SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Misyonerlerin Osmanlı Topraklarına Geliş Gayeleri!

Misyonerlerin Osmanlı Topraklarına Geliş Gayeleri!
Mehmet Nuri Turan( mehmetnurituran@nurdanhaber.com )
14 Ekim 2019 - 10:30

 

Değişik etnik köken ve dini inanca sahip unsurların bir arada yaşadığı geniş topraklara sahip olan Osmanlı Devleti, misyonerlik faaliyetleri için uygun bir zemine sahipti. Zira, azınlıklara tanınan geniş haklar ve yabancılara verilen kapitülasyonlar misyonerlerin faaliyetlerini kolaylaştıran faktörlerdi. Dünyanın önemli bir bölgesinde yer almasından dolayı  Osmanlı  toprakları en fazla göz dikilen yerler arasındaydı. Osmanlının tarihi, siyasi, ekonomik ve kültürel zenginliklerinden yararlanmak, dolayısıyla bu toprakları ele geçirmek isteyen Batılı büyük devletler misyonerlik faaliyetlerine büyük destekler vererek onlardan yararlanmaya çalıştılar.

19.yüzyıl ve 20.yüzyılın başları misyonerlik faaliyetlerinin en yoğun ve en parlak dönemidir. Bunun nedeni kapitalizmin emperyalizme dönüşmesi ve misyonerlerin de bu durumdan yararlanmasıdır. İşte bu yüzdendir ki Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerini incelerken olayın dini yönü kadar siyasi, kültürel, ticari ve ekonomik boyutunu da göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerlerin özellikle İstanbul, İzmir ve Kudüs gibi şehirleri merkez edindikleri dikkati çekmektedir. Buradan hareketle denilebilir ki, Osmanlı Devleti’nde sürdürülen misyonerlik faaliyetlerinin bir amacı da kutsal bildikleri yerlere yerleşmeye yöneliktir. Özellikle Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmak esas gayedir.

Kısacası, dinlerini ve mezheplerini yaymaya ve kutsal yerleri almaya yönelik olarak başlayan misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nin gerilemesine paralel olarak 19.yüzyıldan itibaren sömürgeci batılı büyük devletlerin emperyalist politikalarına hizmet eder hale gelmiştir. Bu yönü ile Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren misyonerler, Batılı ülkelerin Osmanlı ile olan ‘Şark Meselesi (Eastern Question)’ni  halletmelerinde araç olarak kullanıldılar. Esasını Osmanlı’yı yıkarak mirasını paylaşmak oluşturan ‘Şark Meselesi’nde Batılıların takip ettikleri politikalardan birisi içerdeki Hıristiyan azınlıkları Devlet’ten koparmaktı. Değişik tarihlerde Osmanlı ülkesine gelen misyonerler yaptıkları çalışmalar sonrasında Müslüman ve Yahudiler arasında fazla etkili olamadıklarını anlayınca bütün mesailerini ülkedeki Hıristiyan azınlıklar üzerinde yoğunlaştırdılar. Onları bir yandan kendi mezheplerine kazandırmaya çalışırlarken diğer yandan da verdikleri eğitimle millî duygularını uyandırarak Osmanlı’dan koparmak için uğraştılar. Başlangıçta Rum ve Ermeni ve Yahudiler üzerinde oynanan oyunlar daha sonra Bulgar, Arap, Türk, Kürd ve Nasturi gibi diğer unsurlara yönelik olarak devam etti.

KATOLiK MİSYONERLERİN FAALİYETLERİ

Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerler Katoliklerdir.  Fransız olan bu misyonerler hem Hıristiyanlığı yaymak hem de İstanbul’daki azınlıkların eğitimi ile ilgilenmek üzere 16.yüzyılın sonlarına doğru bölgeye geldiler. Osmanlı Devleti ile Fransa arasındaki iyi ilişkilerden yararlanan Katolik misyonerlerinin bir gayesi de Roma ve Bizans kiliselerini birleştirmekti

Cezvitlerle başlayan eğitim ve öğretim faaliyetleri sonunda, 1583’te İstanbul’da St.Benoit isimli Fransız okulu  açıldı. Cezvitlerden başka Katolikliğin diğer tarikatları olan Fransisken, Dominiken, Kapuçin ve Frerler rahip ve rahibeleri de Osmanlı ülkesine gelmeye başladılar ve çoğu kendi isimleriyle anılan St.Joseph, St.Michel, St.Louis ve Notre Dame de Sion  gibi okullarını açtılar.

