderse ayak payidar olmaz. Bu şübheli sözlere cevaben deriz ki:

C.1- Merhûm Üstâd bu vazîfeyi birinden devralmamıştır. Zulümler ve işkencelerle geçen hayâtında Kur’ân ve îmân hizmetinde Allah tarafından çalıştırılmıştır. Said bir çekirdek idi çürüdü gitti. Fakat ondan nûrânî Risâle-i Nûr Külliyatı bir şecere-î tûba gibi ve yüzotuz parça Risâle-i Nûr eczaları cennet meyveleri gibi yetişti. O mubarek eserleri kim okumuş veyâ dînlemiş ve kabûl etmişse onlarda Risale-i Nûr’un talebeleri, Kur’ân’ın tilmizleri ve bu mübârek meyvelerin garezsiz, ivazsız naşirleridirler. Peygamber (sav)in vefatından sonra başka bir peygamber gelmemiştir ve gelmeyecektir. Fakat şeriatı ve ona inzal buyurulan Kur’ân hurufuyla nukuşuyla ebede kadar hıfz-ı İlâhi ile mahfuzdur, İslamiyette vefat-ı nebevîden sonra çok şaşalı bir sûrette parlamış ve intişar etmiştir.

انا نحن نزلنا الذكر وانا له لحافظون

fermanı Kur’ân’ın muhâfazasına Cenab-ı Hakkın taahüd buyurduğuna kati bir delildir.

Bu asırda merhûm Üstâd’a hikmeti müktezası Allahu Zülcelâl bu vazîfeyi gördürdüğünü insaf ile bu hizmeti başından sonuna kadar geçen vakayı tetkikten geçirenler, tereddüt etmeden kabûl ederler ümidîndeyiz….

Hayâtında, eserleri şahsına bağlanmadığını; hem eserlerinde ve hem şifâhî müsâhebelerinde, müteaddit def’alar emreden muhterem Üstâd’ın vefatı şâkirdlerin dağılmalarını değil, belki aralarındaki  sû-i tefehhümleride

اذا مروا باللغو مروا كرامًا

sırrınca izâle ederek, İhlas kaidelerini ihlal etmeden ve enâniyete düşmeden devâm ettirmelerine sebep olacaktır. İmanı tahkiki dersi alan Risâle-i Nûr şâkirdlerine yakışanda budur.

C.2- İkinci endişeli ve şübheli suâle gelince: Nûr’un meslği, tarîkat değildir ki bir babaya lüzûm görülsün ve bir  postnişîne ihtiyaç olsun. “İhlas Risalesi” bu suâle kâfi ve mukni’ cevap verdiğinden sözü o risaleye bırakarak hatıra gelen şöyle bir suâle cevap vermeğe çalışalım.

Suâl: Madem ki Merhûm Üstâd’a, Allah’ın bir me’ûru diyorsunuz. Nûr’un mesleği de tarîkat kaidelerine tâbi’ olmadığına göre böyle bir me’ûra artık ihtiyaç yok mu varsa kimdir? Veyâ ne zamân böyle bir me’ûru Allah gönderecektir.

Elcevap: لايعلم الغيب الا اللهGaybı ancak Allah bilir.” Bizler buna kaniyizki Risale-i Nûr’un kalplerdeki Fütûhâtı İnâyât-ı Hakla devâm edecek. Belki Üstâd’ın hayâtından ziyade vefatından sonra Risâle-i Nûrd’an istifade edenler çoğalacak. Bunlar, umûm mevcuda göre adeden azınlık ta olsalar, bir gün gelecek ki eser-i Rahmet ve İnâyet olarak Zü’l-cenâheyn bir zât, emri İlâhi ile bu îmânlıların başına getirilerek îmânsızlığa karşı mücâhede ve İ’la-yı Kelimetullah yaptırılacaktır.

Risâle-i Nûr Şakirtlerine düşen vazife, Hizmet-i İmaniyeye devâm edip Allah’ın iradesine ait işlerle boşu boşuna meşgûl olmamak ve bütün ehli îmâna alel husus Nûr hizmetindeki talebe kardeşlerle Uhuvveti bozan şeylerden şiddetle kaçınmaktır. “

İbrahim Hulusi YAHYAGİL (RH) 1960

Risale-i Nur,u izah ve şerh sadedinde kitap yazılması konusunda kendisine sorulan suale verdiği cevaptan bir parça.