Cezvit ve Fransiskenlerin en yoğun olarak faaliyet gösterdikleri yerler İstanbul, İzmir, Halep, Suriye, Filistin, Mısır, Irak, Kıbrıs ve Orta Yunanistan’dı. Papalık’ın desteğini alan ve kapitülasyonlardan yararlanan misyonerlerin faaliyetleri ile 17. yüzyıldan itibaren ülkedeki Katolik propagandası gittikçe artmaya başladı.

Salname ve Misyon Raporları’ndan yapılan derlemelere göre Birinci Dünya Savaşı öncesinde Fransız Katoliklerinin Cizvit, Fransiskenler ve Kapuçin kiliselerinin  Osmanlı topraklarında açtıkları okullarının sayıları şöyledir:

Cezvitlerin ülkenin değişik bölgelerinde yaygın olarak yaklaşık  6565 öğrencinin öğrenim gördüğü 37 okulu vardı. Bu okullarda çoğunluğu  Cezvit papazları olan görevli yabancı öğretmen sayısı ise 125 civarındaydı

Fransiskenlerin Osmanlı topraklarında okullarının dağılımı şöyledir:

Fransiskenlerin ağırlıklı olarak Suriye ve Filistin bölgesinde 1069 öğrencinin okuduğu 16 okulu vardı. Ayrıca Samsun (1), Trabzon (1), Harput (2), Malatya (1), Diyarbakır (1) ve Mardin (1) illerinde toplam 670 öğrencinin okuduğu 7 hemşire okulları vardı.

Kapuçin Okullarının Osmanlı topraklarında okullarının dağılımı ise aşağıdaki gibidir:

Kapuçinlerin ise 635 öğrencinin öğrenim gördüğü 13 okulu vardı. Özellikle Yukarı Mezopotamya’da çalışan Dominikenlerin ise Musul ve Kerkük’te yedi ila on rahip, on iki rahibe ve beş yüz civarında öğrencileri vardı. Freres de la Doctrine Chretienne adlı dini teşkilatın çalışma alanları Trabzon, Erzurum, İzmir ve İstanbul’du. Trabzon’daki okulunda 200 öğrenci, Erzurum’daki okulda büyük çoğunluğu Katolik  Ermenilerden oluşan 160’ı erkek, 90’ı kız olan 250 öğrenci öğrenim görüyordu. İzmir’deki beş okulda ise 763 öğrenci vardı. Bu teşkilatın en önemli ve etkili okulu İstanbul Kadıköy’deki ‘Le College Saint-Joseph des Freres’( Saint Joseph)’dir. Bunların dışındaki Fransız dini teşkilatları ve okullarının başlıcaları şunlardır: İzmir, Suriye ve Filistin’de faaliyet gösteren Les Peres Lazaristes, Peres des Missions Africaines de Lyon, Freres de la Mission Algerienne, Patriarcat Catholique Latin du Jerusalem, Petits Freres de Marie, Ecole on Institut Saint Pierre de Pere Ratisbonne, Trappistes, Carmelittes, Charisses, Dames de Nazareth, Soeurs de la Presentation, Soeurs du Rosaire, çalışma alanları Adana, Halep ve Sayda olan Soeurs Saint-Joseph de l’Apparition, Trabzon, İzmir, İstanbul, Suriye ve Filistin’de okulları olan Soeurs Saint Vincent de Paul ou de la Charite.  1914’lere gelindiğinde ülkedeki Fransız okullarının sayısı yaklaşık olarak 500 civarındaydı ve bu okullarda  59 414 öğrenci öğrenim görüyordu.

Katolik misyonerlerinin açtıkları okullarının yanı sıra ülkenin her yanına dağılmış olarak kurdukları hastane ve yetimhaneleri de vardı. Başlıca Fransız sağlık kuruluşları şunlardı: İstanbul Fransız Hastanesi, İzmir’de Saint Antoine Katolik hastanesi, Yafa’da Saint Louis Hastanesi, Kudüs’te Soeurs Saint Joseph Hastanesi, Beyrut’ta Fransız Hastanesi, Şam’da Soeurs Saint Vincent Hastanesi, Bursa’da Les Soeur Saint-Vincent de Paul Hastanesi, ayrıca İzmir’de dispanser, altı eczane ve bir kreş;Bursa Tripoli, Kudüs’te çok sayıda sağlık ocakları; Yafa, Rammallah, Betlehem, Nazaret, Fenerburnu, İzmit, musul ve Cizre’de birer dispanserleri vardı.

Fransız yetimhanelerinin dağılımı ise şöyledir: Soeur Saint-Vincent de Paul yetimhaneleri: Yaklaşık bin civarında yetimin barındığı yerler Beyrut, Kudüs, Tripoli, İzmir ve Suriye’nin değişik bölgelerinde açılmıştı. Hayfa ve Nazaret’te 210 yetime bakan Dame de Nazareth yetimhaneleri; 430 civarında çocuğun barındığı Kudüs’teki Dame de Sion yetimhaneleri; yine yaklaşık 500-600 çocuğun kaldığı Beyrut, Sayda, Nazaret, Yafa ve Kudüs’te bulunan Soeur Saint Joseph de l’Apparition yetimhaneleridir.

İstanbul ve İzmir gibi merkezlerde yayınlanan çok sayıda Fransızca dergi ve gazete ile çalışmalarını destekleyen misyonerlerin kültürel etkinlikleri de dikkate değer hususlardandır.

. Kısacası özellikle Suriye ve Lübnan üzerindeki çalışmaları ile Fransa’nın bölgeye yönelik emperyalist gayelerine hizmet eden Katolik misyonerleri çok sayıda açtıkları  okulları, hastaneleri, yetimhaneleri ve çıkardıkları yayınları ile Fransız Katolikleri hem kendi mezheplerini yayıyorlar hem de ülkelerinin menfaatlerine uygun kesimlerin kazanılmasını sağlıyorlardı. Bu yolla faaliyet gösterdikleri Osmanlı toprakları üzerinde etkileri oldukça fazlaydı.

Fransızlar gibi İtalyanlar misyonerleri de çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere Hatay, Beyrut, Selanik, Bingazi, Derne, Humus ve Trablusgarp gibi ülkenin değişik bölgelerinde okullarını açmışlardı. Daha çok İtalyan Cezvitleri ile yine İtalyan soyundan gelen Ivrea Rahibeleri tarafından açılan ilk ve ortaöğretim seviyesindeki okullarında verilen eğitimin amacı, İtalyanca’yı öğretmek ve kendi kültürlerinde nesiller yetiştirmekti.

19.yüzyıldan itibaren Osmanlı topraklarına gelen Alman misyonerleri ise daha çok kültürel etkinlik kurmaya çalıştılar. Kültür propagandası uzmanları olarak anılan Almanlar Yakındoğu’daki Alman çıkarlarının ve ekonomik kuruluşlarının ihtiyacı olan kadroların yetiştirilmesi maksadıyla Başta İstanbul olmak üzere İzmir, Beyrut, Selanik bölgelerinde ilk ve ortaokul seviyesinde okullar açtılar. Elazığ bölgesinde de faaliyette bulunan Alman misyonerleri burada Ermeniler için bir ortaokul açtılar. James Barton isimli bir misyonerin 1919 tarihli raporuna göre, Kurtuluş Savaşı öncesinde Türkiye’deki Alman misyonerlerinin sayısı 79 eğitim elemanı ve 791 rahip olmak üzere 890’dır. Ayrıca 7 çocuk yuvası, 17 ilkokul ve 1 ortaokul ile iki hastane ve 1 dispanserleri vardı. 1. Dünya Savaşı öncesi Almanların 1868’de İstanbul’da açtıkları Alman Lisesi’nden başka İzmir’de iş okulu niteliğinde bir enstitüleri ve yetimhaneleri ile Beyrut’ta yedi, Kudüs’te ise dört okulları vardı. Diğer ülke misyonerleri kadar etkili olmasalar da Almanya’nın bölgedeki nüfuzunu arttırmak için çalışan dini teşkilatlarından bazıları şunlardı. İzmir, Beyrut ve Hayfa’da merkezleri olan Communaute evangelique; Kudüs’te çalışan Deutscher Palastina Verein, Warte des Tempels isimli Kotalik teşkilatıdır.

Osmanlı topraklarında  açılan Katolik okulları arasında Avusturya okulları da zikre değerdir. Bu kurumlar İstanbul’un Galata semtinde toplanmış Sankt Georges (St.Georg) okulları olarak bilinir. Bu okullar Lazarist Kardeşler (Lazarist Brothers) ile Yardımsever Kardeşler (Sisters of Charity)  tarafından yönetiliyorlardı.

Gelecek makalemiz Protestan Misyonerlerinin failiyetleri olacak inşallah. Selam ve duâ ile Allah’a emanet olun.

Mehmet Nuri Turan