“….. Hem yine 13. Söz’ün son yarısında, ihâtâ ve muvâzene-i hakàik cihetiyle fikr-i beşerin nâkısiyyeti ve 27. Söz olan İçtihad Risâle’sinde “Bu zamânda hayât-ı dünyeviyyenin te’mîni , siyâset merâkları ve ahkâm-ı dîniyyeye teslîmiyyet yerine, felsefe ve aklın maslahat anlayışına tâbi’ olmak gibi cemiyetin üç mühim husûsiyyetiyle semâvîlikten uzaklaştırması sebebiyle zamânımızda erbâb-ı ilmin, ilm-i şerîatta ve kemâlât-ı dîniyyede yetersizliği isbât edilmiştir.

….Bundan başka daha mühim bir cihet de şudur ki, ilhâmât-ı İlâhiyye ve füyuzât-ı Kur’âniyye ile ma’nen vazîfeli şahsiyyetin irşâd sahasında, bilhassa onun ma’nevî şahsiyyetini bilenler, allâme de olsalar, eser yazmak değil, ancak o zâtın eserleriyle hizmet etmek gerektir…     …Fikr-i beşer nâkısiyyetiyle semâvîliğe menşe ve medâr olamaz. Binâenaleyh asrın irşâdiyle muvazzaf Kur’ânî ve ilhâmî âsâr varken, onun ma’nen muvazzafiyyetini bilenler ve kabûl edenler, o âsâr ile hizmet etmeleri îcâb eder. O ilhâmî âsâr ise, asrımızda Risâle-i Nûr’dur. ….”

İbrahim Hulusi YAHYAGİL (RH)

1972 yılında Erzurumda hizmet eden bir abimiz, hizmeti kim idare edecek ve bir şuraya ihtiyaç varmı? Risale-i Nur hizmetinde rükün abileri hizmette esas almak nasıl olmalı?  Sorusuna şöyle cevap verir.

…Üstâd hazretleri bir tarîkatın piri değildir ki postnişinlik vazîfesini birine veyâ bir zümre ve aralarında birini seçmek üzere bıraktığı, varis yaptığı düşünülebilinsin. Bu bâbta bir şurada düşünülemez hem bir hadîs-i şerîf ile sâbit olan her yüz sene başında bu ümmete Cenâb-ı hak îmânlarını tecdit için bir müceddid göndermesi husûsunun onun bir ferdi bu asırda Risâle-i Nûr’dur diyen Üstâdımızdır.

…. Malumunuzdur ki bu meslek şahıs değil, şahsiyyet-i ma’nevîye mesleğidir. Rükünlere dikkat etmek kanâatimce esâsa muhâlefet etmek olur….

 

İbrahim Hulusi YAHYAGİL (RH)

Merhum Hulûsi beyin deslerine iştirak edenler bilirlerki besmele ve halvaleden sonra salavat-ı şerife okur, ardından üç hadis-i şerif okuttuktan sonra derse başlardı. Bu konuda izah isteyenlere ve suallere cevabından bir parça.

…Üstâd hazretleri müelliftir, eserler ilhâm mahsûlüdür. O zât Kadîr ve Hakîm-i mutlak olan Allah’ın izni ile ve Hâkim ismine mazhar olarak bu hizmete sevk edilmiştir. Bakarım bir mes’ele-yi îmâniyye kalbe gelse 200 (İki yüz) âyet birden imdâda geliyorlar. Yâni gönderiliyorlar, dediğine bizzât şâhid olduğum bir zâtla yâni sırr-ı i’câz-ı Kur’ân’ı dâimâ almaya ve vermeye müheyyâ bir ma’nevî radyo istasyonu hâlindeki zâtla nasıl kendimizi kıyâs edebiliyoruz.

Biz bîçâreler manbâ-yı risâletten dâimâ feyz almaya ve aramaya muhtâcız ve mecbûruz. Bundandır ki; Tefeyyüze muvaffak olmak için o merkez-i risâlete ma’nevî bir muvâsalât çâresini arıyoruz. Salevât ve hadîslere bu sebeple mürâcaat ediyoruz. Ve binlerle hamd-u senâlar olsun ki bu sâyede fâideleniyor ve fâidelendiriyoruz….

….. Üstâd hazretleri, ilhâm olunan esâsları okuyor veyâ okutturuyor. Bana bir def’a kerdeşim ben de senin dersinde bulunmak istiyorum dedikten sonra benim mahcûb hâlimi görünce kardeşim ben demiyorum ki ben Üstâd’ınız değilim, fakat Said olarak senin dersinde, seni dînlemek istiyorum. Diye îzâh etmiştir ki bu îzâhın ma’nâsı onun okumasını aynen taklit değildir. Onun Nûrlu eserlerinden faydalanmak, çâresini aramaktır. Hem zât-ı Risâlete Salevât-i Şerîfe getirmek tek başına bir tarîk-i hakìkattır. Hem Peygamberimiz (sav) benim üzerime çok salevât getirin diye buyurmuş. Üstâd hazretleri de bundaki hikmeti eserinde beyân etmiştir….

İbrahim Hulusi YAHYAGİL (RH) 1971

Risale-i Nur derslerinde izah nasıl olmalıdır ve eserler nasıl okunmalıdır konusunda şu tavsiyelerde bulunur.

“İzah işi Dad-ı hakdır. Risâle-i Nûr hizmetinde olanlara âcil bir mükafattır. Sünuhat-ı kalbiye nev’îndendir. İzah herkese mümkündür, diyemem. Nûrlarla iştigàl edenlere ilhamat nev’indendir. İzah için bir arzû olursa Risâle-i Nûr eczalarında yeri olmayan, mes’elelere muhal-if bir izah yapılmamalıdır. Ya’ni Risâle-i Nûr külliyatıyla eczasını izah etmek kaidesine imtisal edilmelidir. İzah eden şu neticeye varmalı. Risâle-i Nûrdan bahsederken izahların Risale-i Nûr’un hakìkatlarına zıt bir şekil almamasıdır. Bu tarzı yapmazsa yalnız okusun. Veyâ eserlerdeki münasebetli olan yerlerini de açıp okumak sûretiyle okusun.

Bu eserlerden istifade için: Bunlar Kur’ân’ın tefsirleridir. Hürmet ve edeble okumak, dînlemek ve ma’nâları anlamaya çalışmak ya’ni tefekküre ehemmiyet vermek lazımdır.

Risâle-i Nûr’ lar kâfidir. Demek başka eserleri okumamak demek değildir. Onlar bu asrın ihtiyaçlarını te’mine kâfidir. Başka fâideli eserlerden de istifade olunmak da da bir mahzur yoktur. Şu şart ile ki o eserler Risâle-i Nûr’ların yerine konmayıp Nur’ lardan daha çok istifade etmeye yardımcı kabûl edilmelidir. Risâle-i Nûr’lar hariçte Nûr aratmaz. Hariçte Nûr arayanlar güneş yerine mum ışığı bulurlar.

Kur’ân’ın ma’nâ ve mealini öğrenmek için arapça okumak çok uzak yerden ab-ı hayât tiryâkiyle iksir getirmeye kalkar demektir. Bu zamânın bilinmesi zaruri ilim ve marifetini elde etmeye Risâle-i Nûr’ lar kâfidir.”

Netice olarak kendi istifademi sizinle paylaşmak sadedinde derimki. Risale-i Nur hizmeti hem meslektir hemde meşreptir. Dusturları ve kaideleri bizzat Üstadımız tarafından ilhami İlahi ile Şeriaat dairesinde konulmuştur. Bu melenin anlaşılması için basit bir örnekle açıklamak gerekirse Tasavvuf meslektir, Nakşilik ve Kadirilik birer meşreptir. Bir meslekten muhtelif meşrepler çıkar ve o meşrepler Mürşidler aracılığıyla kollara ayrılabir. Bu Risale-i Nur için söz konusu değil. Sahabe mesleğidir. Bediüzzamnın meşrebidir, asra ve ihtiyaca göre ilham olunmuş. Şahsi kanaatim şudurki İttihad-ı ümmetin tesisi için İttihad-ı Nur’un tesisi şarttır. Bunun için indi meşreplerimizi terk edip İhlas ve Uhuvvet dairesinde çalışmalıyız.

Hulusi abinin mektublarını ve hizmete taalluk eden bazı hatırlarını inşallah tashih edip www.nurdanbaher.com  sitemizde neşredeceğiz. Allaha emanet olun, Duâ buyurun